Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çiller ve ajanlar

Hadi ULUENGİN

‘GİZLİ belge’ enflasyonunun zirveye ulaştığı günlerde Ankara'ya gitmiştim, Sedat Ergin müstehzi tebessümle bunlardan birisini benim de elime tutuşturdu.

Söz konusu ‘belge’ Maocu ‘karanlıkçılar’ın yaygarasıyla gündeme gelen ve Çiller'in ‘CIA ajanı’ olduğunu öne süren kağıt parçasına tekabül ediyordu.

Bırakınız varlığı yüzde bin asparagas bir Amerikan hafiyesinin ‘ifşaatta bulunduğu’ noter adresinin gerçekte mevcut olmadığını saptamak için yapılacak küçük bir soruşturmayı, metni alıcı gözüyle okuyan yetişkin bir çocuk dahi ‘itirafın’ tamamen sahtekarlık içerdiğini daha ilk bakışta anlayabilirdi.

Nitekim, Sedat ve ben böylesine kör kör parmağım gözüne bir palavrasyonun ciddiye alınmasına şaşırmış ve tezgahı kimin kurduğu konusunu konuşmuştuk.

Zaten çok kısa bir süre sonra ‘gizli belge’nin foyası tam meydana çıktı.

‘CİA ajanlığı’ iddiası bizzat kendisi ajan provokatör olan Maocu güruhun ‘karanlık’ hanesine yazılmış yeni bir ‘dezenformasyon’ olarak unutulup gitti.

* * *

UNUTULUP gitti de, yine Sedat Ergin'in konuyu tekrar ele aldığı ve bu tür iddiaların özünde Çiller'in ekmeğine yağ sürdüğü görüşünü işlediği pazar günkü sağduyu makalesini okuyunca konuya değinmek benim açımdan da farz oldu.

Söz uçar yazı kalır ve arşivler şahidimdir, kendi hesabıma DYP önderinden hiç bir zaman hazetmedim. Daha herkes O'na övgü düzerken ben köprüleri attım.

Ne var ki, Tansu Çiller'e yönelik eleştirilerim daima siyasi ve etik çerçevede kaldı. Şaibeli ithamlara ve sahte belgelere asla itibar etmedim.

Hele hele bunlar Maocu ‘karanlıkçılar’ aracılığıyla piyasaya sürülmüşse...

* * *

MALUM, yanlış ve tevatür haber yayarak şahısları ve kamuoylarını istenilen doğrultuda manipüle etmek operasyonlarına ‘dezenformasyon’ adı verilir.

‘Dezenformasyon’lar arasında en makbul olanı ise ‘gri’ sıfatıyla anılır.

Başka bir deyişle, sızdırma haber ve maşa ‘kaynak’ asgari ölçüde doğru da yansıtmalıdır ki bu kısmi inandırıcılık sayesinde esas yalan yutturulabilsin.

Bu yüzden kokmuş balığın hazmettirmek için taze balık hemen feda edilir.

Şimdi bakalım Çiller'e ilişkin iddiaların ‘kaynağı’ olan Maocu faşistlere:

Herkes biliyor ki gizli servislerin ‘fabrikatör’ kod adıyla zikrettiği ve kandırdıkları insan sayısı binde sıfır virgül sıfır iki gibi süper - marjinal bir oranı aşmayan bu ‘karanlıkçılar’ ajan provokatör olarak çalışmaktadır.

Onların tek varlık nedeni budur ve bu hizmet için yaşatılmaktadırlar.

Hizmette yani ‘gri dezenformasyon’da ‘kaynak’ olmanın yöntemi ise Susurluk vukuatında saptandığı gibi tek bir doğruyu on yalanla birlikte sunmaktan ve birincisinin gerçekliğine dayanarak da diğerlerini yutturmaktan geçmektedir.

İşte, tıpkı Eşref Bitlis'e suikast hezeyanında olduğu gibi ‘karanlıkçılar’ aracılığıyla Çiller'in ‘CIA ajanlığı’ asparagasında da yapılmış olan budur.

‘Kaynak’a önce kısmi gerçek sızdırılarak o bir nebze inandırıcı kılınmış, sonra da DYP liderinin tasfiyesi hesabıyla traji - komik komplo uydurulmuştur.

* * *

SAHTEKARLIĞIN kısa süre sonra ortaya çıkması ise o kadar önemli değildir.

Çünkü, yukarıdaki komplo anlık ‘momentum’da ihtiyaca cevap vermiş ve Tansu Çiller'in o sırada gözden düşmesinde yabana atılmayacak rol oynamıştır.

Balgam tükürsen gökten rahmet yağıyor dediği için yüzü ve suratı zaten mahkeme duvarı olan Maocu avene açısından her hangi bir sorun yoktur.

O ajan provokatör misyonunu yerine getirmiş ve bunun ücretini kapmıştır.

Lakin, sahtekarlık ve komplo, şimdi benim aklıma bir şey daha geliyor...

Madem ‘CIA ajanlığı’ iddiasından aklandığı için bu iftira uzun vadede Çiller'e yaradı ve hiç haketmediği halde durup dururken O'nu ‘mağdure’ kıldı, sakın Maocu ‘karanlıkçılar’ aslında çift taraflı çalışmasın ?

Adı üstünde ajan provokatör bu, kim bedelini ödüyorsa onun borusunu çalar.













X