Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çin yakında bizi de etkileyecek…

Henüz büyük bölümümüz farkında değil, ancak Çin geleceğin “Süper Gücü” olacak ve attığı her adım bizi de etkileyecek. Eğer bu ülke kendi içindeki çarpıklıkları ve çelişkileri çözerse, sadece bölgenin değil, Hindistan ve Rusya ile birlikte, uluslararası alanda dünyanın en etkili ülkesi olacak. Yeni gruplaşmalar, yeni ittifaklar oluşacak.

Çin’deki inanılmaz gelişmeyi, sadece bu yıl yaşanan iki olay daha da perçinlemiş. İnsanların özgüveni artmış. Kendilerini, fakir yüzbinlerle özdeşleştirmiyorlar. Amerika ile, Rusya ile yarışan bir büyük devlet olduklarını ilk defa açıkça hissetmeye başlamışlar.Rakamlara baktığınızda (yandaki kutular) bu büyüklüğün ne olduğunu hemen anlıyorsunuz.

 

Çinliler’i gururlandıran ilk olay, Olimpiyatları böylesine mükemmel bir şekilde gerçekleştirmeleri. Diğeri de geçen hafta uzayda ilk defa astronot yürütmeleri.2015’te ilk uzay istasyonunu kuracaklar, 2020’de de Ay’a ilk Çinli ayak basacak.Böylece ABD ve Rusya’dan sonra, uzayda söz sahibi üçüncü güç olacaklar.

 

Beijing’den sonra, bir de Şangay’agidecek olursanız Çin’in nasıl dev adımlarla ilerlediğini anlarsınız. Size ne Şanghay’ın, ne de Hanoi’nin muhteşemliğini anlatacağım. Daha önce de dediğim gibi, görmeden anlayamazsınız. Hem tek parti ile otoriter bir rejimi, hem de liberal bir ekonomiyi bir arada yürütmeyi başaran Çin, bu tempoda dünyadaki dengeleri kolaylıkla değiştirecek bir noktaya geliyor.

 

Hele ABD’nin, Irak istilası iledünyanın jandarmalığının” sonuna geldiğini düşünür ve de son ekonomik depremden çıkamazsa, Çin’in konumunun çok daha hızla güçleneceğini söylemek falcılık olmaz.

 

Avrupa derseniz, Çin ölçüsündeki hesapların içinde dahi yok.

 

40-50 yıllık süreç içinde, dünyayı artık ABD ve Avrupa değil, Uzak Doğu şekillendirecek. Değeri yükselen ülkeler ise, Çin-Hindistan-Rusya-Japonya olacak...

 

Hafta başından bu yana, sizlere Çin izlenimlerimi, büyük ekonomik patlamanın karşısındaki şaşkınlığımı anlattım. Çin’i yere göğe koyamadım.

 

Ancak yanlış anlaşılmasın. Çin’in öteki yüzü de var. Ve sadece bahsettiğim o birkaç büyük kentten oluşmuyor. Beijing-Şangay ve Hong Kong’daki kişi başına gelir 20 bin dolarlara kadar çıkarken, ülkenin diğer bölgelerinde 1.700 dolara düşüyor.

 

İşte Çin, böylesine çelişkilerle, çarpıklıklarla dolu. Bu sorunların üstesinden geldiği anda da, kimse bu ülkenin önünde duramayacak.

                                             *                               *                               *

BİR DE MADALYONUN ÖBÜR YÜZÜNE BAKALIM

 

Çin’de her şey pırıl pırıl, her şey mükemmel değil. 1,5 milyarlık bir nüfusu organize etmek, yarı merkezi bir planlamayla yönetmek hiç de kolay değil. 56 ayrı milletin yaşadığı, 60 ayrı lehçenin konuşulduğu, eyaletlere neredeyse kendi kendilerini yönettikleri yetkiler verilmiş bir sistemi yürütebilmek, Çin’in hem başarısı, hem de sorunu.

 

Ülkenin içlerine doğru girdiğinizde,  gerçek Çin veya geri kalmış Çin ile karşılaşıyorsunuz.O zaman bu büyük ülkenin önündeki güçlüğü çok daha iyi anlıyorsunuz. Fakir Çin’i zenginleştirmenin ne kadar zaman ve kaynak gerektirdiği ortaya çıkıyor.

 

Çin, bu süreci sorunsuz atlatmak için, tüm politikalarını “Amerika ile geçinmek” üzerine kurmuş durumda.

 

Parası dolara bağlı. Ekonomisi tümüyle Amerika’ya yönelik.Bundan dolayı son parasal depremi, yüreği ağzında izliyor.Adeta, bir an önce geçmesi için dua ediyor. Çin liderleri gün geçmiyor ki, ABD’ye duydukları güveni tekrarlamasınlar. Yetmiyor, ellerindeki kaynaklarla iflas eden ABD şirketlerini ya kurtarıyor veya satın alıyorlar. Böylesine ilginç bir süreç yaşanıyor.

 

Sırf Washington’u rahatsız etmemek, yanlış anlamalara yol açmamak için, silahlanma politikalarını dahi en alt düzeyde tutmuş.

 

Beijing’in en dikkat ettiği unsur, “Çin tehlikesi” propagandasına yol açmamak. Böyle bir olasılığın ekonomik gelişmesini olumsuz etkileyeceğini bildiklerinden dolayı, belirli bir çerçevenin dışında pazularını göstermiyor.

 

Yarın, içindeki çelişki ve çarpıklıkları düzeltip, ekonomik gelişmesiniülkenin tümüne yayınca, karşımızda bambaşka bir Çin bulacağımızdan kimse kuşku duymasın.

 

Ben Çin’i keşfetmekte belki geç kaldım, umarım, Türkiye kalmaz. Oysa ülkelerimiz arasındaki ticarete bakıyorum da (yarınki yazı) koskoca Çin’in farkında dahi olmadığımız sonucuna varıyorum.


 

Yüzölçümü                :  9,596,960 km kare

Nüfus                       : 1,321,851,888 (2007 tahmini)

Dini Yapısı               :  Resmi olarak Ateist ancak toplumda mevcut en önemli dinler Taoism,

            Budizm, Müslümanlık ve Hıristiyanlık

Başkent                    : Beijing (16 milyon)

Yönetim Şekli          :  Komunist Tek Parti Yönetimi

Cumhurbaskanı       :  Hu Jintao

Para Birimi              :  Renminbi (Yuan)

Döviz Kuru              : 1 USD = 6.46 Rmb.

Kisibaşına GSMH   :  1,706 (2005)

Konuşulan Diller     :  Çince (Çoğunlukta Putonghua-K.Çincesi, Pekin dialekti olarak

  bilinen Mandarin ve pekçok yerel dialekt ve dil)


YÖNETİM ŞEKLİ


Çin Halk Cumhuriyeti 1949 yılında kurulduğundan beri Çin Komunist Partisi tarafından yönetilmektedir. 1978’de serbest piyasa ekonomisi reformlarının uygulamaya konması ile birlikteülke ekonomisinde meydana gelen önemli değişiklikler ve yaşam standartlarının yükselmesine karşın Çin siyaseti hala Marksist ideolojiyle yönetilmektedir. Ülke liderleri seçilmemekte; Çin Komünist Partisi bünyesinden çıkmaktadır. Şimdiki Başkan Hu Jintao da 2004 yılında, Başbakan Wen Jiabao da 2003 yılında göreve gelmişlerdir.


EKONOMİ

 

Çin Halk Cumhuriyeti dünya nüfusunun yüzde 20’sini barındırmaktadır.Ülke ekonomisi yabancıların artan ilgisi ve yatırımları ile zenginleşmekte ve devlet eliyle hızla liberalleşen bir ekonomi ortaya çıkmaktadır. Ancak Çin Hükümetini önümüzdeki dönemde bir dizi sorun da beklemektedir. Ülkenin iç ve batı bölgelerinin kalkındırılması, kuzeydoğu eyaletlerinde eski sanayi tesislerinin elden geçirilmesi, bazı sektörlerde aşırı ısınmanın önünün alınması ve işsizliğin azaltılması devletin önümüzdeki dönem için başlıca hedefleridir. Ayrıca yoksulluk sorunu ciddi boyutlardadır; kırsal yörelerde 30, kentlerde ise 20 milyon Çinli yoksulluk sınırının altında yasamaktadır. Çin hükümetinin en büyük korkularından biri de Batı’da çok konuşulmakta olan aşırı ısınmadır. Çin ekonomisinin fazla endüstriyel üretim, dış ticarete ve yabancı yatırıma aşırı bağımlılık gibi sebeplerle kontrolsüz büyüdüğü ve aşırı ısındığı Çin’le ilgili popüler teorilerden biridir.

 

GELİŞİM HIZI

Ekonomik Göstergeler 200520062007
Dış  Borç (US$ milyar) 281,6315,4335,5
İhracat (US$ milyar) 762,32            938,86            1161,17
İthalat (US$ milyar)    660,22            800,73           953,51
Cari Hesap (US$ milyar) 160,8249,9255,9
Yıllık Enflasyon Yüzdesi   1,80                2,13                 2,63

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak: CIA World Factbook, ISI

 
YABANCI YATIRIM REKORU

 

Çin bu konuda rekora sahiptir. Son 10 yılda ortalama (her yıl) 40-50milyar dolaryabancı yatırımalmış ancak 2007’den itibaren yabancı yatırımlardan alınan vergi %20’ye çıkarılınca, 30 milyar dolaradüşmüştür. Nedeni de, yabancı yatırıma bağlılığı ve kirli yarıtımları azaltmak.

X