Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çift karakterli ben ve canım arkadaşım…

En sevdiğim yanım, kendimin ne meret olduğunu biliyor olmam. Ayşe’nin röportajında dediği gibi, ben deliyim, resmen deli! Üstüne üstlük de çift karakterli. Ağlarken gülerim, beş dakika önce “canım” dediğime, beş dakika sonra “canın çıksın” diyebilirim.

Bir gün hiper olurum, tutamaz kimse beni; ertesi gün oturduğum yerden vinç getirseler kaldıramazlar.

 

Bir hafta sokağa çıkmam, eğer çıkarsam da içeri sokabilene aşk olsun.

 

Çok yakınlarım bilirler bu hallerimi. Alışmış olduklarından, haliyle bana katlanırlar.

 

Bu abuk hallerimden biri de, bazen kendimi her şeye kapatır, telefonlara dahi cevap vermem.

 

Geçen hafta, yine telefonları cevaplamama modunda olduğum bayram günü, düpedüz bir hıyarlık yaptım tabii ki bilmeden…

 

Lise yıllarından eski bir arkadaşım iki üç sefer aradı, ben de “Aman sonra ararım” dedim ve açmadım.

 

Ertesi gün aynı arkadaşımdan mesaj geldi, “Sana ihtiyacım var” diye…


Aradım, benim evde buluştuk. Arkadaşım karşımda ağlıyor… Meğer beni aradığı gece kocası, “Bir ilişkim var” demiş. Arkadaşım da o an yanında beni istemiş ve ben hıyar telefonu açmamışım.

 

Oturduk benim salonda, açtık şarabı başladık dertleşmeye…

 

Ağzım açık kaldı anlattıkları karşısında. Çok mutlulardı karı koca… Parmakla gösterilen cinslerden. Sekiz senedir evliler, ikisi de kariyer sahibi. Biri erkek güzeli, diğeri kadın güzeli. Onları sokakta el ele bir görseniz, kafanızı çevirir belki on sefer bakarsınız gıptayla ve imrenerek…

 

Kimseye haber vermeden evlendiler, hem de Paris’te konsoloslukta. İkiz bebekleri var dört yaşında, biri kız biri erkek mavi gözlü sarı saçlı….

 

Bayramın ikinci günü, arkadaşımın anne ve babasına bayram kutlamasına gidiliyor. Koca, arkadaşımın annesini bir gün önceden arayıp “Karıma sürprizim var bu gece. Harika bir otelde yer ayırttım, sürpriz yapacağım. Bebekler sizde kalacak, siz çaktırmadan bakıcıyla organize olun” diyor. Canım …….teyze mutlu mesut her şeyi organize ediyor….

 

Ziyaret sırasında koca sürprizi patlatıyor, “Hadi karıcım… Annenin de haberi var, bebekler bu gece burada kalacaklar. Ben her şeyi ayarladım, bu bayram gecesi seninle baş başa olacağız.”

 

Bizimki haliyle mutluluktan sarhoş oluyor, o harika otele geliyorlar.

 

Odada her şey hazır. Koca, arkadaşımın gece kremini dahi getirip koymuş odaya, içeride adım başı her yer orkide….

 

Önce barda oturuyorlar. Eller kenetlenmiş, müzik güzel, mumlar, her şey tam aşk filmi tadında…

 

Yemeğe geçildiğinde yine aynı mutluluk tablosu ve cilveleşmeler devam ediyor…

 

Her şey gayet güzel giderken bir anda konu yazlık evden açılıyor… Bizimki diyor ki, “Bu yaz Bodrum’da sezonluk ev tutalım.”

 

Koca karşı çıkıyor, “Bi dünya para! Ne gerek var? Annemlerin Çeşme’deki yazlığına gideriz.”

 

Konu bir anda anlamsız yere büyüyor. Bodrum, Çeşme derken adam dönüp, “Ben ayrılmak istiyorum” diyor…

 

Arkadaşım şok olmasına rağmen bu lafı kocasının çakır keyif haline veriyor. “Off amma abarttın! Ne boşanması?!.. İçme artık, gel yatalım. Sabah konuşuruz” diye durumu kotarmaya çalışıyor…

 

Ama gelen yanıt çok ağır:

 

“İçkiyle falan alakası yok. Zaten ne zamandır söyleyecektim ama bir türlü olmadı. Ben başkasına aşığım. Hem de tanıdığın birine ve onsuz yapamıyorum. Ne olur beni anla.”

 

Arkadaşım o şokla ayağa kalıyor… Kalkmasıyla yere düşmesi bir oluyor. Garsonların yardımıyla toparlanıyor… Panik gözlerle ona bakan, hüngür hüngür ağlayan kocasının suratına bakmadan, “Kim o kadın?” demeden otelden çıkıp bir taksiye biniyor, bebeklerinin, anasının yanına gidiyor.

 

O gün bugün kocası arıyor ama o telefonlarını açmıyor.

 

Ben bu yazıyı yazarken kendisi şu an yanımda. Kedi gibi kafasını bana yaslamış halde uyukluyor….

Tüm gün konuştuk “Ne yapmalı?” diye…. “Hemen boşanma davası açıyorum Ayşe” dedi. “Hayır” dedim, “Ara buluş, konuş.. Nedir, nasıl öğren.”

 

O, “Hayır” dedi.

 

Çift karakterli ben ve canım arkadaşım…

 

Ne desem şu ara fayda etmiyor. Boşanma büyük bir travma. Hele de ülkemizde, çok uzun ve meşakkatli bir yol. Anlaşma sağlanmazsa, en kısası üç yılda sonuçlanıyor… Bebekleri çok küçük. “Acaba oturup, konuşup yuvayı kurtarabilirler mi?” diye düşünüyorum.

 

Bir taraftan da, benim fikirlerime çok güveniyor. “Kelin merhemi olsa başına sürerdi” diyorum, kaale bile almıyor! Arada derede kaldım. Tüm isteğim, her şeyin bir şekilde düzelmesi, arkadaşımın ruhunun yara almaması, tüm yaşadıklarının sadece bir rüya olması.

 

Not-1: Çarşamba için yazım hazırdı. O yazıyı rafa kaldırıp, bu yazıyı arkadaşım yanımda uyuklarken yazdım. Okudu, “Beni seviyorsan bunu yayınla” dedi.

 

Not-2: Kendi düşen ağlamazmış. “Enerji-menerji” dedim önceki günlerde yazdığım bir yazımda, hafif çapta dalga da geçtim… Allah’ın sopası yok ki! Önüme düştü işte! Hepiniz arkadaşıma ve eşine güzel enerjilerinizi yollayın lütfen…

 

Dip not: İnsan ruhu, kalbi ne kadar akıl almaz… Bir an geliyor, bir şey oluyor… Aşık olduğumuz, onsuz yapamayacağımızı ve hatta öleceğimizi sandığımız, adeta vücudumuzun bir parçası haline gelen o özel insanları nasıl da kolayca hayatımızdan çıkarıyoruz değil mi?

 

En dip not: Ve sevgi denen şey, ne kadar güçlü bir bağmış ki… O bağ koptuğunda, en ayrılmaz sanılan parçalar bile darmadağın oluyor; dorukları dumanlı dağlar gibi azametli aşklar ufalanıp gidiyor kum taneleri gibi.

 

İyimser not: Her şeye rağmen hayat bir şekilde yaşanıp gidiyor yine de. Hayattan da, aşktan da umudu kesmemek gerek.

 

Arkadaşıma…

 

“Tüm güzelliklerin yanında olması dileğimle…..”

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI