Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çıkmaz yolda inat

Danıştay’ın 8’inci Dairesi, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in kendisini, Waterloo’da Napolyon’u yenen Amiral Nelson gibi görmesine sebep olan "İmam Hatipliye Açıköğretim Lisesi Diploması aldırma" (genel lise diploması da verme) tertibine "Dur!" demiş.

Bu başarısı(!?) üzerine meslek liselerine el altından mesaj gönderip "Başbakan’a teşekkür mesajı gönderilmesini" Sayın Bakan boşa mı istemiş oldu?

Meselenin o tarafı nasıl olsa daha sonra görülür. Bizi şimdilik konunun başka tarafı ilgilendiriyor:

Acaba diyoruz, Milli Eğitim Bakanı -ve aynı görüşte olduğuna inandığımız Sayın Başbakan- "İmam hatip liselerine genel lise statüsü kazandırmak için bu kadar çaba göstermemize rağmen neden bir türlü sonuç alamıyoruz?" diye düşünüyorlar mı?

Biliyorsunuz, Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) son sekiz yıldır;

"İmam hatip liseleri birer meslek okuludur. Yasalar bu okullarda ancak o mesleğin ihtiyacını karşılayacak insan gücü yetiştirilmesini öngörmektedir. O nedenle bu okullardan mezun olanlar, kendi dallarında yüksek öğrenim yapmak isterlerse sınav puanlamasında genel lise mezunlarından avantajlı olurlar. Ama kendi dallarından başkasında yüksek öğrenim görmek isterlerse puanlamada lise mezunları avantajlı olmalıdır. Çünkü öğrencileri mesleğe değil üniversiteye hazırlayan okullar genel liselerdir" tezini savunmaktadır.

Buna karşılık Başbakan ile Milli Eğitim Bakanı;

"Üniversite sınavına kim girerse girsin... Hangisi fazla puan alırsa, o üniversitede okusun. Adalet böyle sağlanır" diyorlar ve ısrar ediyorlar.

Gerçi bu tezin gerisinde sadece İmam Hatip Lisesi (İHL) mezunlarını kollama düşüncesi olduğunu herkes biliyor ve görüyor. Ama onlar "imam hatiplilerin tüm meslek okullarındaki oranı sadece yüzde 3’ten ibaret. O nedenle asıl ötekiler mağdur ediliyor" diyorlar. Aslında "ötekilerin", arada sıkıştığı doğru. Ama herkes biliyor ki asıl kavga "imam hatipliler" üzerinden yapılıyor.

Nitekim Bakan Hüseyin Çelik o makama oturalıberi "imam hatipliler" adına başvurmadık tertip bırakmadı. Tek tek saymaya yerimiz yok. Ama hepsi döndü dolaştı, olumsuzlukla bitti. Çünkü Bakan "eğitim sistemini" bozmak istiyor, ama eğitim kurumları buna izin vermiyor.

Bakan "laik cumhuriyetin kurumlarını bozma" sonucu verecek tertipler yapıyor, o zaman da "laik cumhuriyeti koruma" görevini üstlenmiş öteki kurumlar "Hayır!" diyor. Bakan’ın istediği yine olmuyor.

Nitekim "türban" olayında da çok direttiler, olmadı.

Hadi YÖK bir milli kurum. Danıştay bir milli kurum, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay da birer milli kurum... O nedenle bunların Anayasal düzeni (laik sistemi) korumak için böyle karar almaları anlaşılır bir durum.

Peki ama OECD (Ekonomik İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı) yayınladığı raporda hükümetin İHL ile ilgili politikalarını neden eleştiriyor?

Hadi onu da yok sayalım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi neden bu konuda hep "Yaptığınız yanlıştır" anlamında kararlar veriyor?

Burada "çağdaş hukukla ve çağdaş dünya ile çelişiyor muyuz?" diye düşünmeyi gerektirecek bir durum yok mu?
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI