"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Çok sıkıldım!

Evet, domuz gribinden çok ama çok sıkıldım. Evden çıkamıyorum korkudan.

Günde yirmi kere el yıkıyorum, kendimi solüsyonlara buluyorum.
Evde de yapacak şey kalmadı yahu.
Derlendim, toplandım, temizlik yaptım, bütün dergileri okudum, kitaplar da tamam...
Artık son çare olarak kendimi Esra Ceyhan, Müge Anlı ve Zuhal Topal’a vuracağım.
Canlı telefon bağlantısıyla programlarına katılacak, cırtlak ve çatallı sesimle “Al dedi, çocukları dedi, çocuklarını istiyorsan dedi, kendini dedi, al kendini dedi, git dedi, nerde kalırsan kal dedi bana” diyeceğim.

Sahtecilikten çok sıkıldım! Şimdi de mandalinaları parlatıyor, cilalıyorlarmış.
Bir yetkili çıkıp “Satın aldığınız bütün meyveler aslında beyaz ya da şeffaf, biz onları Pantone kataloğundan seçtiğimiz özel renklerle boyuyoruz” dese inanacağım. Pes! En sonunda “Bodrum’a yerleşeceğim, kendi sebzemi yetiştireceğim” geyiği kitleler tarafından gerçeğe dönüştürülecek sanırım.

Telefon vasıtasıyla mesaj gönderebilecekken bunun için Twitter’ı kullananlardan çok sıkıldım. Twitter’daki “karizmatik tweet sendromu”ndan, kimseyi ilgilendirmeyen özel konuşmalardan, ay her şeyden, her şeyden çok sıkıldım.
Psychology Today’in web sitesinde blog yazan David Rock isimli arkadaş bu konuda çok isabetli saptamalar yapmış bu arada, bayıldım. Yaklaşık iki hafta önce Twitter olaylarına eğildi, neden “hem seviyoruz hem de nefret ediyoruz” dedi, uzun uzun yazdı.
Twitter’ın bu kadar hızlı büyümesinin sebeplerinden biri olarak “ınsanların statülerini yükseltme arzularına hizmet etmesini” gösteriyor.
Twitter’ın önlenilemez popülerleşmesini büyük oranda başkalarının gözünde iyi görünebilme, “önemli insan” olduğunuzu hissetme arzusuna bağlıyor.
Statü yükselmesi, beynin ödül mekanizmasını besleyen en önemli faktörlerden biri, anlattığına göre.
Twitter’da sizi follow eden kişiler arttıkça, beyin “Statün yükseldi, artık süper bir insansın” diyor, ödül mekanizması devreye giriyor.
Daha çok tweetlemek, “şu anda tuvaletteyim, yediğim şatobiryan dokunmuş, birazdan önemli arkadaşlarımla mesajlaşmaya devem edeceğim” benzeri cümleler kurmak ya da hissetmek için içinizde bir dürtü oluşuveriyor.
Vallahi soğudum, billahi soğudum Twitter’dan.
Tabii şu da bir gerçek: Bir haber alma aparatı olarak kullanıp muhabbet ve dedikodu tarafından uzak kalınca faydalı olabiliyor bu bir türlü sevemediğim kara gözlü tvitır. Ünlülerin içi boş cikcikleri ve gazetecilerin kendi aralarındaki muhabbetleri bir yana, elindeki enteresan bilgileri paylaşan birtakım yabancı şöhretler, trendlerden haber uçuran siteler, dergilerin, gazetelerin Twitter hesapları derken bir kapı diğerini açıyor, bütün dünya önünüze geliyor.
Bir hesaptan diğerine atlıyor, keşfediyor ve bir sürü değişik adam buluyorsunuz.
Bu cikcikleme olayının en çok bu yanını seviyorum.
Mesela David Rock’tan (kendisi bir yaşam koçu, bir düşünce insanı) Psychology Today’i follow ettiğim için haberdar oldum. Kendisi pek ilginç bir insan, takip etmenizi öneririm.

Zayıf kadın mı iyidir şişman kadın mı tartışmalarından çok sıkıldım.
Aslında bu laflar niye çıkıyor sebebi belli. Kilo alınca kendimizi iyi hissetmiyoruz ya, olay bu.
Bize dayatılan “zayıf kadın iyidir” meselesini bir kere öğrenmişiz, içimize işlemiş...
Reddetsek de belli ölçüde zayıflıktan hoşlanıyoruz.
Normal kadın bedeni olan 40’ı obez sanıyoruz, Deniz Seki gibi 40 beden olup “şişmanlamaktan” korkuyoruz. 36’ya sığmayınca sinir sahibi oluyoruz.
Aslında tüm bu tartışmalar, içimizdeki o reddedilemez kilo alma korkusundan kaynaklanıyor.
Öyle bir korku olmasaydı Ebru şallı’ya ya da zayıflığı öven her kimse ona böyle elimiz belimizde “Ne dedin seeeen, şraaak” diye saldırmazdık.
Öte yandan zayıflık konusu ciddi anlamda hassas ve tehlikeli. Zayıflık iyidir diyene sessiz kalmak elbette doğru değil. Ama tepkimizin şiddetinin bir bölümünü kesinlikle içimizdeki şişmanlama korkusuna bağlıyorum. 2000’lerin gerçeği şu: Beslenme bozuklukları ölüme kadar götürüyor ve yeni nesil genç kızlar anne-babalarına çaktırmadan tehlikeli yöntemlerle zayıf kalmaya çabalıyor.
Hal böyleyken “Sağlıklı kadın iyidir” diyor ve şuracıkta sıkıntıdan bayılmadan konuyu kapatıyorum. Müsaadenizle Zuhal Topal’la ızdivaç izleyeceğim. Komik kadın bu arada. Seviyorum kendisini.

Süper taktik!

Vodafone’un kendi reklamlarını tiye aldığı reklamlarına tek kelimeyle bayıldım, kahkahaları patlattım. Reklamların Hakkı Devrim’li ve Tugay’lı halleri bir ara o kadar dönüyordu ki çıktığı anda “mute” tuşuna basıyordum ve uzaktan kumandayı camdan fırlatıyordum; aynı monologları duymaya daha fazla tahammülüm kalmamıştı.
Vodafone şimdi bu durumu tersine çevirdi. Son derece zekice bir manevrayla hem de. Öncekilerle dalga geçen şafak Sezer’li reklamlar süper olmuş, daha izleyip de bayılmayan kimseye rastlamadım!
Şafak Sezer bana kalırsa “negatif reyting”i olan oyuncular arasında, son reklamlarla bu durumu tersine çevirmiş de oldu, iyi oldu.
Hem Vodafone’a hem de Şafak Sezer’e tebrik...
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI