« Hürriyet.com.tr

Çin'in modern yüzü Kanton

Hong Kong’dan sonra gerçek Çin’e geçip, Kanton kentinde kalabalıklara karıştım. Çin’in üçüncü büyük kentindeki modern gökdelenler, caddelerinde cirit atan lüks otomobiller, mini etekli kızlar, saçları briyantinli erkekleri görünce biraz şaşırdığımı itiraf etmeliyim. On yıl önce gördüğüm Çin’de artık eski görüntüler yoktu. Milyarlık ülke modern bir görünüm kazanmıştı.

Mehmet Yaşin
X
Çin’den Çin’e girerken vize gerekiyor, haberiniz olsun. Nasıl yani diye soracak olursanız; 100 yıl İngiliz yönetiminde olan Hong Kong, kira süresi bitiminde Çin yönetimine geçti. Hong Kong, Çin yönetiminde olduğu halde Türklerden vize istemiyor. Ama oradan Çin’e yolculuk etmek isterseniz, vize almanız gerekiyor. Bu konu aklınızın bir kenarında bulunsun.

Hong Kong’dan bindiğim minibüs, önce tepelere tırmandı. Öylesine yükseklere çıktı ki, gökdelenler küçüldü, okyanusun neredeyse tamamı göründü. Sonra döne döne tepelerden inip, yeşil tarlaların arasından Kanton (Guangzhou) kentine doğru ilerlemeye başladı. Pencereden manzaraya dalıp gittim. Bildiğiniz yol görüntüleri akıp gidiyordu. Yol üstünde hiçbir Çin köyü görmeden Çin sınırına geldim. Bütün arabaların bagajları açıktı. Biz de açtık. Sıra bizim araca gelince, şoför pasaportları toplayıp verdi. Bilet gişesi gibi bir yerde oturan sınır polisi, yerinden kalkmadan araçtakileri tek tek inceleyip damgaları bastı.

Çin’den Çin’e girişimiz sorunsuz olmuştu. Sonra hızla yola devam ettik.

Bu üçüncü Çin yolculuğumdu. İlk seferinde Şian kentine gitmiş, ünlü terrakota ordusunu görmüştüm. Gerçek boyutlarda, özel topraktan yapılmış yüzlerce askeri, yeryüzünün derinliklerinden gelen ölüm taburlarına benzetmiştim. Bu imgeyi hiç unutmadım. Sonra Çin Seddi’nde, korkuluklara dayanıp, uzaydan bile görünen bu bitmez tükenmez duvarın yapılışını düşünmüştüm. Kaç cana, kaç litre kana, kim bilir ne işkencelere, ne gözyaşlarına mal olmuştu? Bunu düşündüğümü de hatırlıyordum.

İkinci Çin yolculuğumda Pekin’e gitmiştim. Oradan aklımda kalanlar ise, gece kulüplerindeki manken gibi güzel Çinli kızlar, altı şeritli caddeler ve her yerden fışkıran gökdelenlerdi. Kendi kendime, “On yıla kalmaz burası Amerika’yı geçer” demiştim.

ÇOK İSİMLİ KENT

Unutmadıklarımı teker teker hatırlarken, minibüsün penceresinden Kanton görüntüleri akmaya başladı: Tıklım tıklım otobüsler, son model otomobiller, tabii ki yüzlerce bisikletli. Burası Çin’in üçüncü büyük kentiydi. Rehber 14 milyon kişinin yaşadığını söyleyince şaşırdım. İstanbul’dan biraz daha kalabalıktı, o kadar. Oysa 1.5 milyar nüfuslu ülkenin üçüncü büyük kentinin daha kalabalık olmasını bekliyordum.

Kanton, isim açısından şanslı bir kentti. Buraya Çiçek Şehri, Keçi Şehri, Buğday Şehri, Ölümsüz Şehir de deniyordu.
Kanton’u anlayabilmek için, genellikle yürüdüm. Bu yürüyüşlerim sırasında, Çin’in on yıl öncesine benzemediğini gözledim. Kadınlar modern giysiler içinde, genç kızlar çoğunlukla mini etekli veya dar taytlarla, saçları briyantinle biçimlendirilmiş erkekler ise moda giysilerle caddeleri arşınlıyordu. Kaldırım kenarlarında, aklıma gelecek bütün lüks otomobilleri görüyordum. Bir kırmızı Ferariyle bile karşılaştım.

Tüm bunlar tabii ki tüm Çinlilerin gelir seviyesinin yüksek olduğu anlamına gelmiyordu. Yine dünyanın en ucuz işçileri bu ülkedeydi, yine köylerde yoksulluk diz boyuydu ama milli gelirden iyi pay alanların sayısı giderek artıyordu. Batı kaynaklarına inanacak olursam, geçen yıl Çin’de dolar milyarderi sayısı 128’i bulmuştu. Oysa bu sayı 2009’da 79’du.

MODERN GÖKDELENLER/images/100/0x0/55ea73c7f018fbb8f880e0bd

Eğer bir kentin ortasından su akıyorsa, o kent hem güzel hem de medenidir. Kanton’un ortasından da Çin’in üçüncü büyük nehri “İnci” akıyordu. Bir zamanlar iki yakasında yüzlerce hikâyenin yaşandığı bu nehir, nazlı nazlı akıp okyanusla buluşuyordu. Üzerindeki on köprü kentin iki yakasını bir araya getiriyordu. Nehrin kıyısındaki ağaçlık yoldan yürüyerek biraz serinlemek istedim. Ama boşuna bir çabaydı bu. Nemli sıcak, daha mayıs başında insanı bezdiriyordu. Yaz aylarını düşünmek bile istemedim.

Nehrin iki kıyısına modern gökdelenler sıralanmıştı. 391 metre yüksekliğinde CITIC Plaza, ünlü mimar Zaha Hadid’in yaptığı opera binası, çiçek yapraklarını andıran çatısıyla 80 bin kişilik Guandong Olimpiyat Stadı, dünyanın en yüksek kulesi Canton Tower... Ve isimlerini öğrenemediğim onlarcası daha gökyüzüne doğru yarış ediyordu.

Nehrin kıyısında yükselen modern apartmanlar, bir zamanlar nehrin kıyısına bağlanmış teknelerde yaşayanlar için yapılmıştı. Apartmanlar güzeldi ama teknelerinden buraya taşınmak zorunda bırakılanlar, acaba dört duvar arasına sıkışmaktan memnun muydu?

Her turist gibi ben de Canton Tower’ın en üst katına çıktım. Dört bir yanı camlarla kaplı bu kattan tüm şehri görmek mümkündü. Yüksekten bakınca Kanton daha görkemli ve güzel görünüyordu.

Yine her turistin yaptığı gibi ben de ayaklarıma Çin masajı yaptırdım. İlk tecrübemdi. Önce ayaklarımı, içinde çeşitli losyonların bulunduğu sıcak bir suya batırdılar. Ayaklarımın yumuşamasını beklerken, Çinli kız sırtımdaki kaslarla uğraşmaya başladı. Ovdu, sıktı, dirsekleriyle bastırdı, küçük yumruklarıyla vurdu, bütün kaslarımı bir çile iplik gibi yumuşattı. Sonra ayaklarımı eline alıp, her noktasına bastırdı. Tabanımda dokunulmadık yer bırakmadı. Öylesine gevşemiştim ki, masaj sonunda koltuktan kalkmakta zorlandım.

Çin’e gelinir de çay içmeden gidilir mi? Çay salonunun kapısında bekleyen kızlardan biri önüme düşüp bir masaya götürdü. Elime kalınca bir çay mönüsü tutuşturup, hangisini istediğimi sordu. Yüzlerce çay arasından seçim yapmakta zorlanınca yardım istedim. Kızla birlikte bir beyaz, bir yeşil, iki kırmızı, iki de siyah çay seçtik. Önce sıcak suyla çay fincanı ısıtıldı. Ardından, küçük seramik demlikteki çaylar birkaç kez yıkandı. Suyun içinde en fazla 30-40 saniye kalan çay servis edildi. Çay seremonisi sonunda damağımda ilginç tatlar kaldı.

Kanton’dan ayrılırken, 10 yıl önce Pekin’i gördüğümde yaptığım kehanetin ne kadar doğru olduğunu gördüm. Eğer ilginç, çok lezzetli, değişik bir tatil yapmak isterseniz Kanton’u öneririm. THY’nin buraya haftada üç gün direkt uçuşu olduğunu da belirtirim.

ÇEKİK GÖZLER AMELİYATLA BADEMLEŞİYOR

Yolda yürürken bazı reklam afişleri dikkatimi çekiyordu. Yazılarının Çince olmasına rağmen, fotoğraflarından mesajını az çok anlaşılıyordu. Çünkü afişin bir kenarında çekik gözlü bir kadının, öte yanında ise aynı kadının yuvarlak gözlü fotoğrafı yer alıyordu. Bu bir estetik cerrahının ilanıydı ve çekik gözlerin düzeltildiği belirtiliyordu. Nitekim rehberim tahminimin doğru olduğunu söyledi.
En çok gözlerin yuvarlaklaştırılması ve elmacık kemiklerinin törpülenmesi ameliyatları yapılıyordu. Yılda iki milyon kişinin estetik cerrahının kapısını çaldığı öne sürülüyordu. Bunların çoğu genç kızlardı. Batılılara benzeyince iş bulma şanslarının artacağına inanıyorlardı.
Çin, estetik operasyonunda Amerika ve Brezilya’dan sonra üçüncü sırada oturuyordu. Bu sayı her yıl ikiye katlanıyordu. Batılı kadına benzeme ameliyatı Çinli genç kızlara 6 ile 40 bin dolar arasında değişen bir ücrete mal oluyordu.

GÜZEL MANKENLE OTO PAZARLAMA

Bir sabah odamın kapısına bırakılan China Daily adlı gazeteyi karıştırıyordum. Ekonomi sayfasındaki fotoğraf dikkatimi çekti. Spor otomobilin kaputuna, etek boyu dizinin çok üstünde, çok güzel bir manken oturmuştu. Araç ve manken çok tahrik ediciydi. Başlıkta, otomobil mankenlerinin satışları artırdığı yazılıydı. Merakla okudum. Meğer son yıllarda boyu posu yerinde olan kızlar, otomobil mankeni olmak için can atıyormuş.
BMW’nin tanıtım reklamlarında poz veren ve fuarlarda otomobili tanıtan manken Wang Tingting’in günlük ücretinin bin 537 dolar olduğunu öğrenince kızlara hak vermeden edemedim. Wang Tingting, geçen yılda Nissan, Porche, Suzuki markaları için yaptığı çalışmalar karşılığında toplam 100 bin dolar kazanmış. Miao Doudou, diğer seksi araba mankenlerinden biri. Onun kazancı da rakibi kadar. Otomobil satıcıları, seksi mankenlerin satışlarda önemli rol oynadığını belirtiyor. Rakamlar da bunu destekliyor. 2008’de 9 milyon 380 bin araç satılmışken bu rakam 2009’da 13,6 milyona, 2010’da 18 milyona çıkmış.
Şimdi Çin harıl harıl kendi lüks binek otomobilini üretmenin peşinde. Bunun için bir çok üniversitede dizayn okulları açılmış. Bunların en ünlülerinden Pekin Gelly Üniversitesi’nin otomobil dizaynı bölümünde okuyan 500 öğrenciye devlet yılda iki bin dolar burs veriyor.

ÜLKENİN EN ZENGİN MUTFAĞI

Çin mutfağının özü, gerekli olan malzemelerle lüks olan malzemeler arasındaki zıtlığın ve karşılıklı ilişkinin yansımasıdır. Her bölgenin kendine has mutfağı olsa da, dördü öne çıkar. Bunlardan biri sarımsak, sirke ve soya sosu gibi kuvvetli tatların hakim olduğu Pekin mutfağıdır. Baharatların en yakıcılarının tercih edildiği Sezuan mutfağının yemekleri, damakta unutulmaz tatlar bırakır. Hafif ve zarif lezzetlerin hakim olduğu Şanghay mutfağında deniz mahsulleri ve pirinç ağır basar. Benim yemeklerini tattığım Kanton mutfağı ise ülkenin en zengin mutfağıdır.
Kanton’da tam 18 bin restoran bulunuyor. Burada hemen hemen her ülkenin restoranını bulmak mümkün. Vitrinleri genellikle bütün şekilde kızarmış süt domuzu veya yanyana dizilmiş glaze etler süslüyor. Tabii yine vitrinlerde yan yana dizilmiş Pekin ördeklerinin ve kızarmış tavukların görüntüsü de insanın ağzını sulandırıyor. Yemekler vog denen büyük, derin tavalarda, yüksek ateşte hızla pişiriliyor. Onun için malzemeler lezzetlerini kaybetmiyor. Yemek öncesinde mutlaka yeşil çay servisi yapılıyor, sonra ısmarlanan yemekler masanın ortasındaki döner tepsiye diziliyor.
Bambu kaplarda buharla pişen mantı benzeri dim sum, en rağbet edilen yemeklerin başında geliyor.
Mönülerdeki en pahalı yemekler ise kuş yuvası çorbası. 400 yıldan beri sofraları süsleyen bu kıymetli yemek, kırlangıç kuşlarının yuvalarından yapılıyor. Bu yuvalar ya deniz kıyısındaki uçurumlardan ya da kalkerli mağaraların derinliklerinden toplanıyor. Toplanması çok zahmetli olduğu için bir kilo beyaz yuva 2 bin dolardan, kırmızı yuva ise 10 bin dolardan satılıyor. Bir kase kuş yuvası çorbasının fiyatı ise 30 dolar civarında. Kantonlular bu çorbanın sindirime yardımcı olduğuna, seks gücünü artırdığına, sesi güzelleştirdiğine, astıma iyi geldiğine, bağışıklık sistemini güçlendirdiğine inanıyor.

Kaynak: Mehmet Yaşin

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Dünyayı turlayarak düğün çekimi yapan çift
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Yedi yıldır karavanlarıyla dünyayı geziyorlar
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Çin'deki büyük buz mağarası hiç erimiyor!
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Sanal değil gerçek! 30 bin dolar verip kayboluyorsunuz
Hafta sonu Hafta sonu
İstanbul'da saklı cennet: Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi
GezginGezgin
Su ve ateşin şehri: Budapeşte