Çiftçi sıkıldıkça kentli korkuyor

Hürriyet Haber
27.09.2000 - 00:00 | Son Güncelleme:

Ergül SATIÇBİR tarım ülkesi olması, kendi kendini beslemeye yetebilen yedi ülke arasında bulunmasına rağmen ciddi bir tarım politikası olmaması yüzünden yıllardır eleştirilen Türkiye'de, tarım reformu peyder pey uygulanmaya başlandı. Ama garip bir mantıkla.Yeni politikanın temelinde ‘‘destekleme alımlarına son verilip, üreticiye doğrudan gelir desteği’’ yatıyor.Pilot bölgelerde, daha doğrusu dar kapsamlı dört bölgede uygulama başladı bile. Ancak Devlet Planlama Müsteşarı Akın İzmirlioğlu'nun da altını çizdiği gibi sistemin altyapısı yok.Özünde yıllardır tarım satış kooperatifleri birlikleri aracılığıyla yapılan destekleme kalkıyor ve çiftçiye dekar başına para veriliyor.İyi de Türkiye'de üreticinin tamamına yakını küçük çiftçi.Araziler miras yoluyla parçalana parçalana küçüldükçe küçülmüş. Dolayısıyla dekarlar küçük olunca, ödenecek para da komik düzeyde kalıyor. Bu durumda sistem reform olmaktan da çıkıyor.Çiftçiye dekar başına para verilse ne olur.TARIM MUTSUZ KESİMÖZETLE çiftçi mutlu değil. Gelir düzeyi düşmüş, halen ülke nüfusunun yarısını oluşturmasına karşın milli hasıladan aldığı pay yüzde 15'lerin altına çekilmiş ve giderek düşüyor. Kırsal kesimin mutsuzluğu da doğal olarak kentliyi tedirgin ediyor.Nitekim Ege Sanayici ve İşadamları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Taner, bu endişeyi açıklıkla dile getiriyor.Geçen yıldan bu yana, yani iki hasat arasında önemli bir enflasyon olduğunun altını çizen Taner, ‘‘Köylü bunun altından nasıl kalkacak’’ diye soruyor.Dört dar bölgede destek denemesi yapılacak ve üreticinin yüzde 90'ı bu desteği alamayacak. Köylü şu anda bile çok sıkıntılı.Sorun bu tablonun sosyal sorunlara yolaçması. Yeni tarım politikasının İzmir'e yeni bir göç dalgası yaratabileceği olasılığı haklı olarak düşündürüyor. Çünkü tarım bölgelerinde yeni bir yapılanma getireceği için, yeni bir istihdam dalgalanmasının ortaya çıkması kaçınılmaz.Çiftçi refaha kavuşmadığı taktirde tarımda özellikle genç nüfus sanayiye kayacak. Kırsal bölgede istihdamı karşılayacak sanayi tesisi yoksa, bu kaçış doğrudan kent merkezini hedef alacak.GÖÇE DAYANILMAZESİAD Başkanı Taner de, bu noktaya parmak basıyor ve ‘‘Eğer yeni sanayi bölgelerine açılım yapılmazsa, yakın çevreden İzmir'e çok ciddi bir göç yaşanır’’ diyor.Peki İzmir'in böyle bir dalgayı kaldırabilecek gücü var mı?Dağı taşı gecekondu dolmuş, işsizlik milyonu aşmış İzmir'in böyle bir olumsuzluğa dayanabilmesinin mümkün olmadığı ortada.Yapılacak iki şey var.Birincisi altyapısı hazırlanıp, gerçek anlamda tarım kesimine yararı olacak şekilde uygulamaları hayata geçirmek.İkincisi sanayi bölgelerini bir an önce kurup, faaliyet kazandırmak. Aliağa, Tire, Bergama, Kınık ve diğerleri.Yıllardır yerleri belirlenmiş, organize sanayi bölgesi kapsamına alınmış ama altyapı yatırımları tamamlanamadığı için üstyapı inşaatları başlayamamış 30'a yakın OSB'miz var.Elimizi çabuk tutmak, işleri hızlandırıp bu bölgeleri acilen üretim yapar hale geçirmek zorundayız. Geçmeli ki, tarımdan çıkacak fazla istihdam o bölgelere kanalize olabilsin. Aksi taktirde köylü - kentli işimiz çok zor.GÜNÜN SÖZÜATATÜRK DİYOR Kİ; EĞER MİLLETİMİZİN BÜYÜK YOĞUNLUĞU ÇİFTÇİ OLMASAYDI, BİZ BUGÜN DÜNYA YÜZÜNDE BULUNMAYACAKTIK.
Etiketler:
Son Dakika Haberler

EN ÇOK OKUNAN HABERLER

    Sayfa Başı