"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Çocuklular hızlı mı yaşlanır

Brad Pitt demiş ki; “Çocukları okula hazırlamak yaptığım her şeyden daha zor olabiliyor. Altı çocuk yüzünden yaşlandım.”

O günden beri düşünüyorum.
Çocuksuzlar daha mı genç kalıyor?
Çocuklular daha mı hızlı yaşlanıyor?
Yoksa, yoksa tam tersi mi?
Dedim ki en iyisi çok çocuklu birine bunu sormak, ne düşündüğünü öğrenmek.
Buyrunuz, Bebek’teki Happily Ever After’ın sahibesi, beş çocuk annesi Ayşe Kucuroğlu anlatıyor:
“Öyle düşünmüyorum. Bence tam aksi.
Sürekli kendinle ilgilenmediğin, uğraşmadığın için bir kere daha iyi hissediyorsun.
Çocuklarla ilgilenmek insanı hep ayakta ve diri tutuyor.
Güçlü ve disiplinli olman gerekiyor. Mesela daha erken kalkıyor ve spor yapıyorsun.
Onca çocuk koşuşturmacası içinde arada bir gece dışarı topuklularla çıktığında bunun keyfini daha çok sürebiliyor, vay be diyorsun!
En güzeli de, çocuklarla tekrar tekrar büyüyorsun.”

Konser kıyafeti

Nil Karaibrahimgil’in Kuruçeşme Arena konserinde giydiği “göbek bağı” temalı fantastik kıyafet eminim konserde ışıklarla filan daha hoş daha nefis duruyordu.
Ama konser fotoğraflarında hiç öyle tınlamıyor, parlamıyor kıyafet.
Bir Susam Sokağı hissiyatı taşıyor. Fantastik kıyafetin en büyük handikapı/bedeli de bu sanki...

Kumsal konuşmaları

Tecrübeyle binlerce kez sabittir.
İnsan denizin dibinde, sere serpe oturur ya da yatarken başka türlü konuşmaların içine dalıyor.
Önce biraz şehir dedikodusu yapıyorsun.
Sonra araya gündeme göre memleketin gidişatı girebiliyor.
Ama bunların hepsi bir süre unutulup sıfırlanıyor.
Ya denizin hışır hışır etkisi ya da gökteki yıldızları tek tek seçebilmenin dayanılmaz lüksüyle başlıyorsun şehirdeyken pek dillendirmediğin şeyleri konuşmaya/düşünmeye/uçmaya...
Hani şu spiritüel diye ötekileştiren meselelerden bahsediyorum.
“Hep aynı şeyi mi yaşıyorum? Peki tüm bunların sebebi ne?” diyorsun...
“Bir araya gelişimizin, arkadaş ya da sevgili olmamızın nasıl bir manası var?” diyorsun...
Diyorsun da diyorsun. Bitmiyor.
Ta ki kafan karışıncaya kadar ve halsiz düşüp “Artık uyusak mı?” diyene kadar...

Su aynı su

Antalya duraklarımızdan biri de Hillside Su Oteli’ydi.
Yıllar önce ilk açıldığında nasılsa bugün de öyle, hiç değişmemiş.
Personeli hâlâ güler yüzlü ve çözüm üretici...
Sonsuz beyazlık, aynalar, disko toplu lobi ve otelin tarzının en önemli belirleyicisi aydınlatma da öyle...
Çizgilerini korumuşlar kısacası.
“Hadi başka bir şey yapalım, bu kadar beyazlık yeter” dememişler.
Bu yüzden olsa gerek, Su’nun disko toplu lobisine uğrayıp suşi hüplettiğimiz gece, içeridekilerin yüzde doksanı yabancıydı.
Hayır, bölgenin hakimi Ruslar’dan eser yoktu.
İtalyan ağırlıklı bir grup vardı ve insanı özendirecek kadar çok eğleniyorlardı.
Zaten Su’nun disko toplu lobisinin iki türlü motivasyonu var.
Aynı anda hem eğlenmek hem de yan gelip yatarak kısa/uzun/kafana göre rüyalar görmek istiyorsun. Aynalar/ışıklar altında...

Antalya’nın gürültüsü

Kumsal konuşması mı kaldı, eylüle geldik okullar açıldı, sezon bitti zırt pırt anlamam. Eylül en güzel zamandır.
Temmuz ve ağustosun yapışkanlığı yoktur.
Ortalık tenhadır. Curcuna yoktur.
İşte biz de bir arkadaşımla kafayı ve rotayı kırdık, son dakika hiç hesapta yokken güneye indik.
Antalya’ya...
Hava da deniz de dağlar da netti, çarşaf gibi...
Rahatsız edici olan tek şey, Antalya’nın gecesindeki bitmeyen gürültüydü.
Öyle ki Konyaaltı tarafındaki barların gürültüsü gece 04.00’a kadar sürüyor. Türküler, Rihanna’lar, Ebru Gündeş’ler hepsi birbirine karışıyor.
Ve bütün şehre dalga dalga yayılıyor.
Hani bir an Çeşme’deki meşhur Çelebi ailesinin ruh halini gayet iyi anlayabildim.
Neden kimse bu barların gürültüsüne bir çekidüzen vermiyor?

X