Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çocuk cezaevi mi, Nazi kampı mı

İNSANI iğrendiren, insanı utandıran, öfkeden insanın tırnaklarını etine batıran satırlar. 17-18 yaşındaki iki genç, cezaevinde başına gelenleri yazıyor.

Altı, yedi ay önce, Aziz Nesin Vakfı’nda iki genç, tecavüz iddiaları üzerine gözaltına alınıyor. Sonra cezaevine düşüyor. Adli tıp raporu, tecavüz yok, doğrultusunda. On gün önceki duruşmada, karşı taraf, iddiayı geri alıyor ve suçsuz bulunan iki genç serbest bırakılıyor.

İkisi de, cezaevini anlatıyor. Biri Metris, diğeri Bayrampaşa Özel Tip Çocuk Cezaevi.

Gerisi onların kaleminden.

ÇIRILÇIPLAK

"Cezaevine girer girmez, cezaevini koruyan jandarmalar çırılçıplak soyup, tekme tokat dövdüler. On dakikaya yakın dayak yedim. Hepsi aynı anda, her yerime vuruyordu. Neye uğradığımı anlamadan, bu sefer gardiyanlardan dayak yedim. Vakıftan verilen 100 milyonumu aldılar, karantinaya attılar.

Karantinada 70-80 kişi vardı. Oradaki görevim sabah 7.30’dan akşam 6’ya kadar mahkumlara gelen eşyaları taşımak, etrafı temizlemekti. Bütün bu süre içinde, gardiyanlar hiç yokken, beni dövüyorlardı. Dövdükçe gülüyorlardı. Orada iki hafta geçirmek, ölüm demektir, dayaktan öldürürler."

Aynı genç daha sonra bir başka koğuşa alınıyor, bu kez koğuş ağası ve iki korumasının dayakları başlıyor.

PLASTİK BORU, FALAKA

Şimdi de, diğer gençten satırlar.

"Bana, suçun ne lan senin, diye soran gardiyan, bana uzun süre vurdu, uzun süre tokat yedim. Yetinmedi, plastik bir boruyla bacaklarıma vurdu. Şerefsiz, gibi çeşitli hakaretlerde bulunduktan sonra, falakaya yatırdı. Karantiya attılar, oradaki çocuklarla temizlik yaptık. Temizlik bitti, sonra bir gardiyan diğer çocukları teker teker çok fena dövdü".

Başka ayrıntıları okuyunca, dehşet duygusu daha da tırmanıyor. Sürekli dayak, ayrıca böcek dolu yataklar, leş gibi kovalarda içilmesi mümkün olmayan çorbalar, cezaevine girişte çocukların üzerinde bulunan 100 milyon liraların, hapisten çıkışta, kendilerine verilmeyişi, koğuş ağalarının padişahlığı.

Sözün bittiği yer burası. Burası cezaevi değil, sanki Nazi toplama kampı. Sözüm ona, burası çocuklar için cezaevi. Buraya suçsuz olarak giren bir çocuk, daha sonra potansiyel suçlu olmaz mı? İsyan etmez mi?

17-18 yaşında, beraat etmiş genç insanlar. Onların yerinde siz olsanız, bu ülke için ne düşünürsünüz? Bütün bir ömür boyu, bu sahnelerle yaşamanın, ne anlama gelebileceğini düşünmek bile, insanı ürpretmeye yetiyor.

SIFIR TOLERANS

"İşkenceye sıfır tolerans."

AKP’nin iktidara gelmesinden sonra, gerek Başbakan Erdoğan, gerek ilgili bakanların yüzlerce kez kullandığı bir cümle, herkesin gönülden katıldığı bir hedef. Gerek Başbakan’ın, gerekse bakanların, ülkeyi yönetenlerin hepsinin yürekten katıldıklarına inandığım, bu amaca ulaşmak için çaba sarf ettikleri bir hedef.

Ama, ne yazık ki, uygulama işte bu satırlardaki gibi.

Şimdi görev Başbakan ile Adalet Bakanı’nın. Şimdi Başbakan ve Adalet Bakanı bu mektubu, bu yazıyı ihbar kabul edip, bu cezaevlerindeki müdür ve gardiyanlar hakkında soruşturma açtırmak zorunda.

İşkenceye sıfır tolerans hedefi için, nutuklar yetmiyor. Olayın üstüne gitmek, sorumluları adalet önüne çıkarmak gerek.

Şimdi Başbakan ve Adalet Bakanı sınavda.

Not: İki gencin yazdıklarını Aziz Nesin Vakfı internet üzerinden pek çok kişiye ulaştırıyor. Yazılanları bir de Aziz Nesin Vakfı yöneticilerine soruyorum. Evet, yazıları gönderenler onlar. Mail gönderen doğrudan Ali Nesin.
X