« Hürriyet.com.tr

Çin'in en büyük eksiği

Dünya düzeninin değişmesini isteyen herkesin gözü Çin'in üstünde.

Hürriyet Haber
X

Dünyanın bu şekilde gitmeyeceğini düşünenler Çin'den medet umuyor sanki.

 

Kağıt üstünde bakıldığında çok da yanlış bir beklenti gibi görünmüyor bu.

 

Çin, son 10 yıldaki ekonomik atılımıyla ABD'nin ardından dünyanın en büyük ikinci ekonomisi oldu.

 

Batı ekonomileri krizle boğuşurken, Kızıl Ejder'in bu yıl yüzde 9 büyümesi bekleniyor.

 

ABD, açıklarını kapatmak için Çin'in atacağı adımları izliyor.

 

Avrupalılar, borç krizinden kurtulmak amacıyla Çin'in kapısını çalıyor.

 

SİYASİ AĞIRLIĞI DA VAR

Politik alanda da önemli, Çin.

 

BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi.

 

Libya'ya hava saldırısının yolunu açan yaptırım kararında Rusya ile birlikte çekimser kaldı.

 

Suriye konusunda etkili müdahaleleri var.

 

Almanya ve Rusya gibi ülkelerle ilişkileri çok yakın.

 

Doğu Asya'da en ufak gerilimde gözler Pekin'e çevriliyor.

 

Çin uzaktan bakınca ABD merkezli ekseni dengeleyebilecek bir güce sahip gibi görünüyor.

 

ÇİN’İN EN BÜYÜK EKSİĞİ

Peki gerçekte buna ne kadar yakın?

 

Çin Uluslararası Radyosu'nun (CRI) düzenlediği etkinlik nedeniyle gittiğim Çin'de en çok bu sorunun yanıtını bulmaya çalıştım.

 

Dün de belirttiğim gibi demokrasi ve özgürlükler alanlarında ciddi sıkıntıları var.

 

Ancak demokrasi ve özgürleştirme adına binlerce insanın hayatını kaybettiği savaşlara ve tüm akan kana rağmen sonunda ortaya çıkan durumun çok daha fena olduğu örnekleri görünce, bu iki kavramın da küresel bir güce dönüşme konusunda ne kadar etkili olduğu tartışılır.

 

Bu nedenle de bu kavramları bir kenara bırakmak gerekiyor.

 

Çin'in küresel bir güç odağı olarak belirmek için elinde ihtiyaç duyduğu her şey var gibi duruyor.

 

Ancak Çin'in belki de kendi kendini frenlemesine neden olan, küresel güç olarak belirmesini engelleyen çok önemli bir eksiği var:

 

İnsan faktörü ve dünyayı tanımak.

 

ZORLU EĞİTİM SİSTEMİ

Bu noktada şunun altını çizmek gerekiyor. Çin özellikle nitelikli insan gücü yetiştirmek amacıyla son birkaç 10 yıl içerisinde çok ciddi adımlar attı.

 

Çin'de zorlu bir eğitim sistemi var.

 

İngilizce eğitimi kısa süre önce alınan bir kararla ilkokuldan itibaren zorunlu hale getirildi.

 

Dolayısıyla yeni nesilde birçok kişi İngilizce biliyor.

 

Ancak burada da Çinlilerin o ünlü gururu devreye giriyor.

 

İyi yapamadıkları bir şeyi hiç yapmamayı tercih eden Çinlilerin birçoğu, bildiği halde İngilizce konuşmamayı tercih ediyor.

 

Eğitim sisteminin her kademesinde zorlu sınavlar var.

 

Bu elemeleri geçemeyenler ise düşük maaşla mavi yakalı işlerde çalışmak zorunda kalıyor.

 

Onların tek umudu ise çalıştıkları fabrikalarda biraz da şansın yardımıyla yükselebilmek...

 

İNGİLİZCE BİLEN SAYISI ARTIYOR

Öğrencilerin ilkokuldan sonra ortaokula gitmek, sonra liseye devam etmek ve üniversiteye girebilmek için sınavlardan geçmeleri gerekiyor.

 

Böyle bir sistemin içinde hakikaten oldukça nitelikli bir kitle üniversiteden mezun olabiliyor.

 

Ancak mezuniyet için bir de önemli şart var: Üniversite diploması alabilmek için genel bir İngilizce sınavını vermek gerekiyor.

 

Dahası birçok kişi Çince ve İngilizcenin dışında üçüncü bir dil de öğreniyor. Rusça, Almanca, Türkçe oldukça revaçta...

 

Dolayısıyla yine kağıt üzerinde Çin "insan kaynağı"na yatırım yapıyor.

 

İNSANA YATIRIM VAR AMA…

Ancak ülke kapalı devre, dolayısıyla eğitimlisinin de eğitimsizinin de hayatı kapalı devre.

 

İşte Çin'in en büyük eksiği de bu noktada ortaya çıkıyor:

 

Çinliler dünyayı tanımıyor.

 

Dolayısıyla küresel bir güce dönüşmenin anahtarı olan "yumuşak gücü" kullanamıyor.

 

Yetiştirdiği nitelikli insan gücünün dünyayı tanımaması, Çin'e uluslararası kamuoyu karşısında kaybettiriyor.

 

Bunun belki de en iyi örneklerinden birisi CRI...

 

Yani Çin'in BBC'si... 1941 yılından bu yana yayın yapıyor.

 

Sadece Çince değil, içlerinde Türkçenin de olduğu 60'tan fazla dilde yayını var.

 

Dünyanın aklınıza bile gelmeyecek yerlerinde bürosu bulunuyor.

 

Aynı zamanda internet sitesi üzerinden de yayın yapıyor.

 

Dünyada "yumuşak güç" söz konusu olduğunda, devlet destekli yayın organlarının önemini anlamak için geçmişte Radio Free Europe, BBC; bugünse El Cezire gibi örneklere bakmak yeter.

 

İşte CRI da Çin'in "yumuşak güç" silahının en önemli mermisi olmak istiyor.

 

BÜYÜK GAF

 

CRI ÇİN KENTLERİ SIRALAMASI ÖDÜL TÖRENİ / FOTO ANALİZ

 

Ancak aynı CRI, uluslararası hassas konularda pek de yapılmayacak gaflara imza atıyor.

 

Kurumun ana binası Pekin’in batısında, devasa bir tesisin içinde.

 

Yüksek binanın giriş katında yer alan panoda yayın yaptıkları ülkelerin bayrakları yer alıyor.

 

Binayı ziyaret ettiğimde bu panoyu da incelemeye başladım. Birinci sütunun en altında Türk bayrağı dikkatimi çekti...

 

Sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bir CRI yetkilisiyle birlikte çekilmiş fotoğrafı...

 

Buraya kadar her şey normal ancak ikisinin ortasında Türkiye'nin tanımadığı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bayrağı görünce şaşırdım.

 

Yanımdaki CRI görevlisine "Nasıl yani" diyecek oluyorum ve aldığım yanıt benim için oldukça şaşırtıcı:

 

"Ama KKTC'ye de yayın yapıyoruz. O yüzden de 'onun' bayrağını koyduk."

 

Türkiye açısından Güney Kıbrıs ile Kuzey Kıbrıs'ın farkını anlatmaya çalışıyorum kısaca.

 

Bina içindeki turumuz devam ediyor. Yayın yapılan her ülke için hazırlanmış camekanlı bölmelere geliyoruz.

 

Bu camekanların içinde o ülkeye dair eşyalar yer alıyor.

 

“DOST ÜLKENİN DOST RADYOSU”

"Dost ülkenin dost radyosu" sloganının yer aldığı Türkiye'nin bölmesinde nazar boncuğu ve eşeğine ters binmiş Nasreddin Hoca var.

 

Onlarca ülkenin camekanlı bölmesinin önünden geçiyoruz.

 

Üzerinde "Sırpça" yazan bölmenin önünde duruyorum.

 

Biraz dikkatli inceleyince dikkatimi çeken şeyi fark ediyorum.

 

Dil Sırpça ama içinde Hırvatistan yazan pullar ve hediyelik eşyalar var.

 

Dahası ağırlıklı olarak Bosna Hersek’te kullanılan bakır Türk kahvesi seti de dikkatimi çekiyor.

 

Karşılaştığım bir CRI görevlisine, Sırbistan'la ilgili konulabilecek başka şeyler de olduğunu, Balkanlar’daki yapının oldukça hassas olduğunu anlatmak istiyorum.

 

ÇİN KENDİ KENDİNİ FRENLİYOR

Ancak yine fark ediyorum ki, Balkanlarla ilgili farkındalık düzeyleri, "Aman canım hepsi Yugoslav değil mi?" yaklaşımıyla kısıtlı.

 

Elbette ki yayın organlarının kendi yayın çizgileri ve politikaları vardır. Özellikle de devlet destekli olanların...

 

Bununla birlikte devlet destekli basın organları aynı zamanda bu tarz etkinliklerde başka ülkelerin hassasiyetlerine de en fazla dikkat edenlerdir...

 

Açıkça söylemeliyim ki Çin'de gördüğüm birçok şey beni hem olumlu hem de olumsuz anlamda şaşırttı.

 

Ancak en çok şaşırdığım şey, Çin'in dünyaya bu kadar açılırken, kalifiye insan gücünü artırmak için bu kadar çaba gösterirken, dünyayı bu kadar az tanıması oldu.

 

Küresel güç satrancında ise "dünyayı tanımak ve dünyaya ulaşmak" en az vezir kadar önem taşıyor.

 

ikoker@hurriyet.com.tr 

http://twitter.com/ikoker

 

İrem KÖKER

 

YARIN: "O kadar çok ağladım ki, görme kaybı oluştu"

Kaynak: