Gündem Haberleri

    ÇERNOBİL "Oğlum çaycı, yap bir radyasyonlu!.."Türk halkından nükleer faciaya benzersiz bir kara mizah armağanı: 26 Nisan 1986. Sovyet Rusya'nın ekmek sepeti

    Hürriyet Haber
    22.05.2000 - 00:00 | Son Güncelleme:

    ÇERNOBİL "Oğlum çaycı, yap bir radyasyonlu!.."Türk halkından nükleer faciaya benzersiz bir kara mizah armağanı: 26 Nisan 1986. Sovyet Rusya'nın ekmek sepeti Ukrayna'nın göbeğinde, koskoca bir nükleer santral infilak etti. Bunca Nükleer Reaktör polemiğinin ardından, bu faciayı, bilenlere hatırlatmak, merak edenleri bilgilendirmek amacıyla bir kez de ben özetlemek istiyorum…Mevsim bahardı; çayırları süsleyen onca börtü böceğe, gelinciğe çok aykırı idi bu felaket. İsveç hükümetinin Rusya sınırındaki, en ileri teknolojik cihazlarla bezeli nükleer denetim sistemi olmasaydı, dünya uğradığı bu felaketi -belki de- haftalarca öğrenemeyecekti. Allah'tan, rüzgârlar kuzeye esti de, radyasyon yüklü bulutları İsveçliler yakaladı.Bu işe İsveçliler de çok şaşırdı aslında. Zira bu sistem, Sovyetler'in gizli nükleer denemelerini lahzada ABD'ye bildiren bir adet "Sayın muhbir vatandaş" olsun diye kurulmuştu. İşini de yıllarca iyi yapmıştı.Ne yazık ki, bu seferki görevi 20. Yüzyıl'ın en büyük nükleer felaketini (Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombaları hariç) dünyaya duyurmak oldu. İnfilak eden ikinci şey ise, iktidara gelişinden itibaren "Glasnost" diye diye dilinde tüy biten, güya bu sefer imajı farklı Sovyet yönetiminin hiç de "şeffaf" falan olmadığının anlaşılması idi. Avrupa basını günlerce, en can kanırtıcı manşetlerle debelenirken, sözümona "şeffaf" Moskova'dan tık işitilmedi. Çok ayıp edilmişti... Sorumsuzluk, ihmal ve bilumum hatalar için "diz boyu" tabiri bile yetersiz kalıyordu."Dünyada hiç kimse, daha evvel bu tür bir kaza ile yüz yüze gelmemiştir."Çernobil'deki en kıdemli bilim adamı Yevgeny Velikhov'un şaşkınlığını yansıtan bu sözleri anlamlıydı. Nedense, biz dahil herkes "fenersiz" yakalanmıştı!Toplam 51 birim reaktörlük Sovyet nükleer gücünün içinde pek "mümtaz" bir yere sahipti. Çernobil. Ukrayna'daki 10 birim reaktörden 4'ü Çernobil'de idi. İnfilak sonucu kaybedilen 4 nolu reaktör 1983'te hizmete girmişti. 1988'de, 5. ve 6. reaktörlerin tamamlanıp hizmete girmesiyle, Çernobil Atom Santralı'nın toplam 6.000 megavatlık bir güce ulaşması hedeflenmişti. Bu da, İngiltere büyüklüğünde bir ülkenin tüm elektrik ampullerini yakabilmesi, yani, "dünyanın en büyük atom santralı" unvanını kazanması demekti."Komünizm, Sovyet gücü, artı tüm ülkenin elektrik gücüne kavuşturulmasıdır."Bolşevik ihtilalinin babası V.I. Lenin böyle demiş. Onu izleyenler, sözünü dinlediler. Bilim adamları, batıda ya da doğuda olsun, daha emin, daha az riskli teknolojiler geliştirilene kadar nükleer enerjinin bir tür "ara durak" olduğunu itiraf ediyorlardı.Ancak, ihtiyaç büyüktü ve acildi. Çernobil atom santralı, coğrafi konumun avantajından ötürü, hem Rusya'nın içindeki sanayi tesislerini besliyor, hem Ukrayna'nın başkenti Kiev'in merkezi ısıtmasını sağlıyor, dahası, reaktörlerde çalışan uzmanlar, atom santralında olmanın otomobil kullanmak kadar bile tehlikesi olmadığına inanıyorlardı."Elektrikçiydi, galiba..."Takdir-i ilahi mi denir? Nisan ayında Rus Komünistleri, "Baba" Lenin'in 130'uncu doğum yıldönümünü kutladılar. Hay kutlamasalardı keşke yürekleri fena sızladı!Moskova televizyonunun şimdiki yeniyetmelere sorduğu, "Lenin kimdir?" suali, Rus gençliğinin vahim ölçüde, "tarihselbilinçözürlü" olduğunu ortaya çıkardı! Tam 70 sene tanrı gibi tapılan Lenin'i gençler tanımıyordu. Düşünebiliyor musunuz? Çocukların çoğunluğu, "Lenin diye birini duymadım" deyiverdi. Aklım almıyor, Lenin nasıl unutulur?Kazara cevap verenlerin döktürdüğü inciler ise, alem mi alem! "Leningrad'da doğduğu için, ona Lenin denildi." (Facia, o şehri Çar Petro kurmuştu. İhtilalden sonra, ismi Leningrad'a çevrilmişti!)"II. Dünya Savaşı'nı sona erdirmek için çok uğraştı." (Tanrım, sen aklımı bana bağışla. Lenin, savaşı başlatan Hitler'in Polonya'yı 1939'daki işgalinden tam 15 sene önce, 1924'te öldü!!!!!) "Çok çocuğu oldu ve zehirlenerek öldü."(Hiç çocuğu olmadı. Bir kadının tabancasından çıkan kurşunlarla yaralandı. Ölümle cebelleşti, ama kurtulamadı. Suikast kurbanı.)"Birçok kilise inşa ettirdi.(Abuk! Zira, Bolşevik ihtilalinin tüm liderleri gibi, tanrıtanımazdı.)"Elektrikçi idi."(Vallahi, şimdi ne desem yalan olur. Lenin, elektrik işlerinden ne kadar anlardı, ampul falan değiştirebilir miydi, bilmiyorum. Ama, ülkesinin elektrik ağlarına kavuşturulmasını düşleyen bir lideri bir tek gencin "elektrikçi" olarak hatırlaması bile bir nimet. İnsanın yüreği burkulsa da...)Dünya kamuoyu günlerce dehşet içinde, dişe dokunur bir açıklama bekledi. Nafile... Bu arada, rüzgârın yönü güneye döndü. Radyasyon yükü azalmış bulutlar, Karadeniz dağlarına çarpınca yağmur olup kıyı şeridini suladı. Biz de o çayları güzelce içtik.Sovyet makamları haftalarca uğraşıp didinip bilgi topladılar. Bu bilgi çerçevesinde, Mihail Gorbaçov, 14 Mayıs 1986'da, yani kazadan tam yirmi gün sonra, halka bir resmi bildiri yayınladı.Resmi bildiri Çernobil'in neden "berhava" olduğunu açıklıyordu. İnfilakin ana nedeni, insan hatası (human error) idi. Adım adım gelişen, akılalmaz hatalar şöyle:26 Nisan 1986 sabahının erken saatlerinde, Ukrayna'daki Uzh ile Pripyat nehirlerinin biribirlerine kavuştuğu noktada kurulu Çernobil meteoroloji binasında, Şef Zinaida Kırdyk, günlük ölçümleri yapıyordu. Birden irkildi: İstasyonun Geiger sayacı fevkalade yüksek dozda radyasyon gösteriyordu. Bu, bir tek anlama gelebilirdi: Çernobil'de kötü -belki de korkunç- bir şeyler oluyordu.Gerçekten de, birkaç saat sonra, alevler 4 nolu reaktör ile etrafındaki binaları sarmıştı bile...Gorbaçov, resmi açıklamasını yaparken, infilaka yol açan bir dizi bariz ve sistematik işletme hatasının ne kadarının farkındaydı, bilinmiyor. Ama, dört ay sonra, Viyana'ya giden Sovyet heyetinin başı Valery Legasov'un söylediklerine göre, senelik bakım nedeniyle işletmedışı reaktörde, operatörlerin bir denemeye kalkışmasıydı felaketi başlatan...Operatörler, aralarında bir hayli tartıştıktan sonra, reaktör hazır devre dışıyken, bu fırsatı değerlendirmek istemişlerdi. Hangi fırsatı? Reaktörün buhar kaynağı kesildikten ne kadar sonra duracağını görme fırsatı!Altı hayati hata…Cuma günü, sabahın 01.00'inde -kazadan, yaklaşık 24 saat önce- operatörler, 4 nolu reaktörün gücünü tedrisi olarak azaltarak, meş'um denemeyi başlattılar!Bu deneme için hedeflenen, reaktörün 3.200 MW (termal) olan gücünü, 700 ila 1000 MW'a (termal) indirmekti. Öğle saatlerinde, reaktörün gücü 1.600 MW'a (termal) düşmüştü bile. Operatörler, öğleden sonra saat ikide acil soğutma sistemini kapattılar. Bu, operatörlerin ilk hayati hatasıydı.Ne var ki, tam o sırada, Kiev'deki şebeke kontrolörü Çernobil'i arayarak, reaktörün sağladığı elektriğe bir müddet daha ihtiyacı olduğunu bildirdi. Yani, reaktörün gücünün azaltılması işleminin durdurulmasını buyurdu! Operatörler, verilen talimata uydular. Fakat, bu arada, acil soğutma sistemini tekrar devreye sokmayı unutuverdiler! (Olur a, insanlık hali??!!!) İşletme talimatına kesinlikle aykırıydı bu.Gece 02.00'de, şebeke kontrolörü tekrar Çernobil'i arayıp artık elektriğe ihtiyacı kalmadığını söyledi. Saat 00.30'da -artık 26 Nisan'a girilmişti- operatörler, basit ama korkunç bir hata daha yapıp regülatörü ayarlamayı unuttular! Oysa, gereğinin yapılması halinde, ayarlanmış regülatör faciayı kesinlikle önleyecekti. Reaktörün gücü, değil önceden hedeflenen 700 ila 1000 MW'a (termal), küt diye 30 MW'a düşüverdi."Kurtarma"ya karar verdiler!O noktada akl-ı selimin emrettiği şey, böylesine düşük bir takatla deneme mümkün olmayacağından, testten vazgeçmek ve reaktörü tamamen kapatmak idi. Öyle olmalıydı. Gelin görün ki, bizim (üstelik de tam 14 yıldır rahmetli) operatörler, "Unut gitsin..." diyecek yerde, denemeyi "KURTARMA"ya karar verdiler! Bu hamasi kurtarma edebiyatının ardındaki telaş, yeni bir test için, bir sonraki yılı bekleme mecburiyetinden kaynaklanıyordu. Üstelik, 'test geri bırakıldı' diye amirlerinden laf işitmeleri de sözkonusuydu.Deneme "kurtarılacak" idi. Yalnız bu noktada, "xenon zehirlenmesi" denen sorunu halletmeleri gerekiyordu. Reaktör işlerken, ortaya çıkan fizyon (çekirdeksel bölünme) ürünlerden biriydi "xenon 135" gazı. Bu gaz, nükleer fizyonun başlıca besleyicisi olan nötronları absorbe ediyordu. Reaktörün normal takatinde, bu absorbasyonu aşacak miktarda nötron olabiliyorken, çok düşük takatte, nötron sayısı iyice azalıyordu.Operatörler, bu noktada, kontrol çubuklarını dışarı çekmeye başladılar. Halbuki, reaktör işlerken, kontrol çubuklarının sayısı, bir defada 30'dan aşağı düşmemeliydi. Hatta, kimi zaman 15 kontrol çubuğu bile yetebiliyordu. Fakat, operatörler ümitsizlikle, reaktörün kalbinde hepi topu 8 ila 6 kontrol çubuğu bırakmışlardı! Üçüncü vahim hataydı bu.Sabahın 01.00'inde dördüncü hata yapıldı. Operatörler -deneme talimatnamesinin bir maddesine uyarak- reaktör kalbine soğutucu su sevketmekte olan altı pompaya ilaveten, iki pompayı daha devreye soktular!Normal şartlarda bu tedbir, reaktörün güvenliğini pekiştirici bir etki yapardı. Ama, reaktörün takati böylesine düşük iken, buhar ile devr-i dâim eden su miktarı arasındaki dengeyi tehlikeli şekilde bozdu. Ve, Legasov'un deyişiyle, reaktörü "fevkalade istikrarsız" bir hale soktu. Su ve buhar seviyeleri her saniye öylesine beklenmedik şekilde değişiyordu ki, operatörler artık bunları kontrol edemiyordu.Böylece, beşinci hayati hatalarını yaptılar! Saat 01.20'de, buhar ve su miktarlarının acil durum seviyelerinin altına düşmesini engelleyebilmek ümidiyle, bu sefer de, normal olarak reaktörü kapatabilecek, otomatik kapatma sistemini bloke ettiler.Deneme başlıyor!..Sabah 01.23'te deneme başlatıldı. Dört saniye sonra, talimata aykırı altıncı ve son hatalarını işlediler: Türbinler kapatıldığında otomatik olarak devreye girecek son güvenlik sisteminin de düğmesini 'off'a, yani kapalıya çeviriverdiler!Niçin böyle yaptıklarını kimse bilmiyor. Fakat, yapılan şeyin anlamı, büyük faciayı belki de engelleyebilecek son önlemin de ortadan kaldırılmasıydı.Reaktör başını almış gidiyordu!Artık, reaktör resmen başını almış gidiyordu. Kontrol çubukları dışarı çekilmiş, tüm güvenlik sistemleri devredışı bırakılmıştı. Canı ne isterse, yapabilirdi.Ekip amiri, otuz saniye sonra felaketin yaklaşmakta olduğunu farketti. Ama, neye yarar? Hemen, kontrol çubukları gerisin geriye reaktör kalbine konmalıydı! Ancak, hararet öyle bir noktaya varmıştı ki, kontrol çubukları yerlerine oturduğu halde, maksat hasıl olmadı. Reaktör kalbinden patlama sesleri geliyordu. Ömrünün son demlerini yaşayan zavallı reaktör, normal gücünde ürettiği ısının birkaç yüz katı ısının meydana getireceği hararete ulaştığını görmüştü.Reaktör kalbinde, yarım ton TNT (dinamit malzemesi) eşiti bir infilak oldu. Felaket öylesine çabuk gelmişti ki, yakıt erimeye dahi vakit bulamadı, düpedüz şekil değiştirdi.Dört saniye sonra, ikinci bir infilak oldu. Sovyetler'e göre bu, birincinin devamı değil, buharın yol açtığı, farklı bir ikinci infilak idi. İkinci infilak, evvela reaktörün 1000 tonluk kapağını havaya uçurdu.1000 tonluk kapağın havalara uçması yetmedi. 200 tonluk yakıt doldurma vinci reaktör kalbinin üstüne devrildi ve bir sürü soğutma devresi tahrip oldu. Birkaç saniyede, yakıt çubuklarını kaplayan zirkonyum, buharla reaksiyona girerek hidrojen açığa çıkarmaya başladı.30 ayrı yerde yangınHidrojen hemen infilak etti; sonra hidrojen, oksijenle birleşerek açığa ısı veren bir reaksiyonla su buharı oluşturdu. Meydana gelen ısı da, bir dizi yangının kıvılcımı oldu. Bütün ünitelerden yanan parçacıklar etrafa saçılıyordu. Reaktörün 30 ayrı yerinde yangın patlak verdi. Reaktör kalbindeki grafit blokları da alevlere boğulduğunda, belki insanlar pek farkında değildi, ama, nükleer enerji alanında, dünya yeni bir çağa giriyordu.Jülide ERGÜDER - 22 Mayıs 2000, Pazartesi
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı