Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

CHP’yi dış politika zorlayacak

DÜNKÜ yazımda Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını televizyondan dikkatle izledikten sonra dış politikaya ayırdığı kısa bölüme değinerek vizyonunu yorumlamaya çalışmıştım.

Kılıçdaroğlu, halkın AKP iktidarında en fazla şikâyet ettiği konular üzerinde derinlemesine durmayı tercih ettiği konuşmasında “Dünya ve Türkiye vizyonu”na fazla yer ayırmamıştı.

Tabii, ondan Obama’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ya da Kahire ziyareti sırasında yaptığı konuşmaları beklemiyordum. O konuşmanın ortamı ve hedef kitlesi farklıydı.

Ama benim dikkatimi çeken Kılıçdaroğlu’nun dış politikadan söz ederken öne çıkan yaklaşımdı.

Kıbrıs ve Avrupa Birliği’nden esas olarak söz etti. Bu konularda CHP’nin popülist söylemini aşacak bir çaba göremedim.

Oysa her iki konuda da Türkiye yeni bir yolun başında.

Artık bu konularda yeni bir şeyler söylemeye ihtiyaç var.

* * *


AKP’nin, ilk başta değişimden yana olan yaklaşımı her iki konuda da statükocu bir çizgiye saplandı kaldı.

AKP hükümeti, Kıbrıs’ta çözümü destekledi. Annan Planı’nın imzalanması sırasında yapıcı rol oynadı. Ama anlaşmanın Kıbrıslı Rumların oylarıyla reddedilmesinden sonraki süreçte “hak” aramadı.

İktidarının ilk yıllarında meşruiyet arayışı ve sonra da partinin kapatılmasına karşı Avrupa’nın desteğine duyulan ihtiyaç nedeniyle Kıbrıs Türklerinin çözüm için attıkları adımın arkasında durup “görünürlüğe sahip” bir mücadele stratejisinden uzak durdu.

Avrupa ile müzakere sürecinin başında da öyle oldu. Müzakerelerin önünü tıkamamak için acı Kıbrıs şurubunu içen hükümet, müzakereler başladıktan sonra Avrupa ve reform sürecini öncelikler listesinden çıkarttı.

Avrupa Birliği’nin kendi sorunları, Türkiye’ye karşı ikiyüzlü tavrı da bu konunun siyasi getirisini azalttığı için süreç, ilerleme raporları öncesi hızlanan bir rutin haline döndü.

Baş müzakerecinin seçimi de bu rutinin dışına çıkılmasını sağlayamadı. Altı ayda bir açılabilecek fasıllar üzerinde papatya falı bakma noktasında tıkandık kaldık.

* * *


YENİ CHP’nin işi zor. Çünkü Türkiye’nin kaderini etkileyen dış politika konularında yeni yol haritaları çizmek zorunda.

Avrupa Birliği, Kıbrıs, Ermeni meselesi gibi.

Bu tıkanıklıkları aşacak, esnetecek ve çarkları yeniden hareket ettirecek yeni bir siyaset, yeni bir Türkiye vizyonunun da parçası olacak.

CHP’nin geleneksel, “istemezük” tavrı ile ne parti ileri gidebilir ne de Türkiye.

İktidarın her yaptığına karşı çıkarak muhalefet anlayışının yararı olmadığını gördük.

Üstelik bu tavır, partinin farklı görüşleri tartışarak yaratıcı politikalar üretmesini de engelledi.

Parti içinde belli konularda belli isimlerin toplumun önüne çıkarak hep aynı şeyleri söylemeleri Türkiye’yi özellikle dış politikada sadece iktidar partisinin politikalarıyla baş başa bıraktı.

CHP, AKP hükümetinin karşısında en fazla dış politika konusunda zorlanacak.

Çözüm esaslı, aktif dış politika önerileri getirmek zorunluluğuyla karşı karşıya yeni CHP.

Bunu yapabildiği ölçüde ağırlık kazanacak. Popülizmle değil.

Dünya ve Türkiye vizyonu konusunda söyleyecekleri, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kongre’de verdiği “değişim ve devrim” vaadinin ölçüsü olacak.

X