“Çizenbayan”ın yolu kampüse düştü

Hürriyet Haber
15 Mayıs 2017 - 11:26Son Güncelleme : 17 Mayıs 2017 - 14:34

Birçoklarının özenerek ve hatta kıskanarak takip ettiği, her gittiği yerden takipçilerine şahane tavsiyeler yollayan, mimar, gezgin, DJ, blogger ve daha birçok alanda yetenekli Elif Tanverdi, nam-ı diğer Çizenbayan’la eğlenceli bir sohbet gerçekleştirdik.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Mimarlık eğitimi aldığını biliyoruz. Bu bölümü seçmendeki temel neden neydi? Öğrencilik yıllarından bahsetmek ister misin?

“Yüzde yüz sebep budur,” diyemesem de mimarlık okumamda mimar bir annenin kızı olarak büyümenin büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Ama bir yandan itiraf etmem gerekirse algısal bir şey. Mimarlık, hem mühendislik hem sanat hem sosyoloji hem antropoloji hem tarih hem hikâye anlatma hem görsel hem de matematiksel oluşuyla, yani çok yönlü oluşuyla ilgimi çekiyordu. Kendi kişisel gelişimime baktığımdaysa lise yıllarımın üniversite yıllarımdan daha belirleyici olduğunu düşünüyorum. Tamamen sorgulama üzerine yoğunlaştığım, Avusturya Lisesi üzerine müthiş bürokratik ve işlerin bir devlet dairesindeymiş gibi ilerlediği Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden, çok tatmin olmadım açıkçası.

Şimdi geri dönsem yine mimarlık okumak isterdim ama sanırım aynı okulu seçmezdim. Mimarlığı çok severek okusam da, birtakım faktörler beni yıldırabilir ve içimdeki idealisti tatmin edemezdim. İş hayatımda bunun belediyesi var iş vereni var. Üstelik sadece Türkiye’de olan sorunlardan bahsetmiyorum. Almanya’da yapılan bir araştırmaya göre mühendislikler içinde en az para kazandığınız meslek dalıymış mimarlık. 

Kısacası mimarlık okuduğuma ama şu an mimarlık yapmadığıma memnunum.

 

Seyahat etmeyi çok sevdiğini biliyoruz. Seyahatlerindeki deneyimlerini bir blog haline dönüştürme fikri nasıl ortaya çıktı?

Temelde yazı yazmayı, fotoğraf çekmeyi ve paylaşmayı seviyorum. Hikayelerimi ve hislerimi paylaşmayı da. Bu nedenle sosyal medyada severek paylaşım yapan ve dolayısıyla takip edilen biriydim üniversite yıllarında. Micro blog diyebileceğimiz Twitter ve Instagram’da hayatımda olup biteni paylaşıyordum. Mimarlık son sınıfta mimarlık öğrencilerine verilen bir seyahat bursuna başvurmak istedim. Kazananın bir konsept bağlamında seçtiği on yere gidip deneyimlerini, akranı mimarlık öğrencilerine sosyal medya hesapları ve blogu üzerinden aktarması beklenen bu seyahat bursuna bir blog sayfası üzerinden başvurmak gerekiyordu. Ben de bir blog açtım. Ne yazılır ki bu bloga derken, o zamana kadar çıktığım seyahatlerimi yazmaya karar verdim. Üniversite’de de burslu okudum bu arada. İlerde gezemem şimdi bolca gezeyim, diyerek tüm bursumu seyahatlere yatırıyordum. Orada da iş için sürekli seyahat halinde olan babamın etkisi olduğunu söyleyebilirim. Seyahat etmek için hem ilham vermiş hem de beni teşvik etmiştir, hatta 2008’de bir dönem Barselona’da Erasmus yapmıştım ve oraya giden herkesin bana tavsiye sorması üzerine hazırlamış olduğum pratik de bir e-mailim vardı. İlk blog postum odur. Seyahat bursu elemelerinde finale kaldım, kazanamadım ancak bu bahaneyle bir blog sahibi oldum. Sonra ben neye ilgi duysam onu yapıp paylaşmaya başladım ve blogun içeriği böyle şekillendi.

“Çizenbayan”ın yolu kampüse düştü

Seyahatlerinde alışılagelmişin dışında turist gibi gezmektense, gittiğin yerleri deneyimliyorsun. Bu açıdan diğer bloggerlardan ayrışıyorsun. Seyahat planını yaparken, gideceğin yerleri neye göre önceliklendiriyorsun? Önceden nasıl bir hazırlık yapıyorsun?

Gittiğin yeri deneyimlemenin yolu en önce insanlardan geçiyor. Her zaman aynı sosyallik seviyesinde olduğumu söyleyemeyeceğim ama ruh halime göre ve özellikle de yalnız seyahat ediyorsam gittiğim yerde, Network’ümden birileriyle tanışmak ya da ilham alabileceğim insanlarla tanışacağım yerler bulmak ve hikayelerin buradan başlatarak geliştirmek enteresan geliyor bana. 

Şehrin en ünlü kilisesinin olduğu meydandan değil, bu şehirde benim gibi yaratıcı bir iş yapan bir gencin o geceki planlarına göre şekillensin istiyorum seyahatim. O zaman daha gerçek bir yanını deneyimliyorsunuz oradaki hayatin. Turistler için sahnelenmiş bir tiyatro karesi değil, orada yaşayan ve hayatlarını seninle paralel bir kalitede idame ettiren insanların bir gününe ortak oluyorsun. Mekanların ruhu da bu şekilde daha anlaşılır olabiliyor. Bu illa şehrin en dar ara sokaklarını bile bilen biri olmak zorunda da değil. İki turist olarak yazacağınız hikâye de çok enteresan olabilir.

 

Şu ana kadar kaç ülkeye seyahat ettin? Seni en çok etkileyen yer neresiydi? Sıradaki istikamet neresi? 

Kırkın üzerinde ülkeye seyahat ettim. Beni genel olarak ülkelerin, coğrafyaların, kültürlerin, insanların bu denli çeşitli olması etkiliyor. Müthiş kültürel ve fizyolojik farklılıklara rağmen özde aynı kalan şeyi gözlemlemek, farkları ve sebeplerini karşılaştırmak oldukça heyecanlandırıyor. Enteresan bir şehir de, daha önce karşılaşmadığım bir doğa da etkileyebiliyor yani. Şili, Meksika, İzlanda daha farklı bir şekilde etkiliyor diyebilirim belki. Bundan sonraki ilk durağımsa Cape Town, Güney Afrika. 

 

Bir seyahatin bitti ve evine döndün. İlk olarak ne yapıyorsun? Dinlenir misin yoksa kendini sokağa mı atarsın? 

Nereden ne yaptıktan sonra geldiğime bağlı aslında bu. Bir de yaklaşık beş aydır evim yok. Bir evde dinlenme psikolojisi yok yani. Şu sıralar sürekli seyahatte olma hali var. Çok da üst üste seyahatlerim. Pek dinlendiğimi söyleyemeyeceğim. 

 

İstanbul'u da çok sevdiğini biliyoruz. Uzaktayken İstanbul'da en çok neyi özlüyorsun? 

Arkadaşlarımı ve yemekleri.

 

Peki, İstanbul'un son zamanlardaki değişimi hakkında ne düşünüyorsun?

Kalbimi kırıyor. Geçen gece kurs çıkışı Beyoğlu’nda yürürken ağlamaya başladım. Gençliğimizin geçtiği yerler gitgide hayalet kente dönüyor. Yollar kazılmış, tramvay bile gitmiş, mağazalar kepenk indirmiş ve her yerde tomalar, akrepler. Ürkütücü ve üzücü.

 

Yoga senin vazgeçilmezin, peki bu yoga merakın nasıl başladı? Seyahatlerinin bir kısmını yoga kamplarında geçiriyorsun, bu nasıl bir deneyim?

Açıkçası formumu korumak için pilatese alternatif olsun diye başladığım bir macera, yoganın pilatesten çok farklı olduğunu keşfetmemle evirildi. Seyahat etmek içimde var. Ama turist gibi değil bir amaç için seyahat etmek daha çok hoşuma gidiyor. Dil öğrenmek, mimarlık tarihinde yer etmiş ya da en sevdiğim mimarların binalarını ziyaret etmek, hayranı olduğum sanatçıları izlemek gibi motivasyonların dışında enteresan yoga kamplarına gitmek ya da yoga öğretmek için seyahat ettiğim de oldu.

 

Müzikle aranın çok iyi olduğunu biliyoruz. İyi bir dinleyicisin, aynı zamanda DJ’lik de yapıyorsun. Kimleri dinlemeyi seversin? DJ olarak ne tarz çalıyorsun? 

Birçok farklı tarzda müzikten besleniyorum. Çılgınca Hiphop ve Punk dinlediğim zamanlar oldu. Bir Indie Rock grubun menajerliğini yaptım. Her sene caz festivaliyle çalışıyorum. Şu sıralar elektronik müzikle çok iç içeyim. Deep House ve Techno tarzlarında DJ’lik yapıyorum ama farklı karakterde down tempo mix’ler de hazırlıyorum ve prodüksiyon öğrenmeye başladım son olarak. 

 

Sosyal medyada bu kadar çok takip edilmenin kötü bir tarafı var mı? Bazen gelen yorumlara isyan ettiğini biliyoruz… İnsanlar neden bu şekilde davranıyor olabilirler?

Valla kimseyi yargılamak bana düşmez. Genel olarak ekstra özelliği olmayan bir kız olarak, “Önceliklerinizi belirleyip bazı riskleri göze alırsanız istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz,” mesajını vermeyi seviyorum. Kız sırf geziyor diye baya içten içe bilenenler olabilir. Bir insan hayatında mutsuzsa ve bir şekilde alternatifsiz hissediyorsa mutlu ve farklı alternatifleri hayata geçirmiş insanlara bilenebilir. 

“Çizenbayan”ın yolu kampüse düştü

Seyahat etmeye yeni başlayacaklara neler tavsiye edersin? Ya da ilk nereden başlamalı?

Seyahat edeceklere esnek ve açık olmayı tavsiye ederim. Bence yolda en çok işe yarayacak iki şey. 

 

Sanıyoruz senin için biraz zor olacak ama paylaşım yaparken edindiğin tecrübeye güvenerek soruyoruz, bize kendini 3 hashtag ile tanımlayabilir misin?

#nomad (göçebe) #unicorn #lifeenthusiast oldu mu? Bilemedim. 😊

 

En sık kullandığın sosyal ağ hangisi? 

Instagram

 

Mimari açıdan en beğendiğin şehir hangisi?

Mexico City ve Kopenhag

 

Bir gün sabit bir hayata geçmek istersen, gönlünden geçen, yaşamak istediğin şehir hangisi olurdu?

Çok zor soru. Ben nereye koysan yasayabilecek bir tipim. Benim için ev kavramı mekân değil insandan geçiyor, geçecek. Bunu anladım. Bir gün bir yerde daha yerleşik bir hayata geçmek istiyorum. Evim dediğim kişiyle nerde olursa…

 

Deneyimlerini farklı mecralarda sık sık paylaşıyorsun. Peki bir kitap ya da bir film neden olmasın? Böyle bir düşüncen var mı?

Kitap istiyorum. Çok anım ve hikayem var. Paylaşmak istiyorum ama kitap yazmak hakkında fikrim olmadığı gibi böyle bir işe konsantre olacak ruh halinde de değilim. Önce biraz durulmam lazım. Durulacak yeri ve zamanı kolluyorum. 

 

Sanıyoruz ilk kez çift olarak seyahat ediyorsunuz. Daha önceki ilişkilerinizde sık seyahatte olmanız sorun oluyor muydu? Çift olarak yollarda olmak nasıl bir duygu? İnsan birbirini daha iyi tanıyor mu?

İlk kez çift olarak seyahat etmeyi deneyimledim geçtiğimiz iki ay. Evet, sık seyahatte olmak sorun oluyordu tabii ki önceki ilişkilerimde. Çift olarak yollarda olmak güzeldi bence. Birbirini tanıyıp tanımamak karşılıklı efora bağlı. Herkesle olacak bir şey değil ama yine olsa yine yaparım!

Röportaj: Yağızcan Akbulut

Fotoğraflar: Emre Durmaz

 

Etiketler: çizenbayan , Gezgin , blogger


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı