Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çocukları düşünürken

Zeynep ATİKKAN

Elime geçen dergilerden aldığım notları karıştırırken rastladım aşağıdaki verilere.

Dünya'da çocuklarını en çok öpen seven, koklayanlar Güney Afrikalılarmış. Türkler ikinci, Yunanlılar ise üçüncü sırada yer alıyorlarmış.

Türkler'in öperken, severken çocuk dövmede de dünya rekoruna yaklaştıkları kimseyi şaşırtmaz. Henüz dünyada en çok çocuk pataklayanların çetelesi tutulmamış. Kızını dövmeyen dizini döver türü deyişlerin pratikteki sonuçları her gün gazetelere yansıdığına göre öperken dövmedeki psikolojik durum Serdar Turgut'un alanına girdiği için ben yorum yapmıyorum.

Bilindiği gibi Türkiye'de yargı, çocuk dövme konusunda epey hoşgörülü.

Önceki gün Burdur'da öğrencisine tokat atan öğretmen beraat etmişti. Yargıtay kararı bozdu yeniden yargılanan Hasan Vural iki ay hapis cezasına çarptırıldı.

Durum bu.

Elimdeki bir başka ilginç araştırma, dünyadaki en iyi anne-kız ilişkisinin İspanyol toplumunda olduğunu ortaya koyuyor. İspanya'da evlenip gittikten sonra kız çocuğun annesiyle ilişkisi eski yoğunlukta devam ediyormuş.

Görülüyor ki şefkat, öpme, sevme ve dövme falan Akdeniz havzasının markasını taşıyor.

Bilindiği gibi çocukların çok sevildiği ve de çok dövüldüğü Türkiye'de yılda bir kez 23 Nisan'da çocuk bir gelecek projesi olarak ele alınıyor. ‘Yarının Türkiyesi, gelecek onların elinde’ sloganlarıyla ertenlenmiş sorunlara bir erteleme daha eklenerek.

Eğitimde yılların birikimi olan bugünkü karmaşa sürüp giderken ‘gelecek onların elinde’ saptamalarının ekranda çocuğunu gören ebeveyin dışında kimseyi fazla etkilediğini sanmıyorum.

Çocuk, gençlik, eğitim ve gelecek bir toplum projesi olarak ele alınmadığı sürece çocukları Meclis sandalyelerine oturtup ‘Arslan çocuklar, cin çocuklar, Türkiye’nin sorunlarını büyüklerden daha iyi görüyorlar' şeklindeki her 23 Nisan'da dile getirilen bir mazoşist yetişkin tavrının yararı olabilir mi?

Her 23 Nisan'da ‘Türkiye’nin sorunlarını teşhis edip veciz biçimde ifade eden çocuklarımız' büyüdüler, mühendis, doktor, avukat hatta siyasetçi oldular. Şimdi onların çocukları gene veciz cümlelerle Türkiye'deki hastalığı anlatıylorlar ekranlarda.

Oysa tek çözüm, çocuklara yönelik bir toplum projesi üretebilmekte.

Bu yönde hiçbir kıpırdanma olmadığı için bu ülkenin sağduyulu insanları bireysel çabalarla eğitim sorunlarına, çocuk ve gençlik sorunlarına el atıyorlar. Kısaca boşluk doldurmaya çalışıyorlar

Önceki gün elime geçen bir mektup böyle bir girişimden söz ediyordu.

Emekli dişhekimi İlhan Tayar şöyle diyor: ‘Yurdumuzda yaşıyan çocuklar üç kategoride toplanabilir. Birincisi, dağ köylerinde doğanın bir parçası gibi sadece yaşamını sürdüren ve ne istediğini bile bilmeyen çocuklar. İkinci kategoridekiler, basın ve TV’lerden birşeyleri gören ama bunlara ulaşma imkanı olmayanlar. Diğerleri ise her istedikleri aileleri tarafından temin edilenler.'

İlhan Tayar, üçüncü kategoriye mensup çocukların diğerlerine ulaşabilmeleri için bir zincir oluşturmuş. İmkanları olan çocukları yoksul yörelerin çocuklarıyla iletişim kurmaya yönlendiriyor. Okudukları dergileri, eski ders kitapları vs.'yi yoksul yörelerdeki çocuklara göndertmek ve de onları bu konu üzerinde düşündürtmek yoluyla. ‘Paylaşma bilincini küçük yaşta hissetmek’ ve de ‘korkunç bir kopukluğu küçük yaşlarda bireysel düzeyde sevgi ve ilgi ile onarmaya çalışmak’ projenin hedefi bu.

Bugüne kadar Bitlis-Tatvan Yumurtatepe, Ağrı-Doğubeyazıt Besler köyü, Mardin-Kızıltepe Hacı Faris Köyü, Kahramanmaraş Oğlakkayası gibi pekçok ilköğretim okullarına ulaşılmış.

23 Nisanlar bu tür sivil girişimlerin sayısı arttıkça daha da anlamlı hale gelmez mi? Çocuklarımızı öpüp sevmeyi iyi becerdiğimize göre...













X