Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

CHP’nin “olumlu” sinyalleri...

Sezgin Tanrıkulu’nun CHP’ye girip, üstelik bir de “insan haklarından sorumlu” Genel Başkan Yardımcısı sıfatını elde etmesinden en çok sevinenlerden biriydim.

Çünkü, Sezgin Tanrıkulu’nu, Diyarbakır Baro Başkanı olarak ülkenin “bir numaralı sorunu”nun çözümü için etkili ve makul seslerden biri olarak yıllar içinde tanımıştım.
Diyarbakır’da yaşıyordu ve Baro Başkanlığı’nın ardından İnsan Hakları Vakfı’nın Diyarbakır Temsilcisi olmuştu. CHP Genel Başkan Yardımcısı sıfatından bir önce edindiği sıfat oydu.
CHP’ye katılıp Genel Başkan Yardımcısı olduğu sırada Diyarbakır’daydım. Diyarbakır’ın ileri gelenlerinden biri bana, “Herhalde Diyarbakır’dan aday olmayacak” dedi, “Diyarbakır’dan CHP’nin milletvekili çıkarması, aday listesinin başında Sezgin olsa bile, neredeyse imkansız” dedi.
Ben de “İstanbul’dan olur; hem de iyi olur. Diyarbakır, bir milletvekili ile temsil edilmiş olur TBMM’de. İstanbul’da onca Diyarbakırlı yaşıyor. Herkes için, herşey için iyi olur” diye karşılık vermiştim.
Öyle oldu.
Sezgin Tanrıkulu’nun CHP’ye girerek, en tepeye tırmanmasının simgelediği bir şeye dikkat etmek gerekiyordu: CHP’nin, Kürt sorununun çözümünde en büyük takoz olmaktan çıkması ihtimaline.
2009’da Ak Parti hükümetinin başlattığı “Açılım”ın Habur’da büyük bir kaza geçirerek, duraklaması, hatta sapması, MHP’nin katı karşı koyuşundan kaynaklanmamıştı. Deniz Baykal’ın CHP’sinin tavrı, “Açılım”ın sakatlanmasının perde arkasındaki gerçek nedenlerinin başında geliyor.
Bu, bir kanaat değil; “bilgi” diyelim ve geçelim...
CHP’nin olumlu yeni yüzleri
Kürt sorununun çözümü doğrultusundaki en büyük handikaplardan birinin, yolun üzerinden kalkması, “Açılım”ı sürdürmeye niyet edecek siyasi irade bakımından bir kazanç olarak görülmeliydi ve işte, Sezgin Tanrıkulu’nun CHP Genel Başkan Yardımcısı sıfatını edinmesi, CHP açısından “niceliksel” bir kazancı değil, Türkiye açısından “niteliksel” bir gelişmeyi ifade etmeliydi.
Öyle oldu.
CHP’nin seçim beyannamesine bakın; Kürt sorununun çözümüne katkı niteliğinde en ileri ve olumlu taleplerin orada sıralandığını görebilirsiniz.
Günlerdir Diyarbakır çevresinde dolaşan Sezgin Tanrıkulu, dün “seçim bölgesi”nde ilk kez medya karşısına çıktı. Bir yanında CHP Genel Sekreteri Bihlun Tamaylıgil, diğer yanında, kendisi gibi bir Genel Başkan Yardımcısı, bir yeni CHP’li daha, Osman Korutürk.
Osman Korutürk, bilgisi ve birikimiyle Türk Dışişleri’nin en iyi diplomatlarından biriydi. Paris Büyükelçiliği’nden önce, Türkiye’nin Irak Koordinatörü olarak, Kürt sorunu ile hayli haşır neşir olmuş, konuya ilişkin olumlu yaklaşımları bilinen bir devlet görevlisiydi.
Osman Korutürk, çiçeği burnunda emekli bir büyükelçi. 2002 seçimlerinden önce, CHP’ye çiçeği burnunda emekli bir büyükelçi daha katılmıştı. O da, gelir gelmez, partinin en yüksek noktasına, Genel Başkan Deniz Baykal’ın yanıbaşına yükseltildi ve partinin en önemli sözcülerinden biri oldu, Onur Öymen.
CHP üst yönetiminde, Onur Öymen’den Osman Korutürk’e geçiş, Sezgin Tanrıkulu’nun partinin seçim beyannamesine Kürt sorununa dair alanlarda vurduğu damgayla bir arada ele alındığı takdirde, yakın gelecek için iyimser düşüncelere kapılmaya vesile teşkil ediyor.
Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ergenekon’a ilişkin açıklamalarını, CHP listelerindeki “Ergenekon kontenjanı”ndan aday isimlerini, elbette, göz ardı etmiyorum.
Ancak, CHP’deki “Ergenekon lekeleri”, partiyi parlatıcı diğer isimleri görmezden gelmemizi de gerektirmiyor. O “parlatıcı” isimlerin, Türkiye’nin en önemli sorununun üzerine gidildiği takdirde, bir “şans” olarak değerlendirilmelerinde yarar var.
Kürt sorununa yaklaşımda dört öneri
Sezgin Tanrıkulu, Osman Korutürk ile Tamaylıgil eşliğinde dün düzenlediği basın toplantısında, CHP’nin soruna yaklaşımı bakımından “yeni” ve önemli dört hususun altını çizdi. Söz konusu dört husus, “bölgede” insanların en ziyadesiyle üzerinde durduğu dört husus:
1. Faili meçhul cinayetler ve kayıpları ortaya çıkartmak için uluslararası standartlarda ve yasayla bir komisyon kurulması.
2. Seçim barajının, -bölgenin gerçek temsilini de sağlayarak, sorunun çözümünün yasal kulvarlarda mümkün kılınmasına imkan verecek şekilde, indirilmesi.
3. Türkiye’nin, 1993’te Yerel Yönetimler Avrupa Şartı’na taraf olduğu sırada, bunun 7 maddesine koyduğu 10 çekinceyi kaldırarak, Yerel Yönetimlerin Güçlendirmesi Reformu’na yolları açması. Söz konusu çekincelerin kaldırılması yetkisi zaten Bakanlar Kurulu’na tanınmış. Yani, yeni bir yasaya bile gerek yok.
4. Anadilde öğretim.
Tanrıkulu, bu dört hususu, “bunlara kimilerine göre yetersiz geliyor, kimilerine göre ise fazla; ancak, Türkiye’nin genelinde uzlaşılabileceğini düşünüyoruz” diye açıkladı.
İlk husus olan, “Komisyon” için CHP’nin zaten TBMM’ye verilmiş bir önerisi var. 25’i TBMM içinden, 20’si dışarıdan –uzmanlar, akademisyenler, vs.- oluşacak 45 kişilik ve yetkilerini yasayla alacak, yaptırım gücü olacak bir komisyondan söz ediliyor.
Rakamlar konusunda da CHP’liler esnek. “Üzerinde konuşulur, tartışılır, anlaşılır” diyorlar.
“Anadilde öğretim”den, “talep eden yurttaşlara anadil eğitiminin okullarda sağlanması”nı anlıyorlar. “Anadilde eğitim”i ise, “eğitimin bütün kademelerinde müfredatın anadilde olması” diye tanımlıyor ve “anadilde öğretim”den farkını ortaya koyuyorlar.
Bunlar, somut, Türkiye’ye ileri doğru adım attıracak ve üzerinde tartışmaya değer öneriler.
Basın toplantısından çıkarken, bir hukuk profesörü kulağıma eğildi, “Birkaç ay önce CHP, burada bizi basın toplantısına çağırsaydı, hiçbirimiz burada olmazdık. Çünkü, basın toplantısını düzenleyenler bu kişiler olmazdı” dedi.
Zaten, o CHP, böyle bir basın toplantısı da düzenlemezdi.
O CHP’nin böyle somut talepleri olmazdı.
Seçim kampanyasının toz bulutu arasından, iyi şeyler de gözüküyor...

X