Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çok başarılı birinin çocuğu olmak…..

Genel anlamda çok keyif veren bir haldir, başarılı ve ünlü bir ebeveyne sahip olmak. Bir diğer tarafta da çok zordur bununla yaşamak.

AYŞE ARAL'IN KARİKATÜRLERİ

Hele ki ailende birden fazla bunlardan varsa, işte o zaman işin iyice zorlaşır. Bu bağlamda çocukluğundan itibaren seni göz hapsine alır insanlar. En başta da öğretmenlerin. Ailende büyük kabiliyetler var ya, senin kabiliyetsiz olabilme ihtimalini asla göz önünde bulundurmazlar.

İlkokul öğretmenim inanılmaz  bir kadındı ve özellikle resme büyük önem verirdi. Resim dersinde elbette tüm öğrencileriyle çok ilgilenirdi ama en çok da benimle. İlk zamanlar bu ilginin nedenini yedi yaşımda geçirdiğim kalp ameliyatıma bağlamıştım. Her resim dersinde, benim çizdiğim kargacık burgacık, ne olduğu belirsiz her şeyi tutar sınıfa gösterirdi, “Bakın bakın, işte resim nasıl çizilir görün çocuklar. Eee ne de olsa aileden gelme kabiliyeti var.” (İnanın ki bende zerresi yoktu!…)/images/100/0x0/55eb2973f018fbb8f8af5335

Dokuz yaşımdayken okul olarak topluca bir bankanın açtığı resim yarışmasına katılmıştık. Konusu “Nasreddin Hoca”… Ben birinci oldum o yarışmada. Tüm okulun karşısında çıktım, müdürden ödülümü aldım. Arkasından öğretmenim kürsüye çıktı bir konuşma yaptı, “Demedim mi ben size” diye , “Bu kızda inanılmaz bir kabiliyet var. Zaten ailesinden de belli.”

Kıpkırmızı olmuştum, şimdiki aklım olsa çıkar gerçeği söylerdim, “Öğretmenim valla ben yapmadım, babam yaptı o resmi” diye. O zaman söyleyemedim işte.

Bu yarışmadan sonra haliyle benden daha fazlasını beklemeye başladılar.

Okulda ki herkesin gösterdiği ilgi de hoşuma da gitmiyor değildi. Artık “delik kalpli büyük yetenek”tim ben. Ameliyat sonrası acınası gözlerle bana bakıp, parmakla gösterenler, şimdi imrenerek bana bakmaktaydılar.

Sırada yine bir yarışma vardı. Konusu “akvaryum ve balıklar”. Bu sefer okul adına ben katılacaktım yarışmaya. Büyük yeteneğim ya!!!

İşte o zaman hapı yutmuştum, çünkü babam yurtdışındaydı. Kalkıp amcamdan yardım istesem gelecek cevap belli:

“Duymamış olayım Ayşe seni! Öğrenmen gereken ilk şey dürüst olmak. Çizdiğin şey güzel olmayabilir ama en azından senin çizgindir.”

“Ama amca… Bak zaten kalbim…” gibilerinden duygu sömürüsüne girsem… Yok. Hele o hiç olmayacak. Yine gelecek cevap kesin üç aşağı beş yukarı şöyle olacak:

“Tamam evet bir ameliyat geçirdin ne olmuş yani. Bir sürü çocuk var imkansızlıktan bu ameliyatı olamayan. Üstüne üstlük sen çok da şanslısın. Hayatına cilalanmış, bakımı yapılmış bir kalple devam edeceksin.”

Anneme yalvarsam ondan hiç ümit yok. Çöpten adam bile çizemez.

Aklıma babamın sağ kolu,  Mevhibe ablayı aramak geldi, aradım.

“Mevhibe abla, ne olursun bak ödevim var, sorsana ya Latif abiye, Nuri’ye, Mustafa’ya ya da Murat’a… Bana  akvaryum içinde balıklar çizerler mi acaba?” diye. “Ha bir de, boyamalarına gerek yok o kadarını da  ben yaparım.”

“Ah tatlım maalesef. Hepsi babanla beraber gittiler ya karikatür konferansına.”

“………………………………?!”

/images/100/0x0/55eb2973f018fbb8f8af5337İş başa düşmüştü. Üç gün boyunca elimde “aydınger kağıdı” ansiklopedilerde bulduğum tüm balıkları bir bir kopyaladım. Sıra geldi akvaryuma. Onu çizmem ne mümkün koca kağıda. Orada da devreye hayal gücüm girdi. Ölçüsü belirlenmiş olan kartona tüm balık çeşitlerini aydıngerden kopyaladım, boyadım. Kopya oldukları çok belli oldu diye, koyu mavi renkte bir bardak dolusu sulu boyayı da tüm kartonun üzerine döküverdim. Böylece balıklarda ki belirginlikte kaybolup gitmişti fena da olmamıştı.

Öğretmenimden gelecek sorulara da hazırlıklıydım.

“Kızım niye balıklar pek görünmüyorlar?”

“Öğretmenim, şu anda denizin en dibindeler. Mavinin dayanılmaz koyuluğunda bir yerlerde, hem demez misiniz siz, ‘Resimde çok detaya gerek yoktur. Bazen bırakın, bazı şeyleri resmi seyreden hayal gücünde canlandırsın’ diye?”

“Hım… İyi peki de akvaryum nerede?”

“Öğretmenim, bu karton kağıdın tümünü bir akvaryum gibi hayal edin. Ayrıca ben hayvanların gerçek yaşam alanlarından alınarak bir yerlere hapis edilmelerine de son derece karşıyım. Sanatçı duyarlılığımdan  ötürü böyle bir şey çizmemi lütfen benden beklemeyin…”

Resim olarak ilk ona bile giremedi benim balıklar fakat dokuz yaşında  bir çocuk için düşünce şeklimi ve hayal gücümü gelişmiş buldular.

Ertesi gün öğretmenim önüme bir kağıt kalem koydu ve dedi ki, “Hayal gücün geniş. Nasıl olsa aileden gelen  yetenek de var, senin güzel kompozisyon yazacağına inanıyorum. Hadi bakalım şimdi bana  ‘deniz ve balıklar’ı anlatan bir yazı yaz… Ne de olsa önümüzdeki ay kompozisyon yarışması var…”

İşte yazı hayatım  da  böylece başlamış oldu o gün,bu yolda başıma gelenleri bir ara yazarım sizlere…

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI