"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Çiğne ve tükür!

Evet, karar verdim. Biz bitmişiz arkadaş.

Zevk almayı unutmuşuz çünkü tüketmekten yorulmuşuz. Önümüzde durana konsantre olamıyoruz.

Her şeyin tadını adamakıllı çıkarmak için yeterince vakit yok. Mecbursun, koşarken zevk almayı öğreneceksin.

Herkes koşarken sen “bi saniye ben bi zevk alacaktım” diye duramazsın. Durursan, geride kalırsın.

Enteresan, yetişmek için hızlanmak ama tadını çıkarmak için de yavaşlamak lazım. Çiğneyip tükürmemek lazım. Öte yandan çiğneyip tükürmekte bir sakınca görmüyorsun çoğu zaman, çünkü istersen her zaman ağzına atacak lezzetli bir şeyler bulabilirsin.

Ağzındakinin tadı bitince daha şekerlisini alabilirsin. Ama onun da tadı bitecek.

Ha, elbette her çiğnediğini yutman, sindirmen, metabolizmana sokup vücudunun bir parçası etmen gerekmiyor.

Sadece, zaman zaman neyi çiğneyip tükürmen, neyi yutman gerektiğini anlamayabiliyorsun...

* * *

Hah-haaaaayt!

Erkeklerden bahsediyorum sandınız, değil mi? Yanlış.

Tabii şu yukarıdaki cümleleri erkek-kadın ilişkilerine de gayet güzel uydurabiliriz.

Uydurabiliriz ama oraya gelene kadar çok daha temel bir sorunumuz var.

Heyecansızlık. Sıkılganlık. İlgisizlik. Sürekli öff’lemek.

Her konuda!

Evet bu noktaya nereden geldim, onu da yazayım.

Geçen gün büyük temizlik esnasında çok eski defterlerimin arasından eski mektuplarım çıktı.

Yıllar öncesinde mektup arkadaşlarımdan gelenler.

İnternet var ya şimdi, aklım almıyor bir zamanlar postacı yolu gözlediğimi.

Oturuyor, özel olarak satın aldığım kağıtlara mektup yazıyor, postalıyor ve heyecanla cevap bekliyordum.

Bir ara hepimizde hastalık gibiydi, hatta IYS isimli, Finlandiya merkezli, öğrencilere mektup arkadaşı bulan bir Şirket vardı. Okula formları gelirdi, o şirket aracılığıyla bir sürü arkadaş bulur, heyecanla mektup yazar sonra da yanıt beklerdik...

Bir sürü insan, hepsi ayrı heyecan.

En uzun mektuplaştığım Almanya’dan Alex, Avusturyalı Monika, Amerika’dan Dave’di. Bir de Mısırlı bir çocukcağız vardı. (Adını hatırlayamadım, şimdilik habibi diyelim kendisine. Çocuk evlenelim diye tutturmuş, Türkiye’ye gelmişti hatta. Vay be. Nerede acaba?)

Neyse efendim, mektupları bulunca anılarım depreşti ve eski dost Alex kardeşimi aradım taradım, Facebook’ta buldum. Önce vaaaav’lar, oh my god’lar havada uçuştu ve sonra ne oldu dersiniz?

3-4 kere uzun mesajlar attık birbirimize, liseden sonraki yıllarımızı anlattık, arayı kapattık ve konuşacaklarımız bitti! Bitti! Daha fazla uzatmanın bir manası yok çünkü, ne konuşacağız, ne paylaşacağız?

Aslında eskisi gibi konuşmaya devam edebilirdik, adamla yıllarca mektuplaşmışız ama bir sorunumuz var: Çiğneyip tükürmeye, hemen tüketmeye alışmışız.

Olmaz bir daha öyle eskisi gibi.

* * *

Korktum sonra. Heyecansızlığımdan, sıkılganlığımdan, ilgisizliğimden korktum.

Hem bendekinden, hem ondakinden. (Bu arada tamamen insani bir ilgiden bahsediyorum: Alex kadınlardan hoşlanmıyor. Böyle meseleleri erkek-kadın ve bitmek bilmeyen çileleri tarafına çekmeye meyilliyizdir ya malum. Cinsel tercihi bu noktada önemli bir bilgi sanırım...)

Neyse, bu aralar eski yöntemleri denemeye başladım.

Hayat yavaşmış gibi davranıyorum ve tadı güzel olanı uzun uzun çiğneyip yutuyorum. Tükürmüyorum, çabuk tüketmiyorum. Metabolizmama sokuyorum. Ve elbette, işe yaramasını umuyorum.

Spor şiddeti

Kanaltürk’teki Son Kale’de Ahmet Çakar, Demet Karabulut’a ceza almalısınız diyor.

Elbette alsın almasına ancak küfreden, eline ne geçerse fırlatan kendini bilmez taraftarı ne yapacağız? Sadece orta parmak hareketine kilitlendik...

“O hareket 500 kişiyi azdırsaydı ve olaylar daha da büyüseydi bunun sorumluluğunu alacak mıydınız?” diyor Çakar. Hem haklı hem de söylediği çok acı.

İşte sorun bu adamlar zaten.

Elbette Demet Karabulut’un hareketinin makul bir yanı yok ancak insan gibi maç izlemeyi bilmeyen taraftar, bugüne kadar gerçekleşen tüm spor şiddeti olaylarının kaynağı değil mi?

Bir ceza verilecekse herkese verilsin.

X