Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ciddi edebiyatın akıbeti

Hız ve görüntünün hükmettiği bir dünyada yaşıyoruz: Ekvatoru her gün defalarca turlayan küresel sermaye, bizi peşinden koşturuyor.

Zaman yok “durup ince şeyleri anlamaya”.
Ciddi edebiyat bu yüzden burçlarına çekiliyor, meydanı görüntülere bırakarak.
Hafiflikte teselli arıyor, yüzeyden hızla yol alıyoruz.
Okumak yerine dizisinin çekilmesini bekleyerek. Şiir yerine pop şarkılarının sözleriyle idare ederek. Düşünürler yerine yaşam gurularını dinleyerek.
Gerçi fakirleştiğimizi hissediyor, sancısını duyuyoruz ama kelimelerden uzak olduğumuz için adını koymak gelmiyor elimizden.
Gerçek edebiyat, uzaktan acı acı gülümsüyor.
Umberto Eco, 20 yıl önce tarihçi Jacques Le Goff ile yaptığı söyleşide “Bir tür olarak roman ortadan kalkabilir” diyor: “Ama anlatı, hayır. Çağımızda, çok belirleyici bir şey oldu: Anlatı gereksinimi sinema ve televizyon tarafından üstlenildi.”
20 yıl önce ilk şiirim Varlık’ta yayımlandığında, geleceğin neler hazırladığını bilmiyordum. 10 yıl önce ilk romanımı yazmaya başladığımdaysa hayatımı sözcüklere adamıştım çoktan.
Yıllar yılları, kitaplar kitapları kovaladı: Şimdi aynada gördüğüm, kalemiyle direnmesini bilen bir adam. Zaferlerinden çok yenilgilerine kıymet veren. Sözcüklerden başka hiçbir şeye zaafı yok.
Her akşam beyaz kâğıdın karşısında yeniden başlıyor, edebiyatın kayasını yokuş yukarı itmeye.
“20’nci sanat yılımı” kutlarken kulağımda Eco’nun sözleri: “Çağdaş romanın kendi yok oluşunu hazırlamasından sonra, şimdi farklı bir anlatıcılık için iştah var.”  
İlk şiirinin basılı olduğu dergiyi sıkı sıkı tutarak Cağaloğlu Yokuşu’ndan inen hülyalı gençse her gün biraz daha uzaklaşıyor. Yavaş yavaş yürüyor cep telefonlu, internetli, kimyasal silahlı bir dünyaya doğru.
Arkasından Goethe gibi bağırmak geliyor içimden: “Dur ey zaman, ne güzelsin!”

Kalbimiz bir Alex değil

Rıdvan Dilmen geçen hafta bizi korkuttu: Kendisine geçmiş olsun diyoruz.
Ama unutmasın ki, bir Alex değil kalbimiz: Öyle aşırı zorlamaya gelmez, yoruluverir birden.
Golcü de değildir: Hayat boyu girdiği pozisyonların pek azını değerlendirebilir. Hatta bir tane atarsa öp de başına koy.
Alex sakatlansa iyileşmesi aylar alır. Kalbimiz sakatlandığındaysa acısını yıllar boyunca çekeriz.
Alex jübile yapsa bir sürü meşhur futbolcu gelir. Kalbimizin jübilesiyse her zaman yalnızdır, kim olursak olalım.
Bu yüzden iyi bakalım, özen gösterelim. Onun ne kadar kırılgan olduğunu unutmayalım.

İncir  Çekirdeği

Christian Louboutin her şeyi tek cümlede özetlemiş: “Yüksek topuk, incecik bilek.”

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI