Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çılgınlığın yürüyüşü on iki yıl önce ve bugün

KIYAMET şu istekle kopuyor.<br><br>“Bütün cep telefonları dinlenecek, kimin ne konuştuğu, kimin kiminle konuştuğu Emniyet Genel Müdürlüğüne bildirilecek.”

Yıl 1997. Bütün cep telefonlarının dinlenmesini isteyen Emniyet Genel Müdürlüğü. O tarihte DGM var, Devlet Güvenlik Mahkemesi. Bir numaralı DGM isteği olumlu karşılıyor. Telefon dinlemelerine izin veriyor.

Kıyamet ikinci kez kopuyor. Bugünkü gibi, dinleme depremi, tele kulak rezaleti gibi manşetler birbirini izliyor. On iki yıl önce.

CHP milletvekili Sabri Ergül ve arkadaşları bu kepazelikle ile ilgili Meclis Araştırması istiyor. Önergeyi veriyorlar ama, önerge görüşülmek üzere, 250. sırada bekliyor.

Tipik Türkiye. Her yer dinleme krizi ile sarsılıyor, ama konunun Mecliste, en üst siyasal düzeyde araştırılmasını isteyen önerge 250. sıraya çakılıyor.

İPTAL EDİLDİ


Bin bir girişim ardından önerge öne alınıyor, Meclis Araştırma Komisyonu kuruluyor. Ve oradan bir sonuç çıkıyor.

Komisyon, DGM’nin verdiği dinleme kararının iptalini istiyor.

Yine, Sabri Ergül ve arkadaşları, iki numaraları DGM’ye başvuruyor ve dinleme kararı kaldırılıyor. On iki yıl önce.

Güzel bir siyasal girişim. Üstelik, sonuç da alınıyor.

Ya on iki yıl sonra, bugün? Benzer dinleme depremi. Bu kez, 1997’deki gibi, toptan bir davranış yok. Yani, bütün telefonlar değil. Bu kez seçmece. Ama, mutlaka pek çoğumuz yine dinleme menzilinde.

Bu kez daha vahim olan, savcı ve yargıçların dinlenmesi.

O dinleme kayıtları ne oluyor? Bazıları hemen servise konuyor. Bazıları saklanıyor, zamanı gelince kullanılmak üzere.

ÇOĞUNLUK DİKTASI


Böyle bir krizle çalkalanan demokratik ülkelerde hükümetler istifa ediyor. Ya da ilgili bakanlar.

Bizde kimsenin aklına bile gelmiyor. Bu ortamda böyle bir beklenti zaten saflık. Ama, bu arada çok hayati bir şey oluyor.

AKP medyayı gelirler kontrolörleri eliyle susturmaya çalışıyor. Yargıyı Adalet Bakanlığı müfettişleri pençesine atıyor. Meclisteki çoğunluğu ile istediği kararı alıyor, valisinden katibine, istediği yere istediği atamayı yapıyor. Her yere korku salıyor.

Böyle bir yönetimin demokraside yeri yok. Böyle bir yönetimin Anayasa Hukukunda başka bir adı var:

Çoğunluk diktası.

İktidarın bu çılgın gidişten normale dönmesini hepimiz bekliyoruz. AKP’yi destekleyen yazar çizer takımı bile, yaşananlar karşısında şok geçiriyor, makul bir çizgiye dönmesi için, uyarıyor.

Bir Amerikalı tarihçinin, zengin örneklerle dolu bir kitabı var: Çılgınlığın Yürüyüşü. Bugünlerde herkese tavsiye edilir.

Hakim ve savcıların yarısına soruşturma

YAKLAŞIK on beş gazeteye bakıyorum. Bu haber sadece tek bir gazetede var. O da iç sayfalarda kaybolmuş, küçük bir haber olarak.

Bir de, Meclis’in sitesinde, tutanaklar bölümünde. 11 Kasım Çarşamba günkü son oturumun son dakikalarında Adalet Bakanı Sadullah Ergin çok çarpıcı bir açıklama yapıyor.

Türkiye’de yaklaşık on bir bin savcı ve yargıç var. Bakan Ergin:

“5.930 yargıç ve savcı hakkında soruşturma yapıldı. 208 yargıç ve savcı hakkında kovuşturma açıldı. 214 yargıç ve savcı hakkında disiplin işlemi yapıldı.”
Aaaa, bu ne biçim iş? Ne oluyoruz? Anormal rakamlar. Bütün savcı ve yargıçların yarısından fazlası hakkında soruşturma, kovuşturma, disiplin işlemi.
Bir gariplik var. Devlette görevli diğer meslekler için benzer işlem miktarını gerçekten merak ediyorum.

X