Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

CHP’nin yeni kaseti: “Güneydoğu’ya boş verelim, şehir varoşlarına takılalım”

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Kürt-Alevi kökenli” birinin CHP Genel Başkanı seçilmesinin hemen ardından Kazakistan’a giderken, Türkiye’nin “1 numaralı sorunu”nun “Kürt meselesi” olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Türkiye’nin “1 numaralı sorunu”na CHP’nin yeni “1 numarası”nın yaklaşımı ne?
Buyrun: “Etnik kimliğe yönelik siyasetin 21. yüzyılda yerinin olmadığına inanan bir kişiyim. Eğer ben kendi anne ve babamı seçme özgürlüğüne sahip değilsem etnik kimliğimin siyasetin odağına konmasının ne anlamı var?.. Çünkü ben kendi anne ve babamı seçemiyorsam bunun nesini tartışacağım, siyasetin odağına koyacağım?”
1. Etnik kimliğe yönelik siyaset, tam da 21. Yüzyıl’da yer bulmuş bir siyasettir. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve bununla eş zamanlı küreselleşme ile birlikte, 20. Yüzyıl’da siyasette pek görülmeyen olgu, yani etnik kimliğe yönelik siyaset kendisine 21. Yüzyıl’da yer bulmuştur.
2. Hiçbir insanın anne ve babasını seçme özgürlüğü yoktur ama anne-babası üzerinden kendiliğinden kazandığı “etnik kimliği” vardır. O “etnik kimlik” Türkiye Cumhuriyeti’nde Kürtlere ilişkin olarak bir inkar politikasının konusu olmuş ve Kürtler “etnik kimlikleri”nden ötürü bunca yıl baskı ve zulüm görmüşlerdir. Bu nedenle, Türkiye’de bir “Kürt sorunu” varolmuştur. Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri, sorunu kabullenmekten ve dolayısıyla çözümünden kaçmak anlamına gelir.

***          ***       ***
Kemal Kılıçdaroğlu’na göre “Kürt sorunu” değilse de, bildik “devlet aklı”na uygun biçimde “terör sorunu” var. Ona ilişkin formülleri ise hayli basit:
“Terör bitecek. Terör örgütü koşulsuz teslim olacak. Artık bu ülkede dostluğun, barışın olduğu bir atmosfer oluşacak. Toplumsal uzlaşma gerçekleşecek. Toplumsal uzlaşmanın bir parçası olarak af gündeme gelirse CHP olarak buna destek veririz dedik.”
Boş laflar. Şu sözleri daha da boş
 “İşin özünde yatanın ekonomi olduğunu çok iyi biliyoruz. Herkesin karnının doyduğu ortamda terörü minimize edersiniz. Eğer açlığı yoksulluu sefaleti politik olarak o bölgede uygularsanız, teröre prim verirseniz olayı yaratmış olursunuz. Onun için ekonomi öncelikli sorunlar arasında. Onun için o bölgeyi hayvancılığın merkezi yapalım diyoruz.”
Ülkenin “1 numaralı sorunu”na “Kılıçdaroğlu reçetesi”, iki maddelik bir kara mizah örneği:
1. PKK koşulsuz teslim olacak. Bunun sonucunda toplumsal uzlaşma sağlanacak. O takdirde af gündeme gelirse, CHP, destek verecek.
2. Adının konmamasına özen gösterilecek olan Kürt halkının sorunlarını çözmek için Güneydoğu “hayvancılık merkezi” yapılacak. Bunu devlet sağlayacak.
Kılıçdaroğlu ve CHP’si bu halleriyle, Kürtler nezdinde iflah etmezler. İmralı’dan gelen son mesajdaki “Kılıçdaroğlu’na olumlu yaklaşım”a rağmen.
CHP, ülkenin “1 numaralı sorunu”na ilişkin olarak 180 derece dönmeden, 2011’deki seçimlerde ülkenin doğusundaki ve batısındaki Kürtleri unutsun.
Yeni vitrin dekoru olarak seçtiği “anti-Kürt” yüzlerle bu dönüşü zaten nasıl yapacak ya da ne kadar inandırıcı olacak, ayrı konu...
***        ***       ***
İşin özünü Ali Bayramoğlu özetliyor: “Kılıçdaroğlu CHP Kurultayı’nda ‘kötü’ bir konuşma yapmakla kalmadı, ‘geri’ bir konuşma yaptı. Geri kelimesinin altını çizmek lazım çünkü siyasi gerilik önce dilde, söylemde başlar...  Siyasi gerilik sadece değişim karşısında statükocu bir itirazı temsil etmekten değil, ülkenin sorunlarını es geçmekten, hatta zımnen reddetmekten kaynaklanır.”
Peki Baykal’dan kurtarılıp seçim kazansın ve Tayyip Erdoğan’ı iktidardan düşürsün diye Kılıçdaroğlu’nu başına getiren CHP, bu “siyasi geriliği” ile nasıl seçim kazanacak?
Formül, parti yönetimine yeni getirilen yüzlerden sosyolog Sencer Ayata’da aranacak olsa gerek. Devrim Sevimay’ın Ayata ile söyleşisinden çıkan formülü Milliyet,  dünkü manşetine “Yeni Orta Sınıf-Varoş İttifakı” olarak taşıdı.
CHP Parti Meclisi’ndeki düzgün isimlerin başında gelen (sayıları pek fazla değil)  Sencer Ayata’nın CHP’nin “sınıfsal dayanağı” olarak gördüğü “yeni orta sınıf” tezi yeni değil. “Yeni orta sınıf” olarak “mühendisler, öğretmenler, hemşireler, araştırmacılar, reklamcılar, finans örgütlerinde, iletişim dünyasında çalışanlar, tasarımcılar, mimarlar, sekreterler, satış elemanları, genel olarak tüm beyaz yakalılar” tanımını yapıyor. Etiler-Bebek-Bağdat Caddesi, Çankaya-Kavaklıdere-Çayyolu metaforundan kastedilenler. Bu tezi 2007’de dillendirmişti.
Ayata, 2007 yılı Mayıs sonunda yine Devrim Sevimay’ın kendisiyle söyleşisinde Cumhuriyet mitinglerini “yeni orta sınıf”ın eseri olarak değerlendirmişti. “Yeni orta sınıf aynada kendisini ilk defa görüyor, kendisinden etkileniyor.. ebatlarını, etkinliğini, gücünü görüyor. Biraz kendisine hayran olup mitingleri sık sık tekrarlıyor. O kalabalığın ve çapın verdiği bir güven kazanma oldu bu süreçte” sözleriyle.
Cumhuriyet mitinglerinin hangi askeri darbe tertipleriyle ilişkili olduğunu bugün artık biliyoruz. Dolayısıyla, Sencer Ayata’nın bu değerlendirmesi, bu nedenle, tek başına anlamlı değil. Ayrıca,  Ayata’nın nitelik ve nicelik olarak çok önemsediği Cumhuriyet mitinglerinden ve bu değerlendirmesinden iki ay sonra 22 Temmuz 2007’de Ak Parti yüzde 47 ile iktidara gelmesi, konunun bir başka “ironik” yanı.
Sencer Ayata, dün yayımlanan söyleşisinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kurultay konuşmasını şöyle anlatıyor: “Dar gelirlilere, esnafa, emekliye, işçiye, varoşlara hitap etti ve yeni orta sınıfı temsil eden partiye dedi ki: ‘Haydi varoşlara!’ ‘Vasıflı insan gücüyle, vizyonuyla, hep birlikte varoşları kazanmaya’ dedi. Sanırım artık ‘yeni orta sınıf halka döndü’ diyebiliriz.”
Oysa, şunun şurasında bir yıl kadar önce, 29 Mart seçimlerinin (2008) hemen ertesinde Nisan başında Sencer Ayata (evet, yine Devrim Sevimay’a) “Son zamanlarda hep şöyle bir yaklaşım var: Varoşları kucaklamak. Bu tamamen boş bir retorik. Çünkü bu basit formül toplumu elitler ve varoşlar diye ikiye bölüyor. Oysa böyle bir nüfus yapısı yok... Bence önümüzdeki dönemde CHP içinde ciddi bir tartışma olacak. Bir grup biraz boş, ‘Varoşları kucaklıyorum’ diyerek popülist kültürel bir çizgi izleyecek. Bir grup da ‘Ciddi toplumsal analiz yapalım, yeni orta sınıfı mobilize ederek sanayi kentlerine, kadınlara, öğrencilere ulaşalım’ diyecek.”
CHP’nin yeni yöneticilerinden biri olmasa, “kafası karışık bir sosyolog” denir, geçilirdi.
***              ***            ***
Tayyip Erdoğan, dün, “toplumun nabzını tutan” CHP’li sosyolog Sencer Ayata’dan daha yalın ve daha doğru bir “CHP tahlili” yaptı. “CHP’de olan statükoculuğun popülizme kaymasıdır. Tenekeyi istediğiniz kadar altın sarısına boyayın, altın olmayacaktır. Teneke tenekedir” dedi ve ekledi:
“...Değişim sloganıyla girdiği Kurultay, statükoyu daha güçlendiren, ülkenin temel meselelerini teğet geçen, çetelere daha güçlü sahip çıkan bir netice ile sona erdi.”
Öyle olmadı mı?
Ve şu cümlesi: “ VTR’sinde malum Ergenekon olayının olduğu bir kongreden Türkiye’ye ne gelir?”
Ne gelir?

X