"Ömür Gedik" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömür Gedik" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömür Gedik

Ceninden sonra bakire avı

Bülent Ersoy olmasa genç kalmak için cenin kök hücrelerinin yüze enjekte edildiğini çoğunluk bilmeyecekti.

Cenin kullanımı son günlerin olayı oldu bir anda.

Ama gelin görün ki bunun mazisi çok eskilere dayanıyor.

Bunları bilmek için film izlemek yeterli.

‘Three Extremes’ (Üç Sıradışı) adlı film ilk kez bundan 7 yıl önce ıstanbul Film Festivali’nin gece yarısı seansında gösterilmişti. Sonra sınırlı kopyayla vizyona da girdi.

Üç ayrı ve aykırı korku-gerilim filminin en ilginci olan, Fruit Chan’ın yönettiği ‘Mantı’ydı (Dumplings).

Filmde, kocasını genç sevgilisine kaptırmak üzere olan eski televizyon yıldızı Quing, gençleştirici özelliği olduğu söylenen bir mantının tadına bakmaya karar veriyordu. Mantının sırrını ise filmin ilerleyen dakikalarında anlıyorduk; mantının kıyması ceninden yapılmıştı.

Genç kalmak için cenin kullanımı eski hikaye anlayacağınız.

Şimdi, size “o da bir şey mi” dedirtecek ikinci genç kalma yöntemine geçiyorum.

Bu da bir başka filmden, şu anda vizyonda olan ‘Kontes’ten.

Film, efsaneye göre yaklaşık 650 genç kıza işkence yapıp onları öldüren ve genç kalabilmek için kanlarıyla yıkanan 16. yüzyıl Macar kontesi Elizabeth
Bathory’nin hikayesini anlatıyor.

Tarihe ‘kanlı kontes’ olarak geçen Bathory’nin öyküsü, Kontes’in genç sevgilisine ayak uydurabilmek için yaptıklarını da içeriyor. Kontes ancak bakirelerin kanıyla yıkanarak genç kalabileceğine inanmaya başlıyor ve cinayetlere başlıyor.

Şimdi o da film işte, buna bakıp bakireleri öldürecek değiller ya diyebilirsiniz.

Ben de size şunu söylüyorum; genç kalma sevdasının varacağı yeri kestirmek imkansız, eskiden olsa gençlik aşısı olarak cenin kullanılacağı aklınıza gelir miydi hiç?

Nigar Uluerer’in köpekleri

Bodrum’dayız, Savaş Ay’ın Bağla’daki evine gidiyoruz.

Yolu bilmiyoruz ama sora sora Bağdat bulunur, Bağla da bulunuyor tabii.

Üç, beş ayrı tariften sonra Savaş Abi’nin ve sevdiklerinin o sıcak sohbetine kavuşacağımız güzel evinin yoluna giriyoruz.
ıleriden sola döneceğiz.

Dönemece gelince “eyvaaah” diye bağırıyorum ve çıplak ayakla atlıyorum arabadan (bir saattir yoldayız, ayakkabılar çıkmış, ayaklar serbest kalmış tabii). Yolun ortasında cins cins, irili ufaklı köpekler.

Sanki tarlada geziyorlar.

Ve her an ezilebilirler.

Trafik polisi gibi gelen geçen arabaları durduruyorum ve köpekleri kenara alıyorum.

Durdurduğum arabalara “geçebilirsiniz” dedikten sonra da hiçbir şey olmamış gibi arabaya geri dönüyorum.

Ayaklarıma taşlar batmış, biraz zorlanıyorum yürürken.

Görenler deli demişlerdir mutlaka!

Köpekler, hemen sağda “insanları tanıdıkça köpeğimi daha çok seviyorum” yazısı asılı duran eve ait. Verandada sarışın bir kadın oturuyor. Yüzü tanıdık.
“Köpeklerinize sahip çıkın lütfen” diyecek oluyorum, tuhaf tuhaf bakıyor bana.

Cevap bile vermiyor.

Az ilerideki marketten, köpekli evin sahibinin bir zamanların ünlü şarkıcısı Nigar Uluerer olduğunu öğreniyoruz.

Bodrum Hayvan Hakları Derneği sözcüsü olduğunu öğrendiğim Nigar Hanım belli ki bir hayvansever.

Ama hayvanları sevmek, kedi köpek beslemekle olmuyor.

Onların sağlