Ege Haberleri

EGE

    Çevre

    Hürriyet Haber
    27.09.2000 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Ali KAYADİBİ

    Ege sahibini arıyor

    Sonbahar mevsiminde Ege kıyılarına vuran ayıplar daha net görünüyor. Doğayı saldırının hüzünlü yüzü denize, dağlara, taşlara yansıyor

    GEÇEN haftayı Ege kıyılarında geçirdim. Çevre sorunlarına teorik açıdan bakışımızla pratikteki çözümler arasındaki çelişkileri bir kez daha farkettim.

    MUĞLA, uzun sahil şeridi kadar zengin maden yataklarını barındıran geniş ormanlık alanlara sahip. Karadaki ekonomik faaliyetler, denizlerde de aynı sorumsuzlukla sürüyor. Doğaya saldırının izleri çok derin. Bunlardan bazılarına değineceğim. Yangından kurtulan ormanlık alanlar maden işletmeleri tarafından delik deşik edilip, toz duman içinde kalmış. Hangi yönetmelik çevreyi bozarak maden işletmesine izin veriyor acaba? Aylardır gündeme getirdiğimiz Güllük Körfezi'ndeki feldispat kabusunu bir kez daha gördük. Ekonomik getirisi düşük, çevre tahribatı büyük olan bu tozu yutmayan yoktur. Limandan yükselen feldispat tozları evlere, okullara, restoranlara doluyor. Halkın çığlığını kimse duymuyor. İhbar ediyorum, halk ve çevre sağlığı tehdit altında.

    TURİZM beldesi olmanın sınırında duran Güllük'teki son durum şöyle: Belediyenin hazırlattığı yeni liman projesi hakkında, ilgili bakanlıklar olumlu görüş bildirdi. Yeni limana finansman sağlamak için belediye öncülüğünde ‘‘Güçbirliği’’ oluşturulmaya çalışıyor. Ancak, kaplumbağa hızıyla yürüyor.

    MADENCİLERİN kurduğu şirket yetkilileri de, liman yapımını üstlenmek istiyor. Sanki kördövüşü yapılıyor. Güllük'ün 4 kilometre dışındaki Manastır Mevkii'nde 20 milyon dolara mal olacak limanı kim yaparsa yapsın ama belde içinden yükleme yapılmasın. Bu kabus bitsin!

    MADEN işletmelerini denetleyen, denizleri ve kıyılarını koruyan, turizmi teşvik eden yetkili varsa bunu kanıtlamalı. Çevre, Turizm, Orman ve Köyişleri Bakanlığı Muğla'nın dağını, taşını, toprağını, suyunu ve halkını koruyamayacaksa niye var? Kaynakları kullananlar, yaptıklarından sorumlu tutulmalıdır. Yönetim becerileri belirsiz olanlara halkın uyarısı çok pahalıya malolur. Önlem alınmazsa uyarı gecikmeyecektir. Halkı dinledim.

    YAKINDA burası, eylemler beldesine dönüşecek. Sorumlusu da siyasetçi, sorunu görmezden gelen yetkililer, rant peşinde koşanlar olacaktır.

    Denizde özgürlüğü yitirdik

    DENİZLER, nesiller boyu yeni ufuklara bakabilmek, doğanın gücü karşısında küçülmeyle karışık bir ürperti duymak isteyenleri kıyılarına çekti.

    EGE kıyılarında ihtiyaçlara yönelik etkinlikler, doğal sınırları aştı. Oysa, Carl Safina'nın ‘‘The song for the ocaean’’ adlı kitabında belirttiği gibi, ‘‘Bizim denizlere olan ihtiyacımız, onların bize olan ihtiyacından daha fazla.’’

    GÖKYÜZÜ gibi özgürlüğün sembolü değil artık denizler. Bilimadamlarının, denizleri korumaya yönelik çağrısına kimse kulak vermedi. Sadece ticareti ve piyasa arzını büyütmeye yönelik uygulamaların denizden mümkün olduğunu düşününlerle siyasetçiler uyarıyı duymadı.

    BU statükoyu destekleyenleri yenebilmek için, tüm potansiyel deniz koruyucularını harekete geçirmek gerekiyor. Denizde yitirdiğimiz özgürlüğümüzü, yine kendimiz kazanabiliriz.

    DOĞA SAVAŞÇISI

    Sonbaharın son çiçeği

    HER mevsimin kıvrımları kadar, zengin bir çevre öyküsü değil bu. Yaşamı hep arayış içinde geçen doğa aşığı gencin sonbahar gerçeği. Güneşin öğle sıcağı, soyunan ağaçların üzerinde dans ederken, atalarının terkettiği yurdunu özlemle anımsadı. Bir de ay ışığını. Göç zamanı geldiğinde turnaların gagalarına bakarlardı. Ne yöne çevriliyse denkler o yana taşınırdı. Artık, O'na doğanın vereceği tek armağan ay ışığı kalmıştı. Hep Eylül'de kaybetti sevdiklerini. Yeşil vadideki büyük ağacına eylülde yıldırım düştü, büyük babası sonsuzluğa bu ayda uçtu. Herşey solup gitti, yüreğinde yeşerttiği umutlarıyla. Böyle başladı ‘‘üşüyen bulut’’ öyküsüne: ‘‘Bağlandığım toprak, tutunduğum ağaç, sevdiklerim sonbaharda gitti. Küçük ağaçlar da soldu kentlerde, çırılçıplak kaldı. Gök mavisi bir giysiydi ruhum. Çıkarıp deniz kıyısındaki bir kayaya astım. Sonbahar serinliklerinin ürpertisini sadece ay ışığı giderebilirdi. Çırılçıplak ruhumla ona gittim. Artık o da, göç edenler kervanına katılmıştı. Ben yine aynı yerde bekleyeceğim. Gelirsen haber ver ay ışığım. Sonbaharın son çiçeğiyim ben.’’

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı