Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çok çok özel

GEÇTİĞİMİZ haftanın başlarında Kürşat Başkırt aradı. Sevgili Kürşat, şimdilerde Türk-Amerikan İşadamları Derneği'nin Antalya'daki kuruluş çalışmalarını yürütüyor. Aynı zamanda genç bir rotari...

Dediği şu; Amerika Büyükelçisi Mark Parris, Antalya'ya gelecekmiş. Çok dar kapsamlı, çok çok özel bir akşam yemeği düşünülüyormuş. 20 kişilik falan... Gazeteci olarak da aralarında beni görmek istiyorlarmış. Başka gazeteci de olmayacakmış.

Körün aradığı bir göz, Allah vermiş iki göz. Seve seve kabul ettim tabii... Dedikleri gün ve saatte Talya Otel'de buluştuk. Kimler yoktu ki?.. Hepsi de Antalya'nın hatırı sayılır işadamları... Yakalarımıza ismimizin yazılı olduğu birer kart takıp yemeğe geçtik. Benim masada üç fahri konsolos, bir de Amerika Büyükelçiliği Basın Müsteşarı Helena Finn vardı. Finn, ana dili gibi bildiği Türkçesi ile masadaki sohbetin hakimiydi. 1970'li yıllarda gelmiş Türkiye'ye... Türkçeyi nasıl bu kadar güzel konuşabildiğini sorduk. Kursa gitmiş. Ama, asıl öğretmenleri ise apartman komşuları olmuş.

ENFES BİR MÖNÜ

Çoban salata, avcı kebabı ve hünkar beğendinin ardından ikram edilen Talya'nın nefis dondurmalı kazandibi, masadakilerin favorisi oldu. Özellikle de Selahattin Saklıca'nın...

Beni en çok güldüren ise büyükelçinin eşi Joan Parris'in bir sözüydü... Antalyalı işadamı İbrahim Şencan, Türkiye İnşaat ve Tesisat Müteahhitleri İşverenleri Sendikası'nın da genel başkanıdır... Bu ayın sonlarında Ankara'da, Maliye Bakanı Sümer Oral'ın konuşmacı olarak katılacağı yemekleri varmış. Büyükelçiyi işte bu yemeğe davet etti. Ancak, büyükelçi o tarihlerde Amerika'da olma ihtimalinden bahsedince de tarihleri ayarlayıp gelmesi halinde mutlu olacağını söyledi. Şencan'ın bu sözüne cevap büyükelçinin eşi Joan Parris'ten geldi; ‘‘İnşallah.’’

UÇAN SEMALAR

Keyifli yemeğin bence ana konusu, büyükelçinin, ‘‘Uçan Semalar’’ adını verdiği bir projeydi. Çünkü, turizmi dolayısıyla Antalya'yı yakından ilgilendiriyordu. Çıkan sonuç şu oldu; Amerika'dan Türkiye'ye sadece İstanbul'a sefer yapılıyor. Oysa, bizim Türk Hava Yolları'nın sefer yaptığı üç kent var; Miami, Chicago ve New-York... Bu konuda Amerika'nın eşitliği sağlaması için iki kentimize daha sefer yapması şart... Bunlardan biri mutlaka Antalya olmalı... Hatta, Sun Ekspress'te Almanlarla olduğu gibi Amerikalılarla da bir ortak hava yolu şirketi kurulabilir.

Büyükelçinin bu Türkiye turundan benim anladığım, Amerika, kendi işadamlarına yatırım alanları arıyor. Ve, onları Türkiye'ye yatırım yapmaya çağırıyor. Bakın, gazetelere yansımaya başladı bile... Amerika'dan bu yıl gelecek turist sayısında patlama yaşanacakmış. 440 bin turistten bahsediliyor. Eee, bu pastadan önemli bir pay da bize düşer herhalde...

Amerika, neden böyle canciğer kuzu sarması oluyor dersiniz. Bunu bilmek için kahin olmaya gerek yok. Türkiye'nin coğrafi konumuna, komşularına bir bakın, bunu şappadak anlarsınız.

Ölsem de gam yemem

Neden, ölsem de artık gam yemem biliyor musunuz?..

