« Hürriyet.com.tr

Çiçek çiçek Yvoire

Avrupa’nın en iyi çiçeklendirilmiş köyü ödülüne sahip, 700 yıllık bir yerleşim burası! Fransa’nın İsviçre ile paylaştığı Leman Gölü’nün kıyısında. Görkemli şatosu, taş döşeli daracık sokakları, rengârenk butikleri, enfes dondurmacılarıyla eşsiz bir tatil beldesi; Savoya bölgesinin gözbebeği!

Aslı ULUSOY-PANNUTI
X

Savoyalı arkadaşlarımız, “Leman kıyısında küçük bir köye gidiyoruz” dediklerinde çok ciddiye almamış, Fransa’da yüzlercesine rastladığım, çiçekli, özenli ama kendi halinde bir mekâna gideceğimizi düşünmüştüm. Ne zaman ki köy surlarının yanı başındaki turist otobüslerini gördüm, havada uçuşan onlarca yabancı dili duydum, daha sur dışında başlayan çiçek cümbüşüne şaşıp kaldım, işte o zaman ülkenin olağanüstü güzellikteki bir köşesine adım attığımın farkına vardım.
“Etrafı surlarla çevrili bir köy burası. Taş döşeli, daracık yolların dimdik uzandığı, kiremit kaplı çatılarıyla küçücük evlerin sağda solda sıralandığı sıcacık bir köy. Ve işte karşıda taştan, kocaman bir küpü andıran, hemen önündeki taraçasıyla, etrafını saran duvarlarıyla dikkat çeken şatosu!” Charles-Ferdinand Ramuz, “Savoya’da bir Köşe” başlıklı eserinde böyle anlatır Yvoire’ı! Başta Fransızlar olmak üzere her yıl binlerce turisti ağırlayan, 1959’dan beri “en iyi çiçeklendirilmiş köy” yarışmasında ödüle doymayan ve aynı unvanı 2002’de Avrupa çapında da kazanan Yvoire baktığınız her köşede, girdiğiniz her sokakta bir sürpriz saklayan, ev yapımı reçeller, sirkeler satan butikleri, el sanatları, dekorasyon mağazaları, güler yüzlü esnafıyla gelenin başını döndürüyor.

BEŞ DUYU BAHÇESİ

Dar sokaklarda ilerlerken sık sık gözümüze çarpan iki nokta var: Biri 11’inci yüzyıl tarihli St. Pancrace Kilisesi, diğeri ise 14’üncü yüzyıla tarihlenen Yvoire Şatosu. Savoya Kontu 5’inci Amedee’nin inşa ettirdiği şato, geçmişte göldeki gemi trafiğini gözetleyen kalenin yerine yapılmış. 20’nci yüzyılda restore edilen yapıda 1655’ten beri Bouvier ailesi yaşıyor, bu nedenle ziyarete açık değil. Ancak aile, şato bahçelerinden birini ortaçağ üslubunda düzenletip 1986’da halka açmış. “Labirent Beş Duyu Bahçesi”nde aromatik bitkilerden, meyve ağaçlarına, eski gül çeşitlerinden, dev kuş kafeslerine, çeşmelere yok yok! Fransız Kültür Bakanlığı’nın “Dikkat çekici bahçe” unvanını verdiği mekâna “beş duyu” adının verilmesi ise yersiz değil: Bir çeşit labirent şeklinde hazırlanan bahçenin teması bu: Ziyaretçiler koklama, dokunma, görme, dinleme ve bazen de tatmaya davet ediliyor. Farklı bölümlerden oluşan bahçedeki “Alp Çayırı”nda bölge florasını tanıyorsunuz. “Çardak Manastırı”nda ortaçağın vazgeçilmez tıbbi ve aromatik bitkileri arasında meditasyona davet ediliyor, “Doku” bölümünde bahçe ve şatonun doyulmaz manzarasına dalıyorsunuz. Kocaman bir kuş kafesi etrafında hazırlanmış ve dört bahçeden oluşan labirent ise çardaklar ve elma ağaçlarıyla baş döndürüyor. “Tat bahçesi” Ortaçağ sebzeleri ve yenebilir çiçeklerle gelenleri şaşırtırken, “Koku bahçesi” ziyaretçisini bin bir kokuyla kucaklıyor. Peyzajistler “dokunma” duyusunu da göz ardı etmemiş, bitkilerin birbirinden farklı dokularını algılayabileceğiniz şekilde kimi yumuşak kimi böğürtlen yaprağı kadar sert, yapışkan ya da kauçuğumsu yapraklara dokunabiliyorsunuz  bu bölümde. “Görme bahçesi” açık maviden mora birbirinden zengin ve hassas renkleriyle binbir çeşit çiçeği ağırlarken, kafesteki kuşların nağmeleri, çeşmedeki su sesiyle kulakları şenlendiriyor. Duvarlar boyunca göreceğiniz asma ile elma ağaçları, nadir bitki örnekleri bu bahçenin bir başka cazibesi.

Batı Avrupa’nın en büyük gölü!

Köyün göl kıyısına sıralanmış lokantaları, parkı cıvıl cıvıl.. Kışın bile ziyaretçisi eksik olmuyor. Batı Avrupa’nın bu en büyük gölünden yelken ve yat meraklıları da yararlanıyor. Fransızlar, İsviçreliler vapur ve güneş enerjili tekneyle geliyorlar buraya. Yvoire’a gidecek olursanız vapura binmeyi ihmal etmeyin. Böylece İsviçre tarafındaki Cenevre, Nyon, Lozan gibi kentleri görebilecek yine Fransız tarafındaki suyu ile ünlü Evian, Thonon ve Yvoire’a gölden el sallayabileceksiniz.
Paris’e gelenler bilir, esnaf genellikle asık suratlı ve ilgisizdir. Yvoire bu konuda da çok şaşırtıyor bizi. Müşterisini “hoş geldin”siz karşılayan yok, hatta bazısı sohbete giriyor. El yapımı sabunlardan nakışlı masa örtülerine, ceviz yağından katkısız bala, reçele, antika tabak, çanaktan sanat objelerine bin bir çeşit ürünüyle, onlarca butik bu küçücük köyün bir diğer rengi zaten..
Köy olur da kilisesi olmaz mı, hem de buradaki 11’inci yüzyıldan. Çan kulesindeki altın kaplama horoz dikkat
çekici. Köye üç  kilometre uzaklıkta yaşayan, Fransa’nın son “altın dövmecisi”nin ürünü. Yvoire’ın bir diğer sürprizi kestaneliği (La Châtaigniere). İşaretlenmiş yürüyüş parkurlarıyla doğaseverlere hitap ediyor kestanelik. Her yıl haziran-eylül arası bir sergiye de ev sahipliği yapıyor. Bu yılki serginin konusu “Alp popüler sanatları.”
Fransa’da Paris ve Cote d’Azur dışında bir cazibe noktasıysa aradığınız, üşenmeyin düşün Haute Savoie (Yüksek Savoya) yoluna.. Bu arada dikkat, “Yvoire” yazılıyor “Ivuar” okunuyor, o da Fransızcanın hınzırlığı!..

8-9 EKİM’DE FESTİVAL VAR

Temmuz ve ağustosta, salı ve perşembe günleri saat 10.45’te Turizm Ofisi’nin önünden hareketle başta Fransızca ve İngilizce olmak üzere çeşitli dillerde 1.5 saatlik rehberli Yvoire turu yapılıyor. Yetişkinler için 5.5 Euro, 6-16 yaş için 3.5 Euro. Ailece gidiyorsanız toplam 14 Euro alıyorlar. Yetişkinlere 20, çocuklara 15 Euro’ya alabileceğiniz, sadece temmuz ve ağustosta geçerli kartla rehberli köy turunun yanı sıra, Beş Duyu Bahçesi’ni (Jardin des Cinq Sens) görüp güneş enerjisiyle çalışan tekne Aquarel ile yarım saatlik gezi yapabilir, köyün kestaneliğinde “Alp popüler sanatı” sergisine katılabilirsiniz. Kartı köyün girişindeki Turizm Ofisi’nden edineceksiniz. Fransa’nın En Güzel Köyleri Zanaat Günleri kapsamından 30 kadar zanaatkâr 8-9 Ekim’de sanatını ve bilgisini sergilemek üzere Yvoire’a geliyor. Bu hareketli, rengârenk hafta sonunu kaçırmayın!

50 YIL ÖNCE KEŞFEDİLDİ

582 kilometrekarelik yüzeyiyle neredeyse bir iç denizi andıran Leman Gölü’nün kıyısındaki stratejik konumu nedeniyle Yvoire, daha 1200’lü yıllarda dikkatlerden kaçmamış. 1306’da başlayan sur inşaatıyla köyün askeri önemi daha da artmış. Etrafı Jura ve Alp Dağları ile çevrili Yvoire, ortaçağdaki savaşlardan zararsız çıkmış ancak 16’ncı yüzyılda gerek Cenevrelilerin gerekse Fransızların kuşatmasına uğramış. Köyün görkemli olmaktan çok şirin şatosu da o dönemde büyük zarara uğramış. 350 yıl boyunca çatısız kalan şatosuyla Yvoire askeri önemini de kaybetmiş. Belirtmekte yarar var: O dönemde Yvoire, Savoya Krallığı’na bağlıdır, Fransa’ya bağlanması ise çok daha sonra, 1860’ta olur. Aynı yıllarda Fransız yazar Alfred de Bougy’ın yolu düşer: “Bir taraftan göle inen, yokuşlu, zorlu, kayalık bir araziye serpiştirilmiş bir yığın çirkin kulübe... Yol demek ne kadar doğru olur bilmiyorum, gübre kokusuyla mide bulandırıcı, yürünmesi zor geçitler,  kapılarından gelen pis kokuyla evden çok domuz ahırına benzeyen yapılar, insanlarla hayvanların bir arada yaşayıp, aynı kaptan yiyip içtiği, tiksindirici, şekilsiz bir yer ve her yerden yükselen sefalet kokusu! Konuştukları dile gelince... O da lehçelerin en kabası!” Geçen yüzyılın ortasına kadar balıkçılık ve tarımla geçinen köy, 1950’lerde turizm rotalarına girer. Bunda köylünün çiçek sevgisinin de etkisi olur. Bugün Yvoire Fransa’nın tarihi sit alanlarından biri. İsviçre sınırına ve Cenevre’ye yakınlığıysa köyün cazibesini artıran özellikleri.

 

Kaynak: Aslı ULUSOY-PANNUTI

En İyi
Sonbaharda yapılacak en iyi 10 aktivite
36 Saat
36 saatte Brüksel
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
12 ay Los Angeles
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
‘Türkiye’nin en iyileri’ne büyük ilgi