Çok mu duygusal davranıyoruz

Haberin Devamı

Tam emin değilim. Bazen çok mu duygusal davranıyoruz diye düşünmüyor değilim. Şovenizmin peşindeyiz, bir kent milliyetçiliği mi, bölgeselcilik mi yapıyoruz? Bilemiyorum... Gereksiz karşılaştırmalar da yapmak istemiyorum, yani böyle bir yanılgıya da düşmek istemiyorum.
Bir yanda İstanbul var, bir dünya markası... Artık konuşuldu mu, Paris’le, Tokyo’yla, New York’la birlikte anılıyor. Herkesin gözü, dikkati orada... Giderek bir çekim merkezi oluyor. Gecesi ayrı, gündüzü ayrı renkli, dünyada 24 saat yaşayan ender kentlerden biri... İnsana birçok alternatif sunuyor. Hem de her konuda... İş olanakları fazla, büyüme şansı fazla, bireysel kariyer imkanları fazla... Üstelik; dev firmalar da bu süreçte geride kalmamak, açıkta kalmamak için de bir yarış içinde... Kısacası, İstanbul büyüyor, dikkat çekmeye de devam ediyor.
Uzun bir süredir Vadeli İşlemler Borsası’nın İstanbul’a taşınıp taşınmayacağını konuşuyoruz. Yani VOB... VOB, çok başarılı oldu, ilk fikir, geçmişte olduğu gibi İzmirlilerden geldi. Ürün borsasına hisseler de eklendi. Aslında çok küçük bir kısmıyla... Biraz ürün çeşidi eklendi mi, VOB uçup gidecek. Bu haliyle bile İMKB’yi solladı bile, dünyanın en fazla gelişen borsaları arasında birinci sırayı aldı.
Böyle olunca; İMKB de geride durmadı, duramadı. Gerçi İMKB de VOB’un ortağı ama... Hazır “İstanbul finans merkezi olacak” sloganının içine VOB’u da eklemeyi unutmadılar. Tabii, bu açıkça yapılmadı. “VOB İzmir’indir” filan dendi, ama alttan alta bu işlendi. Biz de bu oyunun içine girdik maalesef... Biz derken, İzmir kamuoyu...
“Almazlar, alamazlar” dedik, cılız tepkiler verdik. Başbakan İzmir’e geldiğinde eline bir dosya verdik. Ama o dosyada yüzlerce maddeyi sıraladık. Hep söyledim, tercihler listesi yaparak, birkaç konuya odaklanmadık. Uzun listelere bakıldı ve unutuldu.
“VOB’u bırakmayız, bırakmayacağız” sesi güçlü çıkmadı. Bana göre öyle...
Bu sadece VOB Başkanı Işınsu Kestelli’nin meselesi de değildi. Ege Bölgesi’ndeki tüm odalar, dernekler, sivil toplum örgütleri daha fazla konuşmalı ve sahiplenmeliydi. Sonuç...
VOB’u bırakmıyorlar, bırakmak istemiyorlar. Eninde sonunda almak istiyorlar... Bu dakikadan sonra döner mi, döner... Ama bu kadar cılız tepkiyle değil...
O yüzden diyorum ya... Duygusal mı davranıyoruz.

Haberin Devamı

Tuttu mu tutuyor
241...
İki yüz kırk bir...
Bu otel sayısı, daha çok da butik otel sayısı...
Diyorlar ya...
“Alaçatı dediğin küçücük bir yer...”
Doğru çok büyük değil...
Ama tuttu işte...
Sevildi işte...
Bu konsept merak uyandırdı işte...
Korumak, bozmamak...
Yenisini de eksine göre yapmak...
Dokuya uymak, uydurmak...
Bir model yaratmak...
İçine huzuru da dinginliği de sakinliği de...
Aynı zamanda eğlenceyi de gustoyu da eklemek...
Konuşuluyor işte...
İki yüz kırk bir...
Ve üç binden fazla yatak...
Bazı hafta sonları Avrupa’nın en önemli turizm merkezlerinden bile daha pahalıya satılan odalar...
New York fiyatlarındaki restoranlar...
İşte Alaçatı...
Eleştirseniz de bazen beğenmeseniz de...
Alaçatı gerçeği...
Tuttu mu tutuyor...
Sevildi işte...

Haberin Devamı

Bu zeybeği kaçırdım
Ben gidemedim, daha doğrusu yetişemedim.
30 Ağustos Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetler Günü nedeniyle İzmir Valisi Cahit Kıraç ve eşi Berrin Kıraç’ın verdiği resepsiyonda NATO Hava Unsur Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümgeneral Atilla Özler ile İzmir Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı Akar Karasu karşılıklı zeybek oynamışlar.
Salondaki herkes çok etkilenmiş, bu sürpriz gösteri dakikalarca alkışlanmış.
Baktım, tüm gazeteler ya birinci sayfalarından ya da büyük kullanmışlar. Televizyonlar ise epeyce uzun gösterdiler. Zaten zeybek de Ege’de, İzmir’de oynanır. Bayramlar da burada farklı kutlanır.
Kaçırmışım...

İlle de istemek mi lazım ben menüde görmek isterim
Ramazan öncesi İstanbul’da Nusret’te güzel bir akşam yemeği yedik.
Nusret Gökçe zaten çok popülerdi, ama Doğuş Grubu’nun Nusret’e ortak olmasından sonra medyada çok fazla yer aldı. Daha önce de yazmıştım.
Nusret Gökçe, o akşam gerçekten ustalığını gösterdi, bize müthiş bir menü hazırladı. “Etleri bana bırakın, siz bir şarap seçin” dedi. Biz de şarap menüsünü alıp, listeye bakmaya başladık.
O yazımda, “Bir İstanbul gecesinde Ege’nin şaraplarını konuşmak” diye başlık atmıştım. Nedeni şuydu. Bir kere sevindirici olan yakın bir geçmişe kadar İstanbul’daki restoranlarda Ege’nin şarapları listelerde yer bulamıyordu. Şimdi ise, çoğu restoranın menüsünde bulabiliyorsunuz.
Eleştirim sayıları az, çünkü daha fazla yer almayı hak eden çok fazla şarabımız var. Kavlar da yok değil, sipariş verdiğinizde istediğinizde o şarabı bulup getiriyorlar, ama istemeniz lazım. Ben şarap menülerinde daha fazla yer almalarını istiyorum. Görürseniz, tercih etme ya da deneme şansınız daha fazla olur. İkincisi fiyatları... Nedense Ege şaraplarının fiyatları ortalamanın üzerinde... En az yüzde 30, yüzde 50 daha pahalı... Geçen gün Sevilen’den Enis Güner ve Urla Şarapçılık’ın ortaklarından Bülent Akgerman ile konuşurken aynı örneği verdim.
Her ikisi de hak verdiler. Aslında İstanbul’da Nusret’teyken Enis’e telefon açıp menüdeki fiyatlar üzerine biraz sohbet etmiştik.
Güner de Akgerman da bu detayın farkında... Çünkü, her ikisi de biliyorlar ki, Ege’nin şaraplarını içirebilirlerse, denetebilirlerse bundan sonra tercih edenlerin sayısı da artacak.

Yazarın Tüm Yazıları