Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çocukları rahat bıraksak ne olur?

Yaklaşık 4 yıldır blog yazarlığı yapıyorum. Yemek, uyku, sağlık, beslenme, anne olmak, gelişim psikolojisi, öğrenme ve özel eğitim… Bu 4 yılda uzmanlığımın el verdiği, aklımın yettiği ölçüde, bilgilerimi, annelik serüvenimi paylaşmaya çalışıyorum. Ancak son günlerde geriye dönüp baktığımda çok farklı bir yöne doğru ilerlediğimi görüyorum.

Bu yıl otizmli çocuklarla çalışmaya başladım. Tamamına yakını “ağır” tanılı. Ağır kelimesini okuyunca yüreğinizin çarptığını hisseder gibiyim. Fakat her birini ayrı ayrı incelediğinizde karşımıza korkulacak türden kabus değil, çok “farklı” dünyalar olduğunu ifade edebilirim. Çocuklar evrenseldir. Otizmde de sevgi sözcüklerinin, güler yüzün, şakalaşmanın etkisi “müthiş”.

Sınıfta çeşitli beceri ve bilgiler çalışmaya çalışırken, dışarıda kaygıları ve beklentileri olan anneler ders boyu deyim yerindeyse “volta atıyor”. Farklı gelişen çocukların anneleri, sınıf kapısını aralandığında yüzlerindeki endişeyi dağıtacak ılık bir rüzgara ihtiyaç duyar. Sınıfın psikolojik atmosferi güneşli olunca, kapıda bekleyen annenin yüzüne mutlu bir dersin esintisinin değmemesi mümkün mü?

Çocukları rahat bıraksak ne olur

En hızlı haliyle bile, özel eğitim adım adım ilerler. O nedenle atılacak her adım plan, program ve en önemlisi mutluluk ister. Mutlu değil misiniz? O halde içinizde bir yerde mutluluğu bulup önce çocuklarla paylaşmak şart. Hiçbir şeye bağlı olmayıp, kendiliğinden gelen bir mutluluk şifa gibidir ve ister özel çocuk olsun ister doğal gelişim gösteren çocuk olsun, hepsine çok sayıda kapı açar.

Lafı aldım nerelere getirdim değil mi? Hem de çok bilmiş bilmiş yazdım. Ancak lafın buralara gelmesi ve bir önceki paragrafı yazacak hale gelmem yıllarımı aldı. Her çocuktan çok şey öğrendim ve anneliğime ve mesleğime hepsinin büyük katkısı oldu. Ailesi olmayana çocuklarla çalışırken bir annenin gücünün ne demek olduğunu anlamıştım. Şimdi sıra algılarımızı sorgulamaya geldi.

Acaba biz gerçekten yaşıyor muyuz?

Sürekli etrafını gözlemleyen biri olarak sorularımı “biz” olarak sormak istiyorum.


İşittiklerimizin, kokladıklarımızın, damağımızdaki tadın, gördüklerimizin ne kadar farkındayız? Metroda çalan müzik parçasına karışan ağustos böceğinin şenliğini yakalamak çok güç bizim için… Veya mis gibi bir üzüm salkımını avucumuzun içinde tutarak tane tane yemek kıvanca dönüşebiliyor mu? Konuşurken sesimiz göğsümüzden mi yayılıyor yoksa kasılmış ses tellerinin arasından mı fırlıyor? Peki karşımızdakinin gözlerine bakmak bizim için kolay mı? Zor mu?

Çocukları rahat bıraksak ne olur


Yeşille kırmızıyı bir arada giyip mor şapka takarak çıksak sokağa, hatta sarı çizmelerle yürüsek, herkes bize güler değil mi?

Renklerin suçu ne bilmem ama gülerler işte.

Evet, biz ciddi insanlarız. Sesimiz, elimiz, renklerimiz, duruşumuz, bakışlarımız ve sözlerimiz öylesine doygun ve bilgin ki… Her şeyin o kadar farkındayız ki, siyah, kalın, dümdüz bir çizgi olmuşuz, yaşamımızın sonuna kadar aynı tonda akmayı planlıyoruz, haberimiz yok. Üstelik hiç hata yapmadan.

Hatta öyle sıkıcıyız ki çocukları rahat bırakamıyoruz.

Ellerinin çamur kahvesi, dizlerinin toz grisi olması bizi ürkütüyor. Çocuklar büyüdükçe ruhlarındaki cıvıltının azalmasına paralel olarak renkleri soluyor. Onlara kahverengiler ve fümelerden en ciddi tonları seçerek, seçkin, özel ve güçlü olabileceklerini öğretiyoruz.

Çocukları rahat bıraksak ne olur

Biraz rahat bıraksak, rengarenk bir hayalin büyüdüğünü, yaşamanın ne kadar ciddi ve canlı bir eylem olduğunu göreceğiz ama yok. Biz büyük adımlar atarak yürür, koyu renklerimizle dolaşırız. Gökkuşağının altından siyah şemsiyeyle geçmeye benzer halimiz…

Çok düşündüm ve kabul ettim; Çocuğuma ne kadar renkli kıyafetler alsam da ben sınır düzeyde sıkıcı, renkli bir ruha yeniden kavuşmaya çok açık, çocukların cıvıltısına muhtaç bir yetişkinim. Her dakika ne yapacaklarını söyleyip, onlar için sürekli plan yapadururken, anı yaşamayı öğreniyorum.

Gördüğüm kadarıyla çok zor değil, rahat olmak.

Anı yaşayalım, yeter…

https://twitter.com/AylinAnne
www.aylinanne.com



Yazarın son yazıları



#21 Eylül 2013 4 yaş çocuğunun kıyafet seçimi
#18 Eylül 2013 Engelli bireylerle pozitif iletişim nasıl kurulur?
#14 Eylül 2013 Yemek savaşları cephesinde olumlu gelişmeler var
#11 Eylül 2013 Cinsel istismara hayır!
#07 Eylül 2013 İyi ki doğdun Ata


YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN >>


X