Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cennet vatanımızın potansiyel suçluları

AÇIK açık yazayım: Türkiye’de ceza yargısını hızlandırmanın kolay yollarından biri, yargıyı, daha soruşturma aşamasından başlayarak, gereksiz işlerle uğraşmaktan kurtarmaktır.

Hiç kuşkusuz Türkiye’nin savcı ve hakim açığının tamamlanması gerekir. Hiç kuşkusuz Yargıtay’da boşalan üyeliklerin gün geçmeden doldurulması gerekir. Hiç kuşku yok yargının fiziki şartlarının iyileştirilmesi gerekir.
Bunlar elbette yapılsın. Ama bunlardan önce, yargının gereksiz işlerden kurtarılması gerekir.
Yine rakamlarla konuşalım...

Bir süre önce Adalet Bakanı bir soru önergesi üzerine açıkladı, oradan biliyoruz, bugün ülkemizde, siz bu satırları okurken yaklaşık 80 bin kişinin telefonları bir suç soruşturması sebebiyle ve mahkeme kararıyla dinleniyor. (İstihbarat amaçlı dinlemeler ve yasadışı dinlemeler bu rakama dahil değil.)
Bu demektir ki, ülkemizde bugün bu dakika itibarıyla 80 bin POTANSİYEL SUÇLU var.
Telefon dinleme kararı sınırlı sayıda suç kategorisi için alınabiliyor, bunu da unutmayın. Telefon dinlenmesine izin verilen suç kategorileri daha çok özel yetkili savcılıklarımızın ilgilendiği suç kategorileri.
Zaten 2010 rakamlarına baktığımızda, özel etkili savcılıklarımızın 68 bin 108 kişi hakkında soruşturma yürüttüğünü görüyoruz.
Bir yılda 68 bin kişi. Onlar da ‘POTANSİYEL SUÇLU.’
Peki Türkiye’nin GERÇEK suçlusu kaç kişi? Cezaevlerimizdeki hükümlü sayısı (ki bütün suçları kapsar bu sayı, sadece özel yetkili mahkemelerde yargılananları değil) özel yetkili savcılıklarımızın bir yılda hakkında soruşturma yaptığı insan sayısından daha az.

Bilmiyorum buradaki büyük yanlışlığı anlatabiliyor muyum?
Bir yılda sadece özel yetkili savcılıklarında 68 bin 108 tane potansiyel suçlusu olan bir ülkenin cezaevlerinde 200 binden fazla hükümlüsü olması gerekir. Oysa durum öyle değil.
Buradan bir tane sonuç çıkıyor: Savcılıklarımız çok değerli zamanlarını gerekli gereksiz soruşturmalarla harcıyorlar. Harcıyorlar, çünkü hakkında soruşturma yürütülen insanların yarısına dava bile açılmıyor.
Ama sizin hakkınızda dava açılmamış olması, sizin o soruşturma sürecinden mağdur olarak çıkmadığınız anlamına gelmiyor. Polisle uğraşıyorsunuz, belki gözaltına alınıyor hatta tutuklanıyorsunuz, ifadeler veriyorsunuz, avukat masraflarınız oluyor, hayatınız aksıyor...
Daha önce yazdım: Dava açılanların da sadece üçte biri birinci derece mahkemesinden mahkumiyet alıyor. Yani, mahkemelere yansıyan 3 ceza yargılamasından 2’sinden sonuç alınamıyor. Sistem başka başka mağdurlar da üretiyor.

Burada vatandaş iki türlü mağdur oluyor:
1. Hakkında soruşturma, hatta dava açıldığı ama aslen kendisi suçsuz olduğu için;
2. Suçsuzluğu belirlenene (veya suçu sabit görülene) kadar da çok fazla zaman geçtiği için.
Bu durum yargı sisteminin biz vatandaşlara bakış açısı aslında: Hepimiz, suçsuzluğumuz kanıtlanana kadar bu ülkede potansiyel suçluyuz.

Türkiye Yener Dinçmen’i kaybetti

Cennet vatanımızın potansiyel suçluları

HAFTASONU İstanbul’da kaybettiğimiz ve bugün de Ankara’da oğlunun yanında toprağa vereceğimiz Yener Dinçmen, Türkiye’nin yetiştirdiği önemli devlet adamlarından biriydi.
Hazine Müsteşarlığı’nın efsane isimlerinden biriydi. Dün İstanbul’da Levent Camisinin avlusuna toplanan biraz yaşlanmış topluluğa bakınca zaten anlamak çok kolaydı: Türk ekonomisine 80’li ve 90’lı yıllarda damgasını vurmuş olan insanların önde gelenlerindendi Yener bey.
80’li yıllar Özal yıllarıydı ve cami avlusunda Yener beyi uğurlamaya gelen ekip Özal’ın yakın çalışma arkadaşlarıydı. Büyük bir heyecanla Türkiye’yi değiştirmeye, dönüştürmeye koyulmuşlar, kendi yetkilerini ve hatta ayrıcalıklarını terk etmeyi bilip Türkiye’yi başka bir ülke olma yoluna sokmuşlardı.
Aynı ekip 90’lı yıllarda çok zorlandı. Çünkü siyasetçi reform işini yarıda bırakmış, geriye kuralları ve kurumları bocalayan bir yapı kalmıştı.
Düşünün ki, bugün günlük hatta saatlik olarak bildiğimiz Merkez Bankası bilançosu ayda bir veya Hazine nakit durumu bilgileri kırk yılın başında ilan edilirdi ve bu eksik bilgi şartlarında Türkiye’de ekonomik kriz Hazine’nin cambazlıkları sayesinde sürekli ertelenirdi.
1997’de Mahfi Eğilmez, Hazine Müsteşarlığı’ndan istifa etmezden önce Başbakan Mesut Yılmaz’a bir uzun rapor vermiş, Türkiye’nin duvara toslamak üzere olduğunu söylemişti. Ardından aynı göreve gelen Yener Dinçmen, siyasileri disipline sokacak bir ekonomik program uygulanabilmesi için gece gündüz dememiş, sağlığından olmuştu.
Gerek Mahfi Eğilmez’in ve gerekse Yener Dinçmen’in Hazine’yi şeffaflaştırmak, Hazine’nin Merkez Bankası’ndan borçlanmasını sona erdirmek, belediyelerin Hazine garantili borç almasına sınır getirmek için çabaları bugün uzak masallar gibi duruyor olabilir ama o günlerin çok önemli meseleleriydi bunlar.
Hepsinin önerdiği, daha sonra Kemal Derviş’in hayata geçireceği ‘Güçlü ekonomiye Geçiş Programı’ydı.
Yener Dinçmen’i önemli yapan tek şey bu değildi. Bence daha da önemlisi, Dinçmen’in Hazine’ye iyi eğitimli eleman yetiştirmek için harcadığı çabaydı. Onun bastırmasıyla yüksek lisans veya doktora eğitimi için devlet bursuyla yurt dışına giden, oradan bilgi ve görgüyle dönen o dönemin genç Hazinecileri onu hep sevgi ve saygıyla anacaklar eminim.
Nur içinde yatsın, toprağı bol olsun.

Üç yumurtanın potansiyel suçu

BİR haber okudum, dehşete kapıldım. Çantasından üç yumurta çıkan bir üniversiteliye ağır hapis istemli dava açılmıştı.
Yumurtanın silah olup olmadığı tartışmasına hiç girmeyeceğim, o Yargıtay’ın işi. Ama henüz atılmamış yumurtadan ötürü dava açılması, bir Türkiye klasiği, Türkiye’de devletin vatandaşına bakışını yansıtan örnek bir olay bence.
Bu ülke, vatandaşını ‘iç tehdit’ olarak görüp ona bırakın potansiyel suçluyu, basbayağı suçlu muamelesi yapmasıyla meşhur zaten.
Vatandaşların bir bölümünü ‘tehdit’ gördüğünüz zaman, ister istemez bu ‘tehdit’e karşı ‘hazırlıklı olmak’ için oturuyor onları fişliyor, gerektiğinde hangi stadyuma veya spor salonuna tıkacağınız konusunda hazırlık yapıyorsunuz zaten.
Şimdi bir de yumurta taşıyanları bu kategoriye sokmaya başladıysak vay halimize.
Belki günün birinde bir savcımız işin kaynağına eğilir, tavuk çifliklerine yumurta üretimi nedeniyle dava açmayı da akıl eder.
X