Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

CHP’de liderlik

DENİZ Baykal’ın yerine yeni bir lider aranıyor. Kendisiyle görüşen meslektaşlarımıza ve partisinin ileri gelenlerine o, “Kafamda isim yok” diyor.<br><br>Doğrudur. CHP liderinin yerine isim bulmak -Ecevit’in İsmet İnönü’ye rağmen seçilmesi hariç- her zaman zor olmuştur.<br><br>Nedenine gelince...

CHP’de Osmanlı geleneği sürdürülür.
Osmanlı geleneği bilirsiniz “devletin yüksek menfaati için gerekirse şehzade başının kesilmesine(!)” izin verir.
Gerçi bu durum öteki partilerde de pek farklı değildir ama, en eski ve köklü parti olması nedeniyle CHP’nin bu geleneği sürdürmesi öncelikle onun ayıbıdır.
Nitekim Deniz Baykal da “lider” olalı beri, parti içinde şöyle bir ilgi çeken isim olursa önce onu sıfırlamayı ihmal etmedi.
Elbet bunu Osmanlı usulü yapması gerekmiyordu.
Yeni yetişen ve ileride liderliğe aday olabileceği anlaşılan kişinin önce parti içinde önü kesilir. Örneğin o yetenek kendisini belli konuda gösteriyorsa, Meclis’te parti adına yapılacak konuşmalarda sözcülük görevi bir başkasına verilir. Böylece onun hevesi, heyecanı kırılır.
O yetmedi mi?
Söz konusu kişinin getirdiği öneriler veya gövlendirilmiş olduğu konuda hazırladığı raporlar ya hasıraltı edilir veya reddi sağlanır.
Eğer kabul etme zorunluluğu varsa, onu “uygulamama” da bir yöntemdir.
Sayalım ki böyle biri “milletvekili” (doğrusu lidervekili) değil de örgütte görevli bir partili...
Onun da çaresi, uygun bir zamanda kulpuna getirip “görevden alma”dır.
Bunlar yeterli olmayabilir. O zaman örenğin yurt dışına gönderileceklerin seçiminde de benzeri “heves kırıcı” tercihlere dikkat edilir. Hele partili arkadaşınız yurt dışında takdir edilen biri ise, münasip usullerle onu yabancılara unutturmak gerekir.
Öyle ya... Bakarsınız “Bu CHP’li şu şu kişilerin -veya kurulların- övgüsünü kazandı” gibi bir söz Türkiye’de duyulur da onun parti dışında ve parti içindeki itibarı artarsa uzun vadede tutar üst kademelerde bir göreve aday olabilir.
Dahası... Haddini bilmeyip liderliğe bile soyunabilir.
Siyasi hayat biliyorsunuz çok kıvraktır. Bu önlemler de sonuç vermeyebilir. O takdirde de çare vardır:
Tutar parti tüzüğünü değiştirirsiniz. “Genel Başkanlığa aday olabilmek için, (Kurultay delegeleri) üye tam sayısının (ki onlar genellikle 1200-1300 arasında olur) en az yüzde 20’sinin yazılı önerisi gerekir” dersiniz. Ama o da yetmez. “Bu öneri, huzurda başkanlık divanının görevlendireceği üye veya üyelerin gözetiminde imzalanır” hükmünü de koyarsınız. Böylece Genel Başkan’a rakip adayı kimin desteklediğini Lider görsün de yeri gelince hesabını sorsun demiş olursunuz. Böylece rakiplerinizi destekleyecek yiğit bulunamaz olur.
Siz de “demokratik”(!?) bir yöntemle Genel Başkan seçilirsiniz.
Nitekim 2003’ten beri CHP’de Genel Başkan seçiminde bu kural uygulandı.
Bu durumda lider adayı nasıl bulunabilir?

Not: Dedim ya, “Mehmet Barlas ya gerçekleri bozar ya tartışmayı saptırır” diye... Dünkü Sabah’ta çıkan yazısını lütfen okuyun. O.E.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI