Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

CHP’de kafa kuma gömülemez

CHP ile ilgili önceki yazım üzerine Grup Başkanvekili Muharrem İnce aradı.

Sivri bir söylem dinledim; öz itibariyle, yaptığı basın toplantısına 17 değil, 25 vekilin katıldığını; ulusalcı-yenilikçi diye bir ayrımın olmadığını söyledi.
İnce, “Ayrım yok” diyor, ama ben ‘Dışarıdan farklı görüyorum’ bahanesiyle(!) konuya devam edeceğim, çünkü tam anlatmak istediğim de bu.
Ne kadar CHP’ye ‘O yok, bu yok’ dense de eylem ve söylemler, farklılıkların giderek derinleşmekte olduğuna dair somut belirtiler veriyor.
Sıkıntı, CHP’de farklı siyasal bakışlar olması değil, bu farklılıkların partiyi motive edecek, bütünlük içinde tutacak, saygıya dayalı bir siyasi rekabeti getirecek noktaya çekip çekememekte.
İKTİDARA SAĞLANAN FIRSAT
Türkiye’de yaşanan gelişmeler ortada olduğu için iyi bir yönetim sergilenmezse ilk kırılmalar siyasi partilerde görülür.
CHP gibi bir partide bunun somut belirtilerinin çıkması normal, normal olmayan bunu görmezden gelip, kafayı kuma gömmektir.
Anadilde savunma yasasından hareketle yine somut örnekten gidelim.
CHP bu yasaya karşı değildi, aksine eksik bulmuştu; ama TBMM tutanaklarına, kürsüye çıkanlara bakıldığında aksi izlenim ediniliyor.
Hem de konu, yanılmıyorsam MYK’da tam üç kez saatlerce görüşülmesine karşın ortaya bu tablo çıkabiliyor.
Kürt sorunuyla son derece bağlantılı yeni anayasa konusu da böyle.
Tamam, CHP yeni anayasadan yana ve kadın-erkek eşitliğinden din-vicdan özgürlüğüne, örgütlenme hakkından memura grev hakkına, insan haklarından yargıya kadar pek çok alanda çok ileri öneriler getiriyor.
AKP ise bunlara kapıları kapatıyor, her fırsatta ‘varsa yoksa’ diyerek başkanlık sistemi önerileriyle süreci çıkmaza doğru götürüyor.
Böyleyken CHP’de, bir yandan milletvekilleri ‘deklarasyon’ diye haberleştirilen çıkışlarla anayasa uzlaşma komisyonundan çekilmeyi öneriyor, diğer yandan vatandaşlık tanımı üzerinde ciddi tartışmalar yaşanıyor.
Devasa kamuoyu oluşturma gücünü elinde tutan AKP de bu fırsatı kaçırmıyor; masadan kaçacak tarafı CHP gibi gösterebiliyor, kendi anayasasını dayatma politikasını toplum önünde haklı kılmaya çalışıyor.
SORUN YİNE YÖNETİMİN
Oysa örneğin anayasal vatandaşlık konusunda CHP’nin en son metni, seçim bildirgesidir ve oradaki ifadeler de çok açık.
O metinde etnik vurgu yok, birey var; milliyetçilik yok, kapsayıcı ulus anlayışı var; eşit olmayan kimlik yok, hak eşitliği ve özgürlüklerden güç alan Türkiye Cumhuriyeti halkı var.
CHP’de oluşan bu görüntünün tabii ki tek sebebi milletvekilleri görülemez.
Tam aksine, temel sorunu yönetimde aramak daha adil bir tutum.
Belki, üyeler arasında dışarıya da yansıyan farklı görüşleri nedeniyle MYK, güçlü kararlılık gösteremediği için bunlar oluyor; ama oluyor işte.
Bu sonuçta, gücü Kurultay’dan gelen Parti Meclisi’nin etkin kılınmamasının da rolü var denebilir.
Bir başka ifadeyle Kemal Kılıçdaroğlu dahil, yönetim organlarının ‘çerçeveyi netleştirme’ eksikliğinden söz etmek çok mümkün.
Yönetim, çizgileri netleştirdikçe CHP’deki farklı görüşlerin niteliği de siyasi/kişisel kavgadan çok siyasi rekabete dönüşür.

X