Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çeteciliğin kimyası

Ege CANSEN

Türk kamuoyu, son haftalarda Susurluk efsanesinden sonra ‘‘çeteler’’ ile ilgili ikinci bir haber ve bilgi bombardımanına tutuldu. Çete uzmanı yazarlarımızın yarattığı rüzgâr dinmeden, ben de çeteciliğin kimyasını anlatmak istiyorum.

* * *

Örgütlenme, zayıf atomlardan, kuvvetli moleküller yaratma sürecidir. Bir örgüt molekülünü teşkil eden atomlar (örgüt üyeleri), teker teker ele alındığında sınırlı güce sahiptir. Hatta çoğu zaman zayıf bünyelidir. Bu atomlar, belli bir bağlantı şeması içinde bir araya getirilerek ‘‘molekülleşir’’, yani ‘‘örgüt’’ teşkil ederse, atomik ağırlıklarını cebirsel toplamından daha yüksek bir molekül ağırlığına kavuşur. Burada kritik husus, bağlantı şemasıdır. Örgütün, ağırlığını (gücünü) muhafaza edebilmesi için, bağlantı şemasının korunması gerekir. Ağırlık, çevreden bünyeye enerji transfer ederek sağlanır. Demek ki; bir örgüt molekülü ancak enerji yüklü bir çevre içinde yaratılabilir. Bir örgütün ‘‘çeteleşmesi’’, ortamda bir ‘‘gayri meşru veya gayri hukuki hareket sahası’’ bulunmasına bağlıdır. Çeteler, türlü/çeşitli olur. Ancak, tümünün ortak noktası ekonomik katma değer yaratmamaları ve son tahlilde halkı soymalarıdır.

* * *

İktisadi hayatta enerji, ‘‘para’’dır. Bir ülkede paranın esas kaynağı millettir. Millette dağınık vaziyette bulunan para ‘‘devlet’’ denilen örgütün elinde yoğunluk kazanır. Bu bakımdan devlet, en büyük paraların en kolay transfer edilebileceği (hortumlanabileceği) toplama havuzudur. Demek ki, çete molekülleri, ya doğrudan ya da dolaylı olarak ‘‘devlet’’ ile bağ kurmak zorundadır. Devlet denilen para havuzu (devletin malı deniz, yemeyen domuz; atasözünü hatırlayın) kısa yoldan servet sahibi olmak isteyenlerin iştahını çeker. Devlet havuzundan para hortumlamak için, kıtlık rantı yaratacak imtiyazlar elde etmek, kamudan inşaat ihalesi kapmak, kamu satın almalarına teklif vermek veya kamu bankalarından kredi almak gerekir. Bu hortumlamaya bir senaryo gerekir. Bu senaryo, meşru platformda iş yapamayan, ama kendisine işadamı diyen kişilerin ‘‘memlekete hayırlı (!)’’ girişimleri şeklinde tezahür eder. Tam bu sırada ‘‘çete’’ molekülüne hayata gözlerini açma fırsatı doğar. Çünkü, havuz bekçileri (kamu yetkilileri) ile havuz hortumlamacılarını (sözde işadamlarını) buluşturacak bir katalizöre ihtiyaç vardır. Çetelerin işlevi, bu birlikteliği (!) sağlamaktır.

* * *

Çetelere hayat veren ‘‘toplumsal değer yargısı’’ ise, ‘‘kavmiyetçiliği’’ milliyetçilikten üstün görmektir. Kavmiyetçilik, toplum içinde ‘‘alt sosyal kümeler’’ oluşturarak, milletin ortak menfaatini hiçe saymak demektir. Bu eylemin altyapısı, hemşehrilik, bölgecilik, siyasi veya dini hizipler teşekkül ettirilerek inşa edilir. Sonra toplumun genelinden; eş-dost-hemşehri-partili-ülkücü-devrimci-dindar-laik gibi isimlendirilmiş ‘‘alt kümelere’’ kaynak aktarmanın ‘‘ahlaki’’ olduğuna inanmak gelir.

Bu noktaya gelindikten sonra, çeteler pıtrak gibi çoğalmaya başlar. Ne varmış bunda? Yani biz, hemşehrimizi, eşimizi, dostumuzu kollamayacak mıyız? Dedikçe çeteleşmeye engel olmak mümkün değildir.

SON SÖZ: Kendini eleştiremeyen, başkasını yargılayamaz.













X