Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çocuk ve tutum

Çocukların, evlerinde en çok duydukları sözcükler: Ders çalış, ortalığı topla, geç kalma, erken yat, ışıkları söndür.

  Bu sözler faydasızdır.
 Hem söyleyenin, hem de söylenenin canını sıkar sadece.
 Çocuğu uzaklaştırır.
 Tersini yapmaya iter.
 Çünkü duygu yok bu sözcüklerde, emek yok.
 Hele, ‘Çalışmazsan küserim, kızarım, harçlığını keserim; şunu yaparım, bunu yaparım’ gibi tehdit cümleleri, ebeveyn-çocuk ilişkisine konmuş dinamit gibidir.
 Hele, ‘Senden bir şey olmaz, sen zaten her zaman böylesin, senin kadar tembelini görmedim’ gibi yargılayıcı cümleler, aslında, suçtur.
 Çocuğu aşağılamaksa, cinayettir.

TEMEL İLKE EMPATİK YAKLAŞIM

 Çocuklarımızla ilgili tutumumuza yeniden bakmalıyız.
 Öncelikle çocuğu ‘insan’ olarak görmeliyiz.
 Hem de zarif, kırılgan, hatta alıngan bir insan.
 Durmadan emir almaktan, sen başarısızsın, dağınıksın, sen şöylesin, sen böylesin diye yargılanmaktan kim hoşlanır.

 Kanımca, her ilişkide olduğu gibi, bu durumda da temel ilkemiz, ‘empatik’ yaklaşmak olmalıdır.
 Unutmamalıyız ki, onların yaşındayken çoğumuz aynı şeyleri yapıyorduk.
 Dışarda ve arkadaşlarımızla olmayı, büyük bir iştahla istiyorduk bizler de.
 Bazen isyankar, bazen sorumsuz, bazen de bencil davranıyorduk.
 Daha az sorumluluk alıyorduk.

SÖYLEMEK YERİNE YAPMALIYIZ

 Çocuğa ulaşmak, çocuğu kazanmak elbette kolay değildir.
 Yapabiliyorsak eğer, daha çok vakit geçirmeliyiz onunla.
 Saygı görmek istiyorsak, saygılı olmalıyız.
 Söylemek yerine, yapmalıyız.
 Kitap okumasını, ders çalışmasını istiyorsak, evde bulunduğumuz vakitlerde, elimizde kitapla görmeli bizi çocuğumuz.
 Evde dağıtılmış şeyleri, yerine koyarken, toparlarken görmeli.
 Duyduklarından çok, gördüklerinden etkilenir onlar.
 ‘Ben akşama kadar çalışıyor, yoruluyorum. Ben elbette televizyon izlemeli, dinlenmeliyim; çocuğumsa ders çalışmalı’ diyorsak, başaramayız.
 Kolay yoldan, emeksiz, katlanmadan sonuç alamayız.
 Kendimizi tutamıyor, ille de bir şeyler söylemek zorunda kalıyorsak: ‘Şöyle şöyle yaparsan, sevinirim; böyle değil de, şöyle davranırsan beni mutlu edersin’ demeliyiz.
 Duygularımızı yansıtmalıyız ona.

HER ÇOCUĞUN DÜNYASI AYRI

 Asla emretmeden, yargılamadan, eleştirmeden, incitmeden.
 Bir de, ‘Ben senin yaşındayken…’ diye başlayan cümleleri unutalım gitsin.
 Bizim yaşadığımız zamanla, çocuklarımızın yaşadığı zaman arasında dağlar kadar fark var.

 Her şeye rağmen, her çocuğun ayrı bir iç dünyası, kendine özgü bir yapısı vardır.
 Onu tanıyacak olan, ona ulaşacak olan da anne babasıdır.
 
 Bunun kolay bir yolu yoktur. 

ÇEKEMEMEZLİK

‘Dostun üzüntüsüne acı duyabilirsin, bu kolaydır.
Ama dostun başarısına sempati duyabilmek, sağlam bir karakter gerektirir.’
 Oscar Wilde

Çekememezlik, birilerinin başarısını kıskanmak, sanırım insanlık tarihi kadar eskidir.
‘Bende yok, onda niye var’ anlayışı.
‘Komşunun tavuğunun, komşuya kaz görünmesinin’ nedeni de budur.
Kendisinde olmadığını düşündüğü bir takım özelliklerin, aynı ortamı paylaştıkları kişilerde olduğunu görerek, için için erimesidir çekememezlik.
Bir tür hastalık.
İlerisi ise tehlikeli.
Çekememezlik duygusunu düşmanlığa dönüştürenler de olabilir.
Oysa, herkesin başkalarından farklı, başkalarında bulunmayan özellikleri vardır.
Sadece ortaya çıkmamış olabilir.
Biraz geniş pencereden bakıldığında, hayatın insanlara eşit bir şekilde gülümsediğini görmek mümkündür.
‘Dostun başarısına sempati duyabilmeyi, sağlam bir karaktere bağlıyor’ Oscar Wilde
Dostun başarısını desteklemek, başarılı dostun kendisi kadar mutlu olmaksa, yüksek bir erdem, engin bir gönül gerektirir.
Ki, toplumumuzda böyleleri de var.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI