"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Cerrahpaşa’daki o hastalık nedir?

CERRAHPAŞA Tıp Fakültesi’nde önemli bir ‘vaka’dan söz ediliyor.

‘Deli Dana’ hastalığı mı, MS hastalığı mı?
Hastane koridorlarında konuşuluyor, ama doktorlar haklı olarak ‘suspus’...
Hastalığın nedeni biliniyor da gerçek açıklanamıyor.
Kurban Bayramı öncesinde bir bir kargaşa yaratılması istenmiyor.
Bir hastabakıcı bir yakınımıza demiş ki, “Bu hastalığın sakatattan (beyin ile ciğer, böbrek, yürek) geçtiğini doktorlar konuşurken duydum”.
Cerrahpaşa’da karantina altında yatan 45 yaşlarındaki hasta D.K. adlı erkekmiş...
Fransa’dan gelen raporda iyi şeyler yazmıyormuş.
“Ben vicdanen bunu size duyurmak istedim” diyor okurumuz.
Veteriner bir tanıdığıma göre, bu hastalığın tespitini ve analizini yapacak hastane yokmuş.
Hastanın belinden su alınarak Fransa’ya gönderilmiş ve rapor bir ay sonra gelmiş.
Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na sormak gerekiyor:
“Türkiye’de bu kaçıncı vakadır?”
Bu konunun bir başka sorumlusu da Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’dir; iki yıl içinde binlerce hayvan ithal edildi; bunlarda bulaşıcı hastalık olup olmadığı yeterince kontrol edilebiliyor mu? Riskimiz nedir?
Yoksa biz de afiyetle bunları yedik mi? Şimdilik bu kadar yazmakla yetiniyoruz.

Senegal’de böyle sağlık ocağı yok

BÜYÜKADA’da geçenlerde kızım zehirlendi; ambulans çağırdık, hemen geldi. Sağlık ocağına götürdük. İDO’nun ‘Seferi’ büfelerinden otlu peynirli krepinden zehirlenmişti. İçerisi içler acısıydı. Kızım Afrika’da da çalışıyor, “Baba bu manzarayı Senegal’deki sağlık ocaklarında bile görmedim. 1000’lik serum yoktu; 500’lük takmak zorunda kaldılar. Neyi anlatayım, ilaç yok, ortalık karmakarışık. Bir doktor aynı anda beş kişiye bakıyor. Zehirlenme olayı önemlidir, başka personel yok ki, bakabilsin. Demek sağlıkta böyle çağ atlanıyormuş!...”
1997-98 Can Esen döneminde Adalar Belediyesi’nin ambulans belediyesi olduğunu hatırlatmak isterim.
M.E. - ADALAR

Biliyor musunuz

26 Eylül 1932’de toplanan ilk Türk Dili Kurultayı’nın 81. yıldönümü 26 Eylül 2013 Perşembe günü Dil Derneği ile Çankaya Belediyesi’nin birlikte hazırladığı törenle kutlanacağını; ilk olarak Anıtkabir’de Atatürk’e saygı duruşunda bulunulacağını, 18.00’de Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezinde Dil Derneği’nin Ömer Asım Aksoy ve Kerim Afşar ödüllerinin verileceğini... ? CHP Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’ya, turizmin gelişmesine olumlu katkı sağlayacak Gökçeada Uğurlu Gümrük Kapısı binasının, memurları atanmış olmasına karşın beş yıldan beri açılmamasının nedenini sorduğunu...

Doğru insanın kıymetini bilmiyoruz

DOLMABAHÇE Bezmiâlem Camisi müezzini Fuat Yıldırım konusunu çok net, yalın ve anlaşılır bir dille özetlemişsiniz. Teşekkür ederim. Ama bu toplum, dürüst, ilkeli, samimi ve doğru insanların kıymetini ne zaman anlayacak ve sahip çıkacak? İşte bunu yapabilirse bu toplum, o zaman gerçek demokrasiye kavuşmuş oluruz.
Tekrar teşekkür ederim, saygılar.
Mehmet ERGÜL

Balkan-Rumeli kökenliler kimi başkan istiyor

RUMELİ, Balkan, Trakya camiasının ileri gelen kanaat önderleri kalabalık olarak bir araya gelmiş...
Bakırköy yöresinde bir lokalde yapılan toplantı ile ilgili bir üye şu notu verdi:
AKP’den Egemen Bağış’ın CHP’den de Mustafa Sarıgül’ün aday olarak görülmek istendiğini ve bu düşüncenin seslendirilmesine karar verildi. Bunun nedeni de Kadir Topbaş’ın 15 yıllık belediye başkanlığı döneminde bir kez bile Rumeli, Balkan, Trakya camiasının kapısını açmaması ve İstanbul’da yaşayan Rumeli ve Trakyalılara ilgi göstermemesi olarak belirtildi. (Topbaş, sadece bu camiayı değil, CHP’li belediyeleri de ziyaret etmiyor; dünyada görülmüş bir durum değil) Buna karşılık Mustafa Sarıgül ve Egemen Bağış’tan çok ilgi görüldüğü ve bu kişilerin aday olmaları halinde camiadan gösterilecek adaylarla birlikte desteklenebilecekleri belirtildi.”

Zifiri karanlıktayız

SARIYER, İTÜ Armutlu kapısından Baltalimanı sahile kadar giden Kanlıkavak yolunun sokak lambaları 13 gündür yanmıyor. Geceleri zifiri karanlıktayız!
BEDAŞ’ı daha ilk günlerde aradık, durumu bildirdik, hiçbir değişiklik yok! Zaten fazla aramaya gelmiyor, genellikle 48. sırada oluyoruz! İmdat!
Ozan KANBAY

El mi cep mi yanar

BAKAN Bey buyurmuşlar: “Ekimde doğalgazı zamsız kullanacağız”. Ekim bir şey değil. Ondan sonraki aylarda kaloriferler yanacak... Sonra da vatandaşın eli mi yanacak, cebi mi? Aylin EROL

Kütahyalı bir solcu aydın; Rifat Çini vefat etti

ÖNCEKİ gün gazetelerdeki ilanda Rifat Çini’nin ölüm haberi vardı. İlanda “1961 Kurucu Meclis Kütahya Temsilcisi, Basın Şeref Kartı üyesi, Kütahyalıların hayırsever babası ve Mübeccel Çİni’nin sevgili eşi...
İstanbul’da vefat eden Çini’nin cenazesi bugün Levent Camisinde kılınacak öğle namazından sonra Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilecek” deniliyordu.
Çini’nin, Erdoğan Demirören’in eşi Tülin Hanım’ın amcası olduğu yazıyor ayrıca.
Levent Camisi, çok saygın bir kişiyi uğurladı dün. Demirören ailesinin fertleri de oradaydı.
Rifat Çini’nin üç kızı ve 4 torunu var... Bir oğlu da 16 yaşında iken trafik kazasında can vermişti.
Cenaze töreninde çok saygın bir kişilik olarak anlatıldı. Sol görüşlüydü gençliğinde kendisini ‘dervimci’ olarak tanıtıyormuş.
Eğitim, sağlık, kültür adamıydı; gönlü çok zengindi. Kütahya çiniciliğini ayakta tutan bir bir işadamı olarak kabul ediliyor.
Kütahya’dan Ali Kehribar’a sorduk Rifat Çini’yi...
“Rifat Çini abimiz Kütahya’ya çok şeyler verdi. Özel bir insandı; hayırseverdi” dedi.
Ali Kehribar’la konuştukça, hemen Rifat Çini ve Kütahya çiniciliği üzerinde bir kitap yazması gerektiğini söyledik kendisine. O da söz verdi.
Çini’nin esas kökeni İstanbul’lu... Kütahya’ya sonradan göç etmişler, 1974’e kadar Kütahya’da yaşamışlar. 1930’lerde Fransa’ya giderek iki yıl hukuk öğrenimi görmüş.. (Ancak kızı seramik eğitimi aldığını söylüyor.) Türkiye’ye döndüğünde eğitimine İstanbul Yüksek Ticaret Okulu’nda devam etmiş.

Siyasetten hiç kopmamış...
1950’li yıllarda CHP’nin Kütahya İl Başkanlığını yürütmüş.
DP’nin ve yandaşlarının CHP’nin il binasına ve partililere inanılmaz baskılarına karşı direnmiş hep.
Bir keresinde parti binasını saldırıdan korumak partinin, DP’liler tarafından ele geçirilmesini engellemek için her zaman bir teneke benzin bulunduruyormuş içerde.. Gerektiğinde, DP’liler içeri girdiği anda binayı yakmak için...
Ali Kehribar “Bu anlattıklarını bizzat kendisinden dinlemiştim, biraz o zaman ‘tıfıl gazeteci’lerdik. Kütahya’ya geldiği zaman Gazeteciler CEmiyeti Başkanımızla bizleri ziyaret eder, anılarını anlatırdı.
27 Mayıs’tan sonra Kurucu Meclis üyesi olarak gönderilmiş Ankara’ya...
Kütahya ‘muhafazakar’ bir ilimiz, 27 Mayısta Menderes Kütahya’da yakalanmıştı.
Çini Kütahya İlinden Yetişenler Derneği’nin uzun yıllar başkanlığını yürütmüş. Laleli’de bina onun katkısıyla alınmış... Binanın ve öğrencilerin her ihtiyaçını karşılamış.
1950, 60 ve 70’li yıllar... İstanbul’da okuyan bir öğrencinin barınma ne gibi sıkıntılar yaşandığını o dönemin gençleri gayet iyi bilir.
Bu yurttan Kütahyalı bir çok öğretmen, mühendis, bilim adamı, milletvekili ve bakan çıkmıştır.
Rifat Çini’nin bu gençlerin üzerinde büyük emeği vardır.
Çini dünyasından hiç uzak durmamıştır... Babasının kurduğu ‘Azim Çini’nin 1943’lerde yönetimini aldı;
bu sayede Kütahya’ya çok şey kazandırttı.

ERMENİ ÇİNİ USTALARI

‘Çini dünyası’, onunla büyümüş ve gelişmiştir.
Ali Kehribar’a bir gün şöyle demiş:
“Çini’nin geçmişi araştrıldığında bölgede yaşayan Ermenilere kadar gider. Bu tarih 1920’lere kadar dayanır; o tarihte Rumlarla birlikte Ermeniler de kaçarlar; ve ünlü Ermeni çini ustaları da...
O dönem Kütahya’da çiniciliği ayakta tutan Artin Minasyan’ı biliyoruz. ‘Hacı Minas’ diye biliniyormuş..
Rıfat Çini’nin babası Mehmet Çini, aydın bir adamdır. Ermeni ustaların yanında çiniciliği öğrenir; çinicilikte desenler, boyalar, fırçalar gibi... Bunların malzemeleri tanır, nasıl yapıldığını hep not eder; Artin Minasyan’dan kalan kitaplarla zengin bir kütüphaneye sahip olur.
Mehmet Çini’den sonra görevi oğul Rifat Çini üstlenir.
Cenazeki dostlarına kızı Zehra Yaldızipek “Babamın gönlü çok özeldi. Yüzlerce çocuk okutuyordu. Yardım için gelen hiç kimseyi kapısından geri çevirmemiştir. Ona Kütahya’nın babası derlerdi” diyordu.
Yarın: Oğlu Bahattin’i 16 yaşındayken trafik kazasında kaybetti.
Kütahya’da yetiştirdiği ustalarla İznik çiniciliğini de ayağa kaldırdı.

X