« Hürriyet.com.tr

Çılgınlık mı yoksa çılgınca eğlenmek mi

Bu kez İspanya’nın kuzeyine, Fransa ile İspanya arasında doğal sınır sayılan Pirene Sıradağları’na gidiyoruz. Akdeniz ve Atlantik iklimlerinin buluştuğu yemyeşil ovalarla, ormanlarla, yüksek yamaçlar, karlı tepeler, ırmaklarla kaplı Pamplona havzasına... İspanya’nın özellikle son yıllarda yükselen prestijiyle, neredeyse en ünlü restoranlarda trend haline gelen şaraplarıyla ünlü Navarra bölgesine...

Murat MÜFTÜOĞLU
X
Bir çok Bask milliyetçisine göre Bask Ülkesi’nin kalbi Pamplona kenti. Arga, Etorz ve Sadar ırmaklarının suladığı yemyeşil ovadaki tepelik üzerine, M.Ö. 70’li yıllarda, Romalı General Pompeyo Magno tarafından kurulduğu öne sürülen Pamplona, bugünün İspanya’sının yaşam standardı ve kalitesi en yüksek kentlerinden biri.

Ama Pamplona şaraplarından çok, San Fermin Şenlikleri’yle tanınıyor dünyada. Temmuz ayının ilk yarısında, tam olarak 6-14 Temmuz tarihleri arasında, hani o tüm dünya televizyonlarının haber kanallarının bir hafta boyunca göz bebeği olan, hani o tüm izleyenlere “ya bu İspanyollar kafayı yemiş arkadaş” dedirten, boğaların önünde bembeyaz pantolonları, gömlekleri ve kırmızı fularlarıyla deliler gibi koşturan, yerlere savrulan, boynuz darbelerine maruz kalan gençlerin inanılmaz görüntüleriyle tanıdığımız San Fermin Şenlikleri... Ernest Hemingway’in “Fiesta” adlı eserinde ölümsüzleştirdiği San Fermin Şenlikleri...

Başlangıçta, 1852 yılında yapılmış olan muhteşem arenaya o akşamüzeri çıkarılacak olan boğalar, tarihi Pamplona kentinin sur dışı bölgesindeki otlaklardan, ağıllardan şehir merkezine çobanlar tarafından sürülerek getirilirmiş. Boğaların arabalara yüklenerek tarihi sur içi bölgesinin daracık sokaklarından geçirilmesi mümkün olmadığı için, takip etsinler diye önlerine konulan cazibeli iki ineğin peşine takılan boğalar, çobanların yönlendirmeleriyle belirli bir güzergâh üzerinden arenaya götürülürmüş. Ve boğalar kent sakinlerine herhangi bir zarar vermesin, gelip geçeni boynuzlamasın diye bu işin gün doğmadan sabah saat altı sularında ve çok hızlı yapılması gerekirmiş.

Ne zaman başladığı tam olarak bilinmemekle birlikte, 1890’lı yıllardan itibaren kentin delikanlıları eğlence olsun diye boğaların önüne atlayıp koşturmayı adet edinmişler. Ve bu olay giderek gençlerin cesaret yarışı yaptıkları bir uğraş haline gelmiş. Boğa sahipleri ve arena yöneticileri de, çobanların yönetiminde yaklaşık 20-30 dakika süren bu iş, gençlerin koşturmacasıyla 3-5 dakikada hallolmaya başlayınca gayet memnun, ses çıkarmamışlar. Olay günümüzün en medyatik olaylarından birisi haline gelmiş, müthiş bir turizm potansiyeli yaratmış. İstatistikler, sadece şenlikler nedeniyle 200 bin nüfuslu Pamplona’ya bir hafta boyunca 2 milyonun üzerinde yerli ve yabancı turist geldiğini söylüyor.

Kentin koruyucu azizi olduğuna inanılan San Fermin adına düzenlenen şenlikler, 6 Temmuz saat 12.00’de muhteşem bir 17. Yüzyıl yapısı olan Belediye Başkanlığı Binasının balkonundan, bazen ünlü bir matador, bazen ünlü bir sanatçı ya da şahsiyetin üstlendiği pregonero’nun (şenlik tellalı) açılış konuşması ve havai fişek patlatılması ile yüz binlerce kişinin sevinç çığlıklarıyla başlıyor. Bu törene çupinazo diyorlar. Herkes San Fermin Şenliklerinin geleneksel giysisi beyaz gömlek, beyaz pantolon ya da etek giyiyor. Bellerine kırmızı kuşak, boyunlarına da kırmızı bir fular bağlıyorlar. Ve bir hafta sürecek olan içki ve eğlence maratonu başlıyor.

BARLAR, TAVERNALAR 24 SAAT AÇIK

Bu bir hafta boyunca barlar, kafeler ve tavernalar inanılması zor gibi görünüyor ama 24 saat açık kalacak. Semt derneklerinin kurduğu bandolar şarkılar çalarak sokaklarda dolaşacak, insanlar dans edecek, içip eğlenecek. Kentin meydanlarında, parklarında tiyatro grupları oyunlar sergileyecek, çocuklar için kuklalar oynatılacak, sirkler kurulacak, akşamları boğa güreşleri sonrası ünlü ünsüz sanatçılar açık hava konserleri verecek. Bu bir hafta boyunca dans salonları, diskotekler kapalı çünkü kentin her yeri diskotek, her meydanı dans salonuna dönüşmüş durumda. Her akşam 23:00 sularında tabyalarla süslü sitadelde havai fişek gösterileri yapılacak. Barların, tavernaların önlerine kurulmuş masalarda envai çeşit tapaslar (mezeler), sandviçler dizilmiş, sürekli yiyip içen, dans edip eğlenen mahşeri bir kalabalık... Ama kimse kimseyi rahatsız etmiyor, herkesin tek bir kaygısı var: Dertleri sıkıntıları bir kenara bırakıp bir haftalığına alabildiğince ve olabildiğince eğlenmek.

EL ENCIERRO SABAH BAŞLIYOR

El encierro adını verdikleri boğaları arenaya götürme töreni ya da çılgınlığı, sabah 08.00’de başlıyor. Santo Domingo sokağında başlayan güzergâh, aslında 800-900 metrelik bir parkur ve o meşhur koşuşturmaca hepi topu 3-4 dakika sürüyor. Parkurun başından o akşam arenaya çıkacak olan 6 boğa sokağa salınıyor. Boğaların güzergâh üzerinde ara sokaklara sapmaması için yan sokak girişleri ve mağazaların vitrinleri yaklaşık bir buçuk metre yüksekliğinde ahşap barikatlarla kapatılıyor. Ve barikatların üzerinden atlayıp boğaların önünde koşan gençlerin hemen hepsi aslında eğitimli. Ne zaman bir apartman girişine saklanacaklarını, ne zaman barikatlardan atlayıp kaçacaklarını, yere yuvarlandıklarında duvar diplerine nasıl sığınacaklarını ya da başlarını avuçları arasına alıp nasıl kapanacaklarını, hangi dönemeçlerin tehlikeli olduğunu çok iyi biliyorlar. Ama yine de ölümcül yaralanmaların, hatta ölümlerin önüne geçilemiyor. Zaten yaralanan ve ölenlerin çoğu da macera peşindeki çılgın turistler. Özellikle de Amerikalı, İngiliz ya da Kuzey Avrupalı hem de kör kütük sarhoş turistler. Aslında 1890 yılından bu yana ölü sayısı sadece 15. Gelenekler gereği koşmak isteyeni engellemiyorlar, sadece uyarıyorlar. Aklınızı peynir ekmekle yemediyseniz ve bir gün katılmayı düşünürseniz siz de koşabilirsiniz.

KOŞU HER GÜN YİNELENİYOR

Kulakları sağır eden bando müzikleri, izleyenlerin canhıraş çığlıkları, önlerinde koşuşturanların tahrikleri arasında çılgına dönen zavallı boğalar, neye uğradıklarını şaşırmış durumda kendilerine yol açmak derdinde aslında. Doğal olarak tek savunma araçları olan boynuzlarını kullanıyorlar. Mercaderes ve Estafeta caddelerini izleyen parkur arenada son buluyor. Ve bu çılgın koşuşturmaca bir hafta boyunca her sabah yineleniyor. Boğalar arenada ağıllarına alındıktan sonra, arenaya birer ikişer toritos dedikleri yavru boğaları salıyorlar ve gençlerin eğlencesi başlıyor. Küçük boğaların üzerinden atlayanlar, önünde kaçışanlar, kuyruklarından çekenler, tam bir curcuna. Bir saat boyunca gençler yavru boğalarla eğleniyor, matadorluk öğreniyorlar.
Saat 12.00 sularında, o akşamüzeri hangi matadorların hangi boğalarla güreşeceğini belirlemek üzere kura çekim töreni yapılıyor. Üç matador güreşecek ve her biri iki boğa öldürecek. Ve akşamüzeri saat 18:00 sularında boğa güreşleri başlıyor ve yaklaşık iki saat sürüyor. Her bir boğanın öldürülmesi yaklaşık 20-25 dakika süren bir seans.

