Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

CHP’de tüzük değişikliği kampanyası

“- MİLLETVEKİLİ adayları ön seçimle belirlensin.

- Bütçeden partiye verilen paranın yüzde kırkı örgütlere aktarılsın.
- Genel Başkan adaylığı kurultay delegelerinin yüzde yirmisinin önerisiyle gerçekleşsin.
- Parti Meclisi seçiminde çarşaf liste kullanılsın.”
Bunlar CHP’de bir gurubun hazırladığı yeni tüzük taslağından bazı maddeler.
CHP’de uzun süredir tüzük değişikliği tartışması yürüyor. Bu amaçla tüzük kurultayı toplanması için CHP Genel Merkezi dışında hareketlenme var. Gerçi, Genel Merkez bir ara bu görüşü paylaşıyor, tüzük kurultayına uzak bakmıyor. Ancak, daha sonra değişikliği zamana bırakıyor.
Buna karşılık, Genel Merkez dışında tüzük kurultayı için hem yeni bir taslak hazırlanıyor, hem de imza toplanıyor.
ÖNEMLİ DEĞİŞİKLİKLER
Halen yürürlükte bulunan tüzükte demokratik yönetim tarzına aykırı, parti içi demokrasinin işlemesine engel maddeler var.
Örneğin, genel başkan seçimi. Genel başkan adayı olabilmek ancak kurultay delegelerinin yüzde kırkının noter huzurunda ve kurultay önünde imza vermeleri ile mümkün. Bu madde partide genel başkan diktasına yol açıyor.
Taslak, yüzde kırkı yüzde yirmi imzaya indiriyor, ayrıca noter huzuru şartı kalkıyor.
Çarşaf liste mi, blok liste mi? Her CHP kurultayında tartışılan diğer nokta, Parti Meclisi üyelikleri yapılacak seçimlerin liste türüne lişkin. Halen blok liste geçerli. Blok liste parti içinde kırgınlıklara ve cepheleşmeye yol açıyor. Yeni taslak bunu önlemek üzere, çarşaf listeyi tercih ediyor. Her isteyen kişinin aday olmasını, delegelerin o listeden seçim yapmasını öngören bir uygulama.
Mali açıdan örgütlerin güçlendirilmesi amacıyla bütçeden partilere verilen paranın yüzde kırkının örgütlere verilmesi öngörülüyor.
Taslak tüzüğün başka maddelerinin de değiştirilmesini öngörüyor. Bazı önemli değişiklikler bunlar.
270 İMZA ŞART
Olağanüstü tüzük kurultayını toplamak için 270 imza gerekiyor. İmza toplama üç gündür devam ediyor.
İmzaların tamamlanmasından sonra Genel Merkez 45 gün içinde tüzük kurultayını toplamak zorunda. 270 imza bulunur mu, onu göreceğiz.
Genel Merkez böyle bir girişime ne kadar yatkın, o da ayrı. Ama, asıl sorun 270’in bulunup bulunmayacağı yönünde.
Kulislere göre, Deniz Baykal bu değişikliğe karşı. Belirleyici olan kuşkusuz Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutumu.

Yeşilçam’da kim Kürt, kim solcu

POLİS fişlemeleri, MİT kayıtları, muhbir raporları gibi:
“Mitinge katıldı, tutuklandı, Kürttür, Araptır, solcudur.”
Bunlar bir kitaptan alıntılar. Kültür Bakanlığı desteğiyle yayınlanan Yeşilçam’dan Serpintiler başlıklı kitap, sözüm ona, uzun yıllar Türk filmlerinde rol almış ünlü oyunculara “vefa” göstermek için hazırlanıyor. Vefa fişlemeye dönüşüyor. Hepimizin tanıdığı oyuncularla ilgili bilgi verirken, onların etnik kimlikleri ve siyasal görüşleri vurgulanıyor.
Daha vahimi, böyle bir kitaba Kültür Bakanı Ertuğrul Günay önsöz yazıyor.
Kitapla ilgili haber dün Akşam gazetesinde ayrıntılarıyla yayınlanıyor. Kapalı rejimlere, otoriter yönetimlere özgü bir kitap. “Serpintiler” beni dehşete düşürüyor. Sana ne adamın Kürt, Arap, solcu olmasından, şu siyasal eyleme katılmış olmasından sana ne?
Kitap yeni anayasa çalışmalarına rastlıyor. Çalışmada “biz Türkler” yerine, etnik kökenlerin vurgulanmasından kaçınılıyor, “biz Türkiye’de yaşayanlar” diye başlayan ilke tartışılıyor. Anayasal anlamda insanları Arap, Türk, Kürt diye anmanın alemi yok.
Kültür Bakanlığı kitabı tam skandal. Oraya önsüz yazan Günay’ın kendisi eski solcu, eskiden mitinglere katılan, eskiden tutuklanan biri. Şimdi bir skandala imza atıyor.

90’lı yıllarda giren çıkamadı

CEZAEVİ, yanında adliye, arkada kilise, aralarında JİTEM binası. Burası Diyarbakır’da eskiden tarihi konakların bulunduğu alan.
Bölgenin kendine özgü taş yapı mimarisiyla inşa edilmiş olan o konakları restore edip kullanıma açmak, müzeye dönüştürmek üzere kazı çalışmaları yürütülüyor. Kazılarda bir metre derinliğe inildiğinde, JİTEM binasında kafatasları, insan kemikleri bulunuyor. Diyarbakır Cezaevi’nde işkenceden geçmiş bir arkadaşım anlatıyor:
“90’lı yıllarda oraya giren hiç kimse sağ çıkmadı. Öldürülenlerin genellikle Silvan yoluna atıldığını duyuyorduk. Demek ki, bazılarını da oraya gömmüşler. Çok şükür ki, biz JİTEM’e değil, cezaevine gitmişiz. Gerçi hele de, 12 Eylül’de cezaevinde herkes ağır işkencelerden geçti, bazı arkadaşlarımız işkencede öldü, ama benim gibi kurtulanların sayısı daha çok.”
JİTEM binası işkence kancaları, şişler, kafatasları ile Frankenstein filmlerinden farksız.

X