Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çiller-Clinton falan, filan

Zeynep ATİKKAN

Çok sıkılmış olmakla birlikte şu Clinton'un pantalonundan son defa söz etmek istiyorum.

Monica işinin bir postmodern zamanlar olayı olduğu çıkıyor ortaya.

Gölüyor ki Amerikan toplumu Clinton'un yalanına dolanına göz yummaya hazır. Başkan'a kamuoyu desteği yüzde 60'ın üstüne çıkmış.

Bir kişiyi desteklemek veya desteklememek için mazaret üretilir.

Başkan'ın destekçileri, ‘Clinton ülkeyi iyi yönetiyor. Ekonominin çarkları dönüyor, yalan, dolan ve Monica süfl*ı işler’ diyorlar. Aslında yalana dolana kızıyorlar da bir ara yol bulup ‘Görevde kalsın da uyarı alsın’ demekteler.

Zamanlar postmodern olduğuna göre ‘lider’ şirket genel müdürü gibi görülüyor. ‘ABD’nin genel müdürü, ülkeyi iyi yönetir, hisse senetlerini uçurur ama arada sırada, eli günü tokatlarsa mubahtır' gibi bir anlayış.

Tabii bu anlayış büyük çapta Cumhuriyetçi Reagan'dan miras kaldı Amerikalılar'a. Postmodern zamanların cilvesine bakın ki bu mirasa en çok Demokratlar sahip çıkıyor.

Öyle değil mi?

Hazır Clinton siyahlara ve feministlere göz kırpmışken, Hillary'nin feminist harekete ihaneti filan hasıraltı ediliyor.

Bakıyoruz en fazla kudurması gereken Cumhuriyetçiler de kuyruğunu kısmış, ‘Yaralı bir Başkan’ı daha iyi oynatırız' mantığı ile siyaset yapmaktalar.

Postmodern zamanların küçük hesaplarının cinlikleri bunlar.

‘Ayrıca’ diyorlar ‘Bu seks konusunda herkesin bir sabıkası var. Yani seks için söylenen yalan pek yalan sayılmaz’. İş, bir toplu vicdan ve bir toplu kıvırtmaya dönüşüyor.

Geçenlerde, aileyi kutsayan ahlakçı Amerikalı'ya soracak olmuşlar ‘Evlilik dışı ilişkiye nasıl bakıyorsun’ diye, yüzde 90'ı ‘Evlilik dışı ilişki kınanmalı’ yanıtını vermiş. Bu arada başka bir araştırma, evli erkeklerin yüzde 24'ünün karısını aldattığını da ortaya koymuş.

Postmodern denklemler de burada yatıyor, yani her on kişiden dokuzunun ‘Ben dindarım’ dediği bu özel alanda!

Durum bu ama olay da bir türlü kapanmıyor.

Clinton'un istifasını isteyen gazete sayısı 128'i bulmuş. Bilindiği gibi establishment (yönetici krema) ‘Gitsin, yalancı bir Cumhurbaşkanı ülkeyi yönetemez’i savunuyor.

Cumhuriyetçi Parti'de ağırlığını hissettirten ve de 1990'dan sonra ülkede iyice güçlenen Hıristiyan Koalisyonu büyük bir koz yakalamış durumda. Okullara zorunlu dua konulmasını, kürtajın engellenmesini, eşcinsellerin orduya alınmamasını isteyen talepleriyle güç kazanan bu koalisyon şimdi Clinton olayında baş rolde.

Niteliği Vietnam'a hiç benzememekle birlikte Monica'nın eteği bir başka türlü çalkalamakta Amerika'yı...Yani Monicagate test ediyor Amerikan toplumunu.

* * *

Sanırım çok farklı biçimde Çiller de bir test konusuydu Türk toplumu için. Bir siyasi kaza olarak geldi (getirildi, getirenler hâlâ ortalıktalar) ve de allak bullak etti toplumu.

Çiller servetinin kaynağını açıklayamamış bir liderdi. O dönemde ‘servetini nereden edindin’i sorgulamak ayıptı. Bu hoşgörü de rahmetli Özal'dan miras kalmıştı topluma.

‘İş üretiyor, vizyon’ kotasından yaratılmış bir hoşgörüdür bu.

Ne oldu? Türkiye'nin modern yüzü, tayyör, sarı saç, İngilizce, Hello Clinton vs. ile siyasete dalan Çiller'e ‘servet mervet, yalı çetesi’ sorulamadı. Çünkü Amerikalı'nın seks yalanı gibi bizimkilerin de köklü bir ‘voli’ ve ‘yolsuzluk’ geçmişi ve geleceği vardı.

Yani vergi ödememek, rüşvet, haksız kazanç, eroin parası, çeteye iş bitirtme vs. Ve de kamu arazisini gaspeden koca bir nüfus.

Zamanlar postmodern.

Çatık kaşlı dürüst devlet adamının partisinden ne kokular çıkıyor! Yani bu durumda Çiller'in servetinin üstüne bir bardak su içmek gerekli değil mi?

Tabii ki toplumca allak bullak olarak.













X