Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çok açık gizli hedef

İRAN mollakrasi rejiminin patronu olan mollaların (aralarında finans kapital de olmak üzere) iktidar gücüne baktıkça, Türkiye’deki cemaatçi din adamlarının, hele hele tarikatçı imamların ağızları sulanıyor.

Ağızları sulandıkça hayal kurmaya başlıyorlar:

"Ah Türkiye’de de böyle bir rejim olsa da belediye başkanları, kaymakamlar, valiler, milletvekilleri, bakanlar, başbakanlar, cumhurbaşkanları önümüzde diz çökseler!"

Bana inanmıyorsanız, yaşadığınız çevreye bakın. Bakalım neler göreceksiniz?

Kulak patlatan yüksek volümlü sesi hoparlörlerden saldıran, sizi oturduğunuz yerden, yatağınızdan havaya sıçratan, hoyrat ezan sesi. Cami hoparlörlerinden naklen yayınlanan gümbür gümbür mevlitler, bangır bangır cuma vaazları. Yakında, herhangi bir şekilde namazları da naklen yayınlamaya başlarlarsa hiç şaşırmayın!

Vatandaş hoparlörün sesini çok yüksek açmamasını rica etmek için imama, müezzine gidiyor. Aldığı cevap: "Sen dinimize karşı mısın?" Vatandaş durumu müftülüklere dilekçeyle bildiriyor. Aldığı cevap: "Şu anda ezanlar makul bir ses ile ve başkanlığımızın mevzuatına ve genelgelerine uygun bir şekilde okunmaktadır."

* * *

Ezanın ses şiddeti konusunda müftülüklerden yardım isteyen kim bilir kaç vatandaş böylesine bir cevap almıştır. Büyüklü-küçüklü hangi belediye başkanı, hangi kaymakam, hangi vali, din düşmanı suçlamasını göze alarak, bu konuda, bir önlem getirmeyi, vatandaşın haklarını korumayı göze alabilir? Camiye uzak yerlerde oturan dindarlar, ezan sesini duymamaktan yakındıkları için, onların bu dilekleri dikkate alınıyormuş.

"Peki de, iyi de, dinin gereklerini beş vakit uygulayan dindar kardeş, hoparlör olmadan, dedelerimiz, babalarımız ezan sesini nasıl duyuyordu?" diye sormak hiç kimsenin aklına gelmiyor. "Yahu kardeşim pazarda 5 liraya bile çalar saat satılıyor, alınıyor. Bir tane de sen satın al!" demek hiç kimsenin aklına gelmiyor. Teslim bayrağını çekmiş bir vatandaş, camiye yakın evini satıp kurtulmak istiyor. Yoksa, kafayı üşütecek!

Dikkat ettim, bizim köyün ezan sesi de dağlarda, kayalarda gümbür gümbür yankılanıyor.

Geçen yıllarda böyle bir şey yoktu. Demek ki, Ergenekonların, TSK’nın hırpalanmasının, düzenlenen sahte belgelerin camilere kadar uzanan bir etkisi olmuş. İslamcı devrim yolunda vatandaşı pıstırmak için bulunmaz bir fırsat! Düşünsenize: Köy muhtarı, belde belediye başkanı, kaza kaymakamı, vali bey, karşılarında el pençe divan duracak, asker esas duruşa geçecek. Ağız sulandıran bir hayal değil mi? Üstelik ham hayal değil!

* * *

Karun bütçeli Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yapısı da, otoritesi de, iktidarı da tehlikede! Türk usulü imamokrasi kurulursa, heyelanın altında ilkin DİB kadrosu kalacak.

Tarikatların işgali altındaki trilyon bütçeli Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görev ve sorumluluklarını ben mi hatırlatayım?

"Laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek (Anayasa md. 136), İslam Dini’nin inanç, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek. (633 S.K. md.1)."

Evet, Diyanet İşleri Başkanlığı, Cumhuriyet’in kurduğu en önemli kurumlardan biridir. Ama bu sıfatın görev ve sorumluluklarını yerine getiriyor mu? Hayır, getirmiyor! Bu nedenle her caminin imam ve müezzini derebeyliğini ilan etmiş durumda!
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI