Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çocukluk evini özlemek...

OĞLUM 29 ekim törenlerini çok seviyor; her yıl gidiyor, İstanbul’da Vatan Caddesinde tankları seyredip gelirdik. Bu yıl manasız yere törenler iptal edilince, kalktık Florya’da açılan yeni akvaryumu gezmeye gittik.

Hemen söyleyeyim, akvaryum gezilmeye değer güzellikle. Belki tek sakıncası giriş fiyatı.
Akvaryum gezisi sonrası oğluma döner yeme sözü vermiştim ama işimiz de erken bitti. Benim doğup büyüdüğüm mahalle, Basınköy, hemen oracıkta. Oğluma göstermek istedim, gittik./images/100/0x0/55eaea37f018fbb8f89ed052
Belki de gitmez olaydım. Hep çocukluğumu Basınköy hatıralarıyla yaşasaydım.
* * *
Mahallemizin polis karakolu bir süre önce kapatılınca hırsızlık vakalarında patlama yaşanmış, mahalleli de çareyi sitenin sınırlarını yüksek demir parmaklıklarla çevirmekte bulmuş.
Ve parmaklıklar bu mahalleyi benim eski mahallem olmaktan çıkarmış. Sınırlar koymuş. Yürünecek yer bırakmamış.
Eskiden salıncaktan kaydırağa oyun oynadığımız, biraz büyüyünce müzik dinlemek için akşamları toplandığımız parkımız yok olmuş; çünkü bir biçimde demir parmaklıkların arkasında sahipsiz bir araziye dönüşmüş.
Eski parkımız bakımlıydı, yollarının etrafı bitkilerle çevriliydi. Dün bir biçimde demir parmaklığı aşıp oraya girdik oğlumla, kendimi arkeolojik kazı alanında sandım. Evet eski yollar duruyordu, eski lükstrümler de oradaydı ama her şey bir tuhaftı, her şeyin üstü bir bakımsızlıkla örtülmüştü, etrafı ot bürümüştü.
En fenası, çocukluğumun ve ilk gençliğimin geçtiği evi görmekti.
Annem, kendi aldığı bu evi bundan on yıl kadar önce satmıştı, sattığında da kızmıştım ona, keşke satmasaydın demiştim. Ama çaresizdi, öldüğü güne kadar oturacağı evi alabilmek için onu satması gerekiyordu.
Geldim eski evimizin önüne. Elbette şimdi başkaları oturuyor, tanımıyorum onları.
Hayatımın ilk 15 yılının geçtiği odanın pencerelerine baktım dışardan.
* * *
Sonra, kendime oda yaptığım balkondan bozma minicik yeri görmek için arka tarafa geçtim.
İçimi tarif edemeyeceğim bir hüzün sardı.
Apartmanın önündeki ağaçların dikildikleri günü biliyorum neredeyse. Onlar büyümüş.
Bizim eskiden voleybol oynadığımız bir alan vardı, o alan kalmamış elbette ama garip biçimde voleybol ağının gerili olduğu direklerden biri, evet sadece bir tanesi hala yerinde duruyor.
Direği tanıdım resmen. Eskiden beri değişmeden kalmış, bana hala tanıdık gelen tek şey sanki oydu.
Basınköylüler’in hepsi bilir, ‘Mikail’in önü’ diye bir şey vardı; hepimizin buluşma noktası. Mikail Okyay bakkalımız ve komşumuzdu.
O buluşma noktası sadece biz çocukların da değildi, bütün mahallelinindi aynı zamanda.
Babamla Yaşar Kemal saatlerce orada oturur sohbet ederdi... Rahmetli Selahattin Güler geçerken bize kızardı sigara içiyoruz diye... ‘Uykusuz amca’ (Mim Uykusuz) bize fıkralar anlatırdı... Mıstık (Mustafa Eremektar) küfür öğretirdi. Doğan Abi (Doğan Katırcıoğlu) birasını taşıtırdı. Daha sayamayacağım kadar çok isim ve renkli sima, bir zamanların mühim meşhur gazetecileri.
* * *
Biz büyüdük, anne babalarımız emekli olup mesleği bıraktı, mahallenin geliri düştü, evler bir bir el değiştirmeye başladı ve derken Basınköy eski Basınköy olmaktan çıktı, bizim için bir çocukluk anısına kocaman bir özlenen zamana dönüştü.
Basınköy’ün hikayesi biraz Türkiye’nin hikayesi gibi aslında.
El değiştiren servetin, yer değiştiren güç ilişkilerinin, hiçbir zaman geri gelmeyecek olan geçmişe özlem duymanın, ‘Her şey bozuldu’ diye şikayet etmenin...