Vali ve büyükşehir belediye başkanını ilk defa bir konserde gördüm de ondan... En ön sırada, huşu içerindeki halleri beni öylesine mutlu etti ki sormayın... Keyiflendim doğrusu. Antalya adına da sevindim.

Cumhuriyet Meydanı'ndaki milenyum partisinin fatihi Kadir Dursun, kendine yakışanı yaptı yine... Yağmura rağmen, gecikmeylede olsa Cam Piramit'te binlerce insanı toplamayı başardı...

Her şey çok güzeldi. Herkes oradaydı. Hatta bir zamanlar, ‘‘Cam Piramit'i istemüzük’’ diyenler bile... Bir ara öndeki sıralarda Filiz Otyam'ı gördüm. Yalnızdı... Kaş göz işareti ile Fikret Otyam'ı, yani ‘‘Baba’’nın nerede olduğunu sordum. Evdeymiş... Eliyle, ‘‘Uyuyuyor’’ işareti yaptı.

Şef Gürer Aykal yönetimindeki Antalya Devlet Senfoni Orkestrası'nın konserinde solist ise dünyaca ünlü keman virtüozümüz Suna Kan'dı... Orkestra elemanlarına bonkörce dağıttığı gülücüğü dinleyiciden esirgemeseydi daha da harika olacaktı. Suna Hanım'ın neşesinin neden olmadığını konserden sonra sevgili Kadir'e sorup öğrendim, biraz rahatsızmış...

Yağmura, konserin geç başlamasına rağmen, Antalya yine unutulmaz bir gece yaşadı.

Bunu yaşatan herkes sağolsun...

Magandalar tura çıktı

Duyduk, duymadım demeyin, Antalya'da ikinci Magandalar grubu kurulmuş... Birincisine ne oldu derseniz, onlardan da çok önemli bir haberim var; hayallerini gerçekleştirip, yurtdışına gitmeyi başarmışlar...

Bu köşenin müdavimleri bilirler... Antalya'nın sevilen sayılan önemli simalarından, hali vakti yerinde, kelli felli 24'ü, Magandalar adını verdikleri grup kurmuşlardı. Ayda bir, kuytu köşelerde toplanıp fıkralı yemekler düzenledikleri tarafımdan deşifre edilince, Magandalar kamuoyuna malolmuştu.

İşte bu gruba, rakip çıkmış. Adlarını da onlar gibi Maganda koymuşlar. Hatta, duyduğuma göre, eski gruptan bazıları yeni grubun üyesiymiş... Herhalde, bu yazıdan sonra ortalık iyice karışır, bir üçüncü bile kurulur. Benimki de Osmanlı'yı çökertme taktiği gibi canım... Yani; içten böl, birbirine düşür, dışarıdan müdahaleye gerek kalmadan parçala...

AĞIZLARI SIKI

İkinci grup elemanları henüz yeni olduklarından oldukça ketumlar... Ama birinci grup artık kamuoyuna malolduğunun bilincinde... Onun için, ‘‘Ne haber?’’ dendiğinde dökülüyorlar. En son haber, yavru vatan Kıbrıs'a gittikleri... Bu neden önemli?.. Çünkü, grubun büyük bir kısmı, ‘‘Kepez'in dışına çıkamadık’’ diye başkanın başını yemeye hazırlanıyordu. Onun için bu geziyle yerini sağlama alan başkan, şimdi çok mutlu olmalı.

Unutmadan, Kıbrıs şokta... Ercan Havalimanı'nda, ‘‘Magandalar’’ yazan tabelayı tutup bizimkileri karşılayan acentenin elemanı, gerçeği öğrenince şu itirafta bulunmuş; ‘‘Ben Maganda'yı bir şirket zannetmiştim.’’

Turizmci genç gibi düşünen otel muhasebesi, faturaları, ‘‘Magandalar A.Ş. Antalya’’ adresine düzenlemiş. O nedenle, bizim Antalyalı magandalar artık tescilli, belgeli hale geldi.

Darısı ikinci gruba...

Ünlü sözler

‘‘Aklı az olanın verdiği öğüt çok olur.’’

Bellau

dgundogdu@hurriyet.com.tr

TELEFON: (0242) 340 38 38

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI