Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çirkin iftira ve gerçek...

DEMOKRAT Parti 1946’da kurulduktan hemen sonra İsmet İnönü ve CHP için bütün Anadolu’da şu iftirayı yaymaya başladı:

“Kafir İsmet Paşa camilere kilit vurdu. Etrafına asker dikti. Namaz kılmak için içeriye kimseyi sokturmadı. Camileri devamlı teftiş etti. Nöbetçilere ‘İçeriye kimseyi sokmuyorsunuz değil mi’ diye sordu.”

Bu iftira 1950 yılında Demokrat Parti iktidara geldikten sonra da devam etti.

Demokrat Parti’den sonra iktidara gelen bütün sağcı partiler de İsmet Paşa ve CHP için aynı iftirayı yaymayı aralıksız sürdürdüler.

Bugün aynı çirkin ve aslı astarı olmayan iddiayı AKP de kullanıyor.

Bu iftiranın kaynağı nereden kaynaklanıyor? Olayın gerçek yüzü nedir?

Bu çirkin iftiranın iç yüzünü yıllarca CHP’de görev almış, İnönü’nün yakınında bulunmuş olan Necati Karakaya açıklıyor.

Necati Karakaya ile yıllarca Milliyet Gazetesi’nde birlikte çalıştık.

Spor yazarıydı, uzun yıllar TRT’de spikerlik yapıp maç anlattı.

* * *

Şimdi Necati Karakaya’nın gönderdiği mektubu birlikte okuyalım:

“28 Şubat 2008, Büyük Millet Meclisi’nde CHP’li bir milletvekili konuşma yapıyor. Mehmet Ali Şahin Bakan koltuğundan bağırıyor.

‘Haydi, Haydi! Biz sizin nerelere kilit vurduğunuzu çok iyi biliriz.’

Bununla ‘siz camilere kilit vurdunuz’ demek istiyor...

1950 yılından itibaren Anadolu’nun dolaştığım her köşesinde bu iftirayı duydum.

Gerçek şudur.

1942 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın en alevli günlerinde Hitler’in orduları sınırımıza dayandı. Türkiye’ye girip girmemekte kararsızlardı.
İsmet Paşa Trakya’da Çakmak hattını kurmasına rağmen İstanbul’un bombalanacağını tahmin ediyor bu nedenle de savunmayı Ankara’nın dışında yapmayı düşünüyordu.

İstanbul’daki saraylarda ve müzelerde bulunan tarihi eşyaları, zarar görmemeleri için Alman uçaklarının menzil dışında kalan bölgelerdeki camilere koymayı düşündü.

İsmet Paşa düşmanın camileri bombalamayacağını biliyordu.

O nedenle bütün saray eşyalarını, padişahların tahtlarını, mücevherleri, kutsal emanetleri, Hazreti Muhammed’in sancağını, kılıcını, Hırkai Saadeti, Hazreti Osman’ın kanlı Kuran’ı Kerimi’ni, Atatürk’ün Samsun’da çıktığı tahta iskeleyi, müzelerde ne varsa tümünü tam 48 vagona yerleştirterek Niğde’ye gönderdi.

Bu değerli eşyaları korumak için Topkapı Sarayı İkinci Müdürü Lütfü Turanbek başkanlığında 30 görevli, aileleri ve çocuklarıyla birlikte Niğde’ye gitti.

Eşyalar ve görevliler, tehlike tamamen geçene kadar Niğde’de kaldılar.

* * *

Bu değerli eşyalar Niğde’de 3 camiye yerleştirildi.

Camilerin etrafına nöbetçi askerler yerleştirildi.

28 Ocak 1943 günü İnönü Adana’da Churchill ile buluşmak üzere Ankara’dan trenle yola çıktı.

Tren Niğde’de durdu ve uzun süre bekledi.

İsmet Paşa tarihi eşyaları görmek üzere 3 camiyi de teftiş etti.

Özellikle Atatürk’ün Samsun’a çıktığı tahta iskeleyi görmek istiyordu.

Saruhan Camii’ne gitti ve Tunabek’e sordu:

‘Asker nöbetini aksatmıyor, camilere kimseyi almıyor değil mi? Gözüm arkada kalmasın’ dedi.”

İşte o çirkin iftiranın gerçek yüzü böyle.

Aradan 70 yıla yakın zaman geçmesine rağmen AKP hâlâ bu yalanı kullanıyor.

Başbakan Erdoğan bununla da kalmıyor Kurtuluş Savaşı kahramanı, Cumhuriyetin kurucusu, İkinci cumhurbaşkanı İsmet Paşa’yı Hitler’e benzetiyor.

Ve açılan davada mahkeme Erdoğan’ı “İnönü’nün böyle bir kişiye benzetilmesi, hatırasına saygısızlık teşkil ettiği gibi milleti oluşturan bireylerin de kişilik haklarını ihlal edip incitmiştir” gerekçesiyle mahkûm ediyor.
X