SAN FERMIN BİTTİ ZAVALLI BEN

Bu arada olayın dinsel boyutu olan aziz San Fermin de unutulmuyor tabii ki. 7 Temmuz saat 10.00 sularında San Lorenzo kilisesinde bulunan San Fermin figürü, çiçeklerle süslenmiş halde bir platform üzerine oturtulup, Mayor caddesi boyunca uzanan geçit töreniyle katedrale götürülüp ayin yapılıyor. Kortejde belediye başkanı başta, Pamplona’nın önde gelen dini ve idari yöneticileri yer alıyor. San Fermin figürünün hemen ardından da içlerine giren birer kişinin taşıdığı yaklaşık 3 metre boyunda üç çift dev kral ve kraliçe gidiyor. Bu kral ve kraliçe çiftlerinden ilki Avrupa krallarını, hilal taşıyan ikincisi Asya krallarını, zenci olan üçüncü çift de Afrika krallarını temsil ediyor. Amerika henüz keşfedilmemiş o zaman. Los gigantes ve Cabezudos diyorlar bu figürlere. Bu figürler çevresindeki müzisyenlerin çaldığı müzik eşliğinde dans ederek ilerliyorlar. Ve bu figürler geçit töreni sonrasında bir hafta boyunca müzisyenler eşliğinde kentin sokaklarında, meydanlarında dans ederek dolaşıyor.
Bir hafta dur durak bilmeyen eğlenceler, 14 Temmuz gecesi saat 24:00’te yine Belediye Başkanlığı Binasının önünde sona erecek. Ellerinde yanan mumlarıyla binlerce insan hep bir ağızdan “Pobre de mi” şarkısını söylerken, kırmızı fularlarını çıkaracak, bir sonraki San Fermin’de tekrar takmak umuduyla katlayıp ceplerine koyacaklar.
“Pobre de mi, ay, pobre de mi... Que se han acabado las fiestas de San Fermin. Pobre de mi”
“Zavallı ben, ah, zavallı ben... San Fermin bitti. Zavallı ben.”

HEMINGWAY’İN FAVORİSİ BASK MUTFAĞI

San Fermin Şenlikleri boyunca Bask ve Navarra mutfağının birbirinden leziz örneklerini tanıma fırsatını bulabileceksiniz. Envai çeşit mezeler yanında, bazen balık püre bazen kıyma ile doldurulan kırmızı biber dolmasını (pimientos de piquillo relleno), Ernest Hemingway’in İspanya’daki favori yemeği kuzu güveçi (Cordero en Chilindron), ajoarriero’yu (kırmızı biberli, sarımsaklı tuzlama morina balığı) ve Menestra de Verduras’ı (bizim türlü benzeri) mutlaka denemenizi öneririm. Tavsiye edebileceğim restoranlar:
EL TEMPLE, C/Curia. Geleneksel mutfak
EL RESTAURANTE SAN IGNACIO, C/ San İgnacio
EL BAR GAUCHO, Plaza de Castillo
Bu arada Plaza de Castillo meydanındaki yılların kafesi, bir Pamplona klasiği Cafe Iruna’da bir kahve ya da pacharan (yabaneriği likörü) içmeden, hemen yanıbaşındaki La Perla Oteli’nin güzelliğini seyretmeden ayrılmayın Pamplona’dan.

Kaynak: Murat MÜFTÜOĞLU

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Sırt çantasıyla gezebileceğiniz ülkeler
GezginGezgin
Bir film izledi otostopla 53 şehir dolaştı
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Türkiye’de yılbaşını kutlamak için en iyi 7 yer
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
En görkemli yılbaşı kutlamaları
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Afrika'nın 5 bin yıllık avcıları
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Rumeli'de asırlara meydan okuyan tarihi köprü: Volçan Köprüsü