Bir sabah maça geldik, sahamızın yerinde kocaman bir çukur

BASINKÖY’ün futbol takımı bir zamanlar çok meşhurdu. Ahmet Altan sağ açıktı, Orhan Kemal’in büyük oğlu Kemali santrafor, Umur Talu orta saha...
Sonra nesiller değişti. Bugünün Milliyet yazarı Mehmet Tezkan çok iyi futbolcuydu mesela, aynı şekilde Milliyet Spor Şefi Cem Şengül de.
Mahallemizin hemen kenarında toprak bir futbol sahamız vardı, direkleri ağları olan, saha çizgileri çekili.
Bir sabah maç için sahaya geldik ve ne görelim: Sahanın bir yarısında kocaman bir temel çukuru var.
Biz o zaman öğrendik, şehrin büyüme, yeni servetin de yerleşme sancılarının sınırlarımıza kadar dayandığını. Sahamızı aşağıya, bir başka boş araziye taşıdık. Bugün orada da artık kocaman bir okul var.
Basınköy ile Florya arasında, Atatürk ormanından arta kalan bütün arazi bugün binalarla dolu. Oysa orası eskiden tarlaydı. Babalarımızın arabalarını yıkama bahanesiyle kaçırır, o alandaki bir su kaynağında yıkar, sonra da gezmeye çıkardık.
Toprak bir yoldan yürüyerek Menekşe’ye inerdik.
Rahmetli Selahattin Güler’in hacı babasının inatla başlatıp sürdürdüğü ama yine de yarım kalan cami kocaman bir külliye olmuş bugün neredeyse.
Hiçbir şey değişmez sanıyorduk. Değişimin başladığını futbol sahamızı kaybettiğimizde anladık.
Anladık ki bizim olmayan bir sahada oynuyorduk. Bir gün geldi, sahibi o sahayı geri aldı, binasını da dikti.
Dedim ya, hikaye Türkiye’nin hikayesi gibi.

Bir arazi geliştirme hikayesi olarak Türk siyaseti...

REHBER olsam, İstanbul’da öyle bir günlük tur düzenlerdim. Hangi mahalleler hangi iktidarlar döneminde kuruldu, hangi dönemin servet sahipleri nerelere gelip yerleşti, diye uzun uzun  anlatırdım...
Cumhuriyet’in mahallelerine herhalde Osmanlı geçmişi olanlar kızdı, ‘Bunlar yeni zengin’ dendi. ‘Şişli’de bir apartıman, yoksa eğer halin yaman’ şarkısı boşuna yazılmadı.
Demokrat Parti döneminin servetinin gittiği mahalleler, yeni yerleşimler de biliniyor.
27 Mayıs darbe idaresinin de kendi mahalleleri oldu. Onlara ‘Bilezik evler’ de dendi.
Sonra AP dönemi mahalleleri. ANAP dönemi mahalleleri ve son olarak AK Parti mahalleleri.
Türkiye’de siyasi tarihe bir arazi geliştirme tarihi olarak da bakmak mümkün.
Basınköy, 27 Mayıs darbesinin bir ürünü, darbecilerin bir yerde gazetecilere hediyesi. Bugün ama artık başka bir yer.

X