Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çizgi üzerinde dans...

<B>SERİNKANLI</B> tavrı, yumuşak üslubu ve gülmeye hazır çehresiyle hiçbir kavgaya girmeyeceği izlenimini veren Dışişleri Bakanımız <B>Abdullah Gül, </B>meşhur <B>Economist </B>Dergisi’ne patlamış. Hem de ne patlama... Öyle böyle değil:

‘Eğer Avrupa Birliği (AB), bize tam üyeliğin gerisinde bir şey önerir ya da yeni koşullar getirirse, bu kez bir daha dönmemek üzere çeker gideriz’ demiş.

Ağız birliği etmeye önceden karar vermiş olmalılar ki Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dün gittiği Napoli’de söyledikleri, Gül’ünkinden hafif değil... Nitekim Türkiye-AB ilişkilerinden söz ederken gazetecilere;

‘Artık Türkiye’nin vereceği herhangi bir şey kalmamıştır. Kopenhag siyasi kriterleri ile ilgili ne yapılması gerekiyorsa hepsi yapılmıştır. 17 Aralık’ta ne istendiyse o da yapılmıştır. Bundan sonra yapacağımız hiçbir şey yoktur. Yapması gerekenler konseyin üyeleridir’ dediği bildiriliyor.

Gördüğünüz gibi yeni kırmızı çizgilerimiz ilan edilmiş durumda...

İyi de ötede AB adına, ‘Genişlemeden Sorumlu’ Komisyon Üyesi Olli Rehn’in sözlerinden anladığımıza göre AB’nin de kırmızı çizgisi var. Nitekim o da gazetecilere dün, Türkiye’nin Ankara Anlaşması’ tam olarak uygulaması ve protokolün muhtevası ile ilgili spekülasyon yapmaması gerektiğini belirterek, ‘Bu konu, AB’nin kırmızı çizgisidir. Müzakere edilecek bir şey değildir ve bu Türkiye’nin yükümlülüğüdür’ demiş.

Bu demektir ki, ‘Siz deniz ve havalimanlarınızı Güney Kıbrıs gemilerine ve uçaklarına açmazsanız, Gümrük Birliği protokolünün gereğini tam olarak yerine getirmemiş sayılırsınız’ deniyor.

Olli Rehn kırmızı çizgiyi söylüyor ama bunu ‘müzakerelere başlama şartı’ olarak ifade etmiyor. Böylece ‘Müzakereler başlar ama limanlarınızı Rumlara açmazsanız o müzakerelerden sonuç alamazsınız’ demeye getiriyor.

Ya da biz öyle anlıyoruz.

Bir noktayı daha belirtelim:

En azından bazı okuyucularımız anımsar ki biz bu sütunda hükümetin dış politikasını eleştirirken, ‘üyelik müzakeresine başlamak için Rumları tanımaya mecbur kalacağımızı’ söyledik. Oysa olaylar bugüne kadar bizim dediğimiz yönde gelişmedi. Tam tersine Türkiye, ‘Müzakerelere başlamak için Rumları tanımaya mecbur değiliz ve Kıbrıs sorunu çözülmedikçe de tanımayacağız’ dedi, bu noktada diretti. Ve -bugün kaydıyla ve memnuniyetle ifade edelim ki- yanılan biz olduk. Dileriz sonuna kadar da yanılan biz oluruz. Ama daha önceki -örneğin Kuzey Irak’taki- kırmızı çizgilerimiz gibi tutar yine çözülürsek o zaman da avazımızın çıktığı kadar haykırarak bu hükümete hesap sorarız.

Özetlemek gerekirse, bu durumda iki tarafın kırmızı çizgisinin birbiriyle telif edilebileceği anlaşılıyor. Örneğin, müzakereler 3 Ekim’de başlar, böylece Türkiye’nin dediği yerine gelmiş olur. Müzakereler devam ederken de Kıbrıs sorunu çözülür veya KKTC’ye uygulanan AB ambargoları kaldırılırsa Türkiye de AB’nin isteklerini yerine getirir.

Tabii bu düz bir çizgiden bakınca görünenler... Oysa diplomasinin kıvrımları pek çoktur. O nedenle en ihtiyatlı beyana sığınıyoruz:

Bekleyelim bakalım, devran ne gösterecek?
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI