Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cennete selam ola Türkan Hoca

Bugün, ülkemizde hüzün var, cennette ise bayram. Türkan Hoca’nın vefatını duyar duymaz gözümde bunlar beliriverdi.

Saat 04.00 sularında gökyüzünde bembeyaz bir ışık silsilesi, birbirine çarpıp duran meleklerin kanat sesleri, adeta “Eh artık senelerce hocamız sizinleydi, artık biz de onunla beraber olmak istiyoruz” dercesine heyecanlı halleri. Süzülüverdiler Türkan Hoca’nın hastane odasından içeri. Hoca onları görünce gülümsedi ama şaşırmadı, uzunca zamandır başka diyara yolculuk zamanının geldiğinin farkındaydı. Korkmuyordu da, çünkü onu gelip alacak, bu sonsuz diyara götüreceklerin ancak melekler olabileceğinin de elbette farkındaydı.

 

Melekler, hocanın etrafında uçuşur dururken sevinç içinde ”Ay bir dakika” dedi, “Bu katta şu an uyumakta olan bir sürü çocuk var, sessiz olun, uyanacaklar. Ayrıca bana bir iki dakika da müsaade edin, küçük bir hazırlık yapayım. Biriniz uzanıverin şuradan çantama, içinden bana kırmızı rujumu verin.”

Cennete selam ola Türkan Hoca

 

Bir melek dedi ki, ”Hocam, uğraşmanıza hacet yok. Biliyorsunuz sizi, gençlikte istediğiniz yaşınızla ve halinizle de taşıyabiliriz yeni mekanınıza.” “Yok” dedi, Türkan Hoca, “Ben bu halimden gayet memnunum, yaşanmışlıklarımla, yüzümdeki çizgilerimle, saçsız halimle geleceğim yanınıza. Bir de beni tanımaz gibi soruyorsunuz. Siz sadece kırmızı rujumu veriverin bana, başka bir şey istemem.”

 

Gülüştü melekler. İçlerinden en afacan olanı kendini tutamadı, hemen atladı. ”Ay sürpriz olacaktı ama dayanamayacağım, anneniz size harika bir sofra hazırladı, Türk ve İsveç yemekleriyle donattı. Bir deeeeeeee”, demeye kalmadı, diğer melek afacan meleğin ağzını kapattı. ”Sus biraz, sen de tüm sürprizleri mahvedeceksin!”

 

Türkan Hoca, hafifçe gülümsedi, kardelen meleklere, son bir kez etrafını kolaçan ettikten sonra, ”Tamam” dedi, “Hazırım, hadi çıkalım yola. Yalnız önce benim evin önünden bir geçelim, sulayıvereyim cam kenarındaki çiçeklerimi.” ”Tamam” dedi melekler, “Yalnız evinizin civarındaki kalabalık yüzünden, biraz trafiğe takılabiliriz, on beş yirmi dakika gecikebiliriz cennete ama olsun siz istedikten sonra.”

 

Türkan Hoca dedi ki; ”Aaa bir tek bu değil, bir de bana şöyle hızlı bir tur attırın lütfen, tüm kardelenlerim, yerli yerinde mi, herkes okulunda mı, bir göreyim içim rahat etsin.”

 

Emir büyük yerden, haliyle “Tamam” dedi melekler. Ve yola koyuldular, sevinç içinde, önce çiçekleri suladılar hep beraber, oradan yurdun dört bir yanına uçtular, durdular, tüm kardelenleri, ders başında, zevkle okur yazarken buldular. Hoca, ”Şimdi tamam işte rahatladım” dedi, “Eve gelmişken benim oğlanları da görmüş oldum, iyice ferahladım, hadi gidelim...”

 

Saat 04.30 civarlarında, tekrar beyaz bir ışık silsilesi beliriverdi gökyüzünde. Bu sefer ki ışık, daha parlaktı, yarım saat öncekine göre, çünkü Türkan Hoca da içindeydi bu sefer. Cennete vardıklarında, Türkan Hoca’yı girişte Allah karşıladı, Hoca’nın şöyle bir sırtını sıvazladı ve dedi ki;

 

“Aferin, sana yaşam hakkı verdiğime beni bir gün bile pişman etmedin”. Sonra, başka bir ışık belirdi, sımsıcacık bir el daha sıvazladı Türkan Hocanın sırtını, ”Hoş geldin“ dedi. Türkan Hoca’nın bu güne kadar gördüğü en derin mavi gözlerle. Hoca bu mavi gözlü adama sıkıca sarıldı, gözyaşlarını tutamayarak, ”Hoş bulduk ATA’m” dedi. Beraberce Türkan Hoca’nın annesinin hazırladığı sofraya doğru yola çıktılar...

 

 Not: Dün bir kardelenle beraberdim, oturduk konuştuk, Türkan Hoca’yı andık. Bu yazıyı Türkan Hoca’nın vefat ettiği gün yazmıştım, gün bugünmüş yayınlamak için. Bu vesileyle yeni yıla girerken kendisini saygı ve sevgiyle analım…

 

 Aile…

 

Her Aralık böyleyim ben. Ruh halim karmançorman. Her Aralık bolca zırlarım. Normal aylarda bir ikiyse, Aralıkta on ve üzeri kesin.

 

Gelen gideni aratır mı diye telaşa mı kapılıyorum bilmiyorum. Bilsem söylerdim…Bir de sanırım on senedir Aralık aylarında daha çok zırlamaktayım, babasızlık fazlaca koyduğundan…

Cennete selam ola Türkan Hoca

 

Neyse konuyu değiştirelim, yoksa yine başlayacağım zırlamaya….

 

 

Buakşam çok özel bir partiye davetliyiz kızımla ve annemle beraber. Benim küçük cadı Ayça’nın ve kocasının evlerindekiyeni yıl partisine. Geçen sene de gitmiştik bu ikincisi…

 

Ayça’nın kocası Ermeni, adı Roben. Tabiri caizse bulunmaz Hint kumaşı. Asil, tatlı, yürekli ve sevecen, erkek soyunun tükenmişlerinden, her eve bir Roben lazım bence ama nerde?

 

Hayatımda tanıdığım en tatlı aile Roben’in ailesi… Ani ve Nubar Bey ve Sabin. (Ani kayınvalide, Nubar Bey kayınpeder, Sabin görümce…

 

Sabin’le Ayça’nın arası nasıl bilemem ne de olsa görümce ama benimle Sabin’in arası şu: “Kanka” Tencere kapak halindeyiz onunla…

 

Ve gelelim iki ailenin en deli en tatlı ortak noktasına:

 

“Can Luka” Ayça’nın ve Roben’in bebeği… İsmi iki isim biri Türk adı diğeri Ermeni…

 

Geçen sene Can Luka bize bir kazık attı, yedi aylık doğdu. Tam da şubat ayının üçünde, benden iki gün önce. Ben beş şubat… Gebertti bizi korkudan. Ayça annemle aylık rutin kontrolüne gitmişti. Kontrol sonrası bana bir telefon geldi, “Ayşe koş Ayça’yıacil doğuma alıyorlar” diye…

 

Bir gece öncesi hiç uyumamış, sabaha kadar ağlamıştım. Derdim, eski evimle vedalaşıyor olmamdı. Annemi duyunca “Hadi len” dedim, “Ev mi? Geçiniz. Sokakta yaşamaya razıyım ama Ayça ve Can Luka sağlıklı olsun.”

 

Demek istediğim şu ki, bu adamın erken doğması teyzesinin hayatında belki de silkelenmesine yol açtı. Eve ağlayan teyze bir anda kendine geldi.

 

Bu akşamki partide koca bir aile olacağız. Ani, İnci, Roben, Begüm, Sabin, Nubar ve Ayça…

 

Ani topik yapacak, annem Çerkez tavuğu. Sofraya geçildiğinde annem topiği övecek, Ani Çerkez tavuğunu… Vs..

 

Devamını yazsam bitmez.

 

Nubar Bey christmas kekini yemezsek üzülecek, biz de haliyle illaki yiyeceğiz ve dilekte bulunacağız.

 

Ama kek sonrası en güzeli, Nubar Bey’in piyano çalması. Kendince çalıyor. Görseniz dinleseniz bayılırsınız, o kadar şirin ki..

 

Hediyeler vereceğiz birbirimize kendimizce ufak tefek. Sonra da sarılıp öpüşeceğiz birbiriyle bütün olmuş iki aile..

 

Ama ben en çok Can Luka’ma sarılacağım, silkelenmeme sebep olduğu için. Ayrıca tüm ailenin de en yakışıklı delikanlısı o. Aslında tıpatıp Roben’e benziyor ama ben nedense Can Luka’ya her baktığımda Tekin’imi de görüyorum. Bence Tekin’im de görüyor.

 

Not:

Can Luka'm, bu arada sana şunu da belirtmeden geçmeyeyim : Beş şubat olan doğum günüm, ailedeki en büyük havamdı. Sen üç şubat'da doğarak bütün havamı bitirdin.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI