GeriSeyahat Cennet bahçelerinin ortası dünün dünyası
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Cennet bahçelerinin ortası dünün dünyası

Cennet bahçelerinin ortası dünün dünyası

19’uncu yüzyıl bankeri Albert Kahn fotoğrafa meraklıydı. Fotoğrafçılarını İstanbul’dan Moğolistan’a dünyanın dört bir köşesine gönderdi. 72 bin karelik “Gezegen Arşivi” bugün Paris yakınlarında Japon, İngiliz, Fransız bahçelerinden oluşan evinde sergileniyor. Albert Kahn Müze Bahçesi’ni her yıl 100 bin kişi geziyor.

Paris Pandora’nın kutusu gibi bir şehirdir. Birbirine çok benziyor gibi görünen sokaklarında her gün yeni bir ayrıntı keşfeder, yepyeni öykülerin peşine düşersiniz. Albert Kahn Müze-Bahçesi, işte o öykülerden biri oldu benim için. Üstelik kapısına kadar ulaşan metroyla neredeyse merkezde sayılırdı. Öyle kolaydı gitmek.
Alanında bir ilk olan müze-bahçenin hikayesi ilginç. 1860 doğumlu Fransız Musevi Albert Kahn’ın fikri bu “mucize” bahçe. İş bulmak üzere 16 yaşında Paris’e gelen, önce bir konfeksiyonda, ardından bir bankada çalışan, bir yandan liseyi bitirip hukuk okuyan bir genç adam Kahn. 1898, Kahn’ın kendi bankasını kurduğu sene. 1898-1931 arası ise, halklar arasında iletişimi ve uluslararası işbirliğini kolaylaştırma amaçlı fonların altına imza attığı yıllar. 1929, Kahn’ın dünya ekonomik krizinden payını alıp tüm servetini kaybettiği kara tarih. Zaten bu nedenle 1986’da müzeye çevrilen evi ve bahçesi devlet tarafından satın alınır. Kendisi ise ölümünden 4 yıl öncesine yani 1936’ya kadar, kullanım hakkıyla bu evde kalır. Müzeye dönüştürülen yapıda Kahn’ın fotoğraf sevdasından geriye kalan makineleri ile araç gereci sergilenir; geçiçi sergiler düzenlenir. Evin İngiliz, Fransız, Japon bahçeleri ve Japon köyü, kış bahçesi ile mavi ormandan oluşan koca bahçe ise elden geçirilip, müze ziyaretçisine açılır.

İSTANBUL İNTERNETTE

Kahn’ın en büyük tutkularından biridir fotoğraf. Üstelik sinemayı icat eden Lumiere Kardeşler’in yepyeni bir icadıdır kullandığı: Otokrom fotoğraf! 20’nci yüzyılın bu devrim yaratan icadı renkli fotoğrafa ilk adımdır. Lumier’lerin 1907’de piyasaya sunduğu makineyle görüntü, cam levha üzerine pozitif olarak düşer, yani gözün gördüğü renkler fotoğrafa da yansır. Dönemin zengin fotoğraf profesyonellerinin ve amatörlerinin gözbebeği bu teknik, 1932’ye kadar kullanılır. Sayesinde Birinci Dünya Savaşı’nın renkli fotoğrafları kalır geriye. Kahn’ın daha o dönemde,“Dünya, insanlar, hayat değişiyor. Bir an önce bugünü belgelemek gerek” düşüncesi büyük bir görüntü arşivinin kurulmasını sağlar. Giyiminden sanatına, endüstrisine gününün dünyasını otokrom fotoğrafa, filme kaydetmeye girişir. Fotoğrafçıları dünyanın dört bir yanına “sefere” gönderir. 11 kişinin çalıştığı bir laboratuvar kurdurur. Başına kimyager fotoğrafçı Auguste Leon’u getirir. Kurulan “Gezegen Arşivi”nde 72 bin kare fotoğraf, 100 saatlik sessiz film biriktirilir. İşte bu eserler bugün müzede çeşitli temalar çerçevesinde gösterilip sergileniyor, rehberli geziler düzenlenip konferanslar veriliyor. Stephane Passet’nin 1913’teki Moğolistan seyahati görüntüleri arşivin nadide parçalarından. Bu fotoğraflarla 2012’de açılan sergi öylesine ilgi gördü ki, süresi bu ayın sonuna kadar uzatıldı. Passet’nin 1900’lerin başında çektiği İstanbul fotoğrafları da müzenin internet sitesinden görülebiliyor.
 
BAHÇEDE DÜNYA HARİTASI

“Japonya’ya özel bir sevgim var, iki kez gittim. Evimin yakınında Japon toprağından bir köşe istedim. Sakin ve yumuşak yaşam biçimlerini öylesine takdir ediyorum ki... Karakterim, Japon duyarlılığıyla büyük benzerlikler taşıyor. Belki de o havayı bulabilmek için Japon ağaçları ve çiçekleri arasında yaşamak istedim...”
Kahn’ın Japonya ile kurduğu iş ilişkileri öylesine dikkat çekmiş ki, Japon imparatorunca 3 altın kupayla ödüllendirilmiş.
Bir Japon köyü düşünün; çay seremonilerinin düzenlendiği bir bölümle iki geleneksel evden oluşsun. Köy bahçesinde her bitkinin kendine has bir yeri olsun, boş alanlar bile çiçeklerin oluşturduğu formu vurgulaması için bin bir dikkatle bırakılsın. Baktığınız her noktada taşlar ve bitkiler bir Japon manzarasını hatırlatsın size. Bir açelya şelalesi, taşlardan oluşmuş adalar Japon peyzajını hissettirsin hep. Japon köyü, mekanın yaratıcısı Albert Kahn’ın çektiği fotoğraflar doğrultusunda 1989’da restore edilmiş. Kahn’ın ilk Japonya seyahati dönüşünde, 1897’de yaptırdığı, desenini ve bitki ekimini Japonya’dan getirttiği sanatçılara emanet ettiği bahçe ise 1909’da tamamlanmış. 1989’da tamamen yenilenen bahçeden geriye Himalaya sediri, ağlayan kayınla iki köprü kalmış. Japon bahçesi bu modern haliyle de çok güzel..
Fransız bahçesi ise Kahn’ın yaptırdığı haliyle kalmış. 1895’te Paris aristokrasisinin gözde peyzaj mimarı, baba-oğul Henri ve Achille Duchene’e Fransız bahçesi, meyve ve gül bahçesi siparişi vermiş Kahn. Duchene’ler, Fransız bahçesinde 17’nci yüzyıl klasisizmini, gül bahçesinde Rönesans stilini yansıtmış. Kahn, bahçeye anıt misali demirden bir sera kondurmuş. Egzotik bitkiler böylece soğuktan korunmuş. Açık alanlardaki ıhlamur ve kestane ağaçları küp şeklinde, meyve bahçesindeki elma, armutlar şamdan, küre, piramit şekillerinde budanıyor. Meyve bahçesi yazın sarmaşıklarla güllüğe dönüşüyor. 19’uncu yüzyılda İngiltere’de doğan bir moda bu: Ağaçları güllerle karıştırıp renk ve koku sarhoşluğu yaratmak!
İngiliz bahçesi ise Japon köyünün hemen yanı başında. Fransız ve Japon bahçelerinden farklı olarak “doğal”ın arayışı içinde olan klasik İngiliz bahçesi özelliği burada da mevcut. Yani ne çalılar, ne de ağaçlar budanıp şekle sokuluyor. Dalgalı bir çim alanı ve üzerinde ilkbaharda açan çiçekler... Bir de nehir...

ALTIN VE MAVİ ORMAN

Albert Kahn bahçesinde üç küçük orman var. Altın Orman adını sonbaharda yaprakları altın rengini alan huş ağacından alıyor. 1895-99 arasında kurulan Mavi Orman ise Afrika ve Amerika ağaçlarından oluşuyor. Adını ağaçların dikenli, mavi dallarından alıyor. Ormanlardan ilki çiçek düzenlemeleriyle, diğeri nilüfer, irislerle kaplı göletle süslenmiş. Kahn, çocukluğunun geçtiği Vosges bölgesi ormanlarının 3 dekarlık minyatürünü de kurmuş bahçesine. Dönemin tanıklarına göre büyük granit bloklar, dev ağaçlar özel vagonlarla taşınmış. Bahçeye getirilirlerken mahallenin elektrik kabloları geçici olarak kesilmek zorunda kalmış.
“Gezegen Arşivi” ve farklı coğrafyalardan getirilmiş ağaç ve çiçeklerle düzenlenmiş bahçesiyle Albert Kahn Müze-Bahçesi, “farklı kültürlerin barış içinde yaşaması” idealinin bir sembolü adeta. Paris seyahatinizde bir yarım günü hak ediyor...
(http://albert-kahn.hauts-de-seine.net)

Nasıl gidilir

Paris metrosunun 10 numaralı hattına binip, Boulogne-Pont de St. Cloud durağında inmek gerekiyor. Metrodan indiğinizde tabelalar 50 metre ilerideki müzeye götürecek sizi. Taksiyle gitmek isterseniz adres: 10-14 Rue du Port, 92100 Boulogne-Billancourt

Japon bahçesinin sırları

Bahçedeki semboller her biri merkezdeki bir taşta birleşen 3 ekseni takip ediyor: * Yaşam ekseni (Yang), nehir ve konik yapılarla sembolize ediliyor. * Ölüm ekseni (Yin), ters konik yapılarla simgelenmiş. * Feminen ve maskülen eksen ise kayın ve sedir ağacıyla... Bu sembolik yaklaşım, Tao’nun bir bütün oluşturmak için zıttın tamamlayıcılığı temel prensibinden yola çıkmış. Dominant eleman konumundaki suyun izlediği parkur ise, Albert Kahn’ın hayatını sembolize ediyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle