Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çernobil'den farklı mı?

Muharrem SARIKAYA

Türk kamuoyu, radyasyon gerçeği ile 1986 yılında yüz yüze geliyor. Çernobil'de meydana gelen korkunç kaza sonucu Türk insanı ‘‘Bekerel’’in ne demek olduğunu öğreniyor.

O dönemde inanılmaz bir ‘‘demeç kargaşası’’ yaşanıyor.

Uzmanlar, Çernobil'den Karadeniz kıyılarının etkilendiğini, o yılın ürünü çayın toplanıp gömülmesi gerektiğini söylüyor.

Dönemin Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Başkanı Prof. Ahmet Yüksel Özemre, bu yöndeki demeçlere sert karşılık veriyor.

Özemre, 18 Mayıs 1986 tarihinde gazetelere aynen şöyle diyor:

‘‘Radyasyonda endişe edilecek birşey yok...’’

Dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral, geri kalmıyor.

Bakan, gazetecilerin karşısına bir bardak çayla çıkıp şunları söylüyor:

‘‘Bekerel ölçümünü yaptırdım, çayda radyasyon yoktur. Herkes gönül rahatlığı ile içebilir.’’ (28 Ocak 1987 gazateler)

Aradan bir yıl geçmiyor. Saklanan gerçek sonunda açıklanıyor.

TAEK Başkanı Özmen, bu kez şöyle diyor:

‘‘Çernobil faciasını halktan gizledik. Doğruları söylemedik...’’

* * *

Kamuoyu, 10 yıl aradan sonra, İstanbul İkitelli'deki radyasyon kaynağı ile yeniden uyanıyor.

Bu kez Kobalt 60 ile tanışıyor.

TAEK'ten sorumlu Devlet Bakanlığı görevine yeni gelen Fikret Ünlü, gereken tüm önlemlerin alındığını söylüyor.

Ünlü'nün üzerinde durduğu en önemli konu, parçalanan iki konteynerden çıkan Kobalt 60 kaynağından birinin hâlâ bulunamamış olması.

Bu kaynağın herhangi bir haddehaneye girip, bir kullanım aracı olarak üretilmesi olasılığı ne kadar?

Bakan, İstanbul'daki bütün haddehanelerin uyarıldığını söylüyor.

TAEK Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Ziya Kılıç da dün telefonda gereken tüm önlemlerin alındığını vurguluyor.

Kayıp Kobalt 60 kaynağının bulunması için uğraş verdiklerini belirtiyor.

Doç. Kılıç da kayıp kaynağın haddehanelere girmemesi için uğraş verdiklerini söylüyor.

* * *

Alınan tüm önlemlere karşın haddehanelere girer; çatal, kaşık, bıçak, vida, civata, kapı kolu gibi bir ürün olarak çıkarsa ne olur?

Doç. Kılıç'ın soruya yanıtı, şöyle oluyor:

‘‘Gerekli önlemler alındı. Böyle bir ihtimal milyonda birden bile az. Öyle birşey olursa, yani Kobalt 60 herhangi birinin eline geçerse sinyal verirdi. Elde ayakta inanılmaz ağrılar yaratır...’’

10 yıl öncesi hatırlatılınca, TAEK'in gereken dersi çıkardığını, bir daha olmayacağını belirtiyor.

Doç. Kılıç, sözlerini şöyle sürdürüyor:

‘‘Çernobil'de bir serpinti vardı. Kobalt 60'ta ise çizgisel bir ışıma sözkonusu. Yani bir el feneri gibi. Kapattığınızda etkisi yok olur...’’

Meslektaşlarının birkaç gündür TAEK'e dönük eleştirilerine ise yanıt vermek istemiyor.

* * *

Ancak şu önemli açıklamada bulunuyor:

‘‘2001 yılından sonra biz Kobalt 60 ile daha fazla içli dışlı olacağız. AB, incir, kayısı gibi tarımsal ürünlerin kimyasal yöntemle kurutulmasına karşı çıkıyor. Kobalt 60 ile kurutulmasını şart koşuyor...’’

Bu sözler, Türkiye'nin gelecek yıllarda bu tür radyoaktif kazalarla daha fazla karşılacağı anlamını mı taşıyor?

Doç. Kılıç'ın bu soruya yanıtı şöyle oluyor:

‘‘Bu kaza ile ruhsatlı tabancasıyla adam öldüren bir kişinin yarattığı sıkıntı arasında bir fark yok. Tamamen benzer ve tamamen polisiye...’’

* * *

Sorumsuzca silahlanmanın nelere mal olduğu her futbol karşılaşması sonrası daha iyi görülüyor.

Radyoaktif maddenin sorumsuzca kullanılmasının nelere mal olduğu ise Nagazaki ve Hiroşimo'dan bu tarafa biliniyor.



X