"Sibel Arna" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sibel Arna" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sibel Arna

Çocuklar eğleniyor olan bize oluyor

Yüreklerinin saflığından olsa gerek, çocukların acıları kısa süreli. Bırakıldıkları yerde keyifleri yerindeyse kısa süreli anne baba ayrılığını pek umursamıyorlar.

Her baktığınız yüzü o zannettiğiniz zamanları hatırlıyorsunuz değil mi? Aşıkken, ayrıyken, hasretken, uzak düşmüşken... Her yerde ona benzeyen bir yüz, bir göz, bir ses tonu çıkar karşınıza. Ya da siz çıktığını sanırsınız...
Meğer tüm bunlar sadece karşı cinse hissettiğiniz aşkta başınıza gelmezmiş.
Evlat aşkı da aynı şekilde tezahür edermiş.
Rüzgar yazın nimetlerinden mahrum kalmasın diye bir süredir ona hasretim.
O, anneanne ve dedesiyle Bodrum’da...
Bense üç gün onunla, dört gün uzakta.
Keyfi 10 numara yerinde: Yediği her şeyin besin değerini hesaplayan, birlikte barbunya ayıkladığı, kumdan en âlâ kaleleri yaptığı bir anneannesi; tarladan birlikte salatalık topladığı, yüzme öğrendiği, istedi diye iki külâh dondurma birden alan, birlikte çim biçtiği bir dedesi var.
Olan bana oluyor.
Gerçekten baktığım, gördüğüm her şeyde oğlum aklıma geliyor. Özlüyorum, özlüyorum... Geçen gün çok sevimli bir
köpek yavrusuna “Ay aynı Rüzgar gibi” dedim. Yanımdaki arkadaşlarım bir an delirdiğimi zannetti.
Ne mutlu ki çocuklar bu kadar hassas değil. Yanlarında ona iyi bakan, güvenlik duygusu veren, onu disipline eden ve onunla oyun oynayan birileri varsa hiç mi hiç sorun etmiyorlar birkaç günlük ayrılığı...
Ediyorlarsa bile çok sürmüyor acıları. Geçen gün bir arkadaşıma anlattım bunu;  “Çok şükür ki çocuk yüreğinin saflığından olsa gerek, çocukların acıları kısa süreli oluyor” dedim. Bana oğluyla yaşadığı bir anıyı anlattı:

YENİ BİR KIZ AYARLADIM

“Orta ikinci sınıfa gidiyor, ilk aşkını yaşıyordu. Okula giderken hazırlanması yarım saati geçiyor. Babasının parfümleriyle yıkanıyor, saçına jöle sürüp bozulmasın diye de üzerine sert saç spreyimi mi sıkıyordu. Bir gün okuldan eve bir telefon geldi. ‘Hemen gelin oğlunuz hiç iyi değil, duygusal bir kriz geçiyor, eve götürmeniz gerek’ dediler. Zaten arka fonda ağladığını, ‘Gelin beni alın, götürün buradan’ diye bağırdığını duyabiliyordum. Ömrümün en uzun yoluydu. Allah’tan yol açıktı da 15 dakikada okula geldim. Ağlamaktan gözleri şişmiş, tek kelimeyle perişan olmuştu. Kolumun altına giren oğlumun yüzünü kimselere göstermeden okuldan çıktık. Yol boyu da birlikte ağladık...  Aşık olduğu kız onu terk edip başka biriyle ‘çıkmaya’ başlamıştı. Hazmedemiyordu. Ben de hazmedemiyor, minik oğlumun bu kadar acı çekmesine dayanamıyordum. Eve vardığımızda yalnız kalmak istediğini söyleyip odasına kapandı. Yüreğime nasıl büyük bir taşın oturduğunu sana anlatamam. Orada yalnız başına acı çektiği için karnıma kramplar giriyordu. Ama aklım, ‘O bir ergen, yalnız kalmak istiyorsa bırak’ diyordu. İki saat sonra, ben salonda tırnaklarımı yerken odadan çıktı. ‘Anne ya pizza mı söylesek, film de izleriz’ dedi. Şaşırarak iyi olup olmadığını sordum, cevabı ne olsa beğenirsin: “Tabii ya az önce Facebook’tan yeni bir kız ayarladım.’ Yemin ediyorum, terlikle odasına geri kovaladım. Çektiği acıya mı yanayım, bana çektirdiğine mi?”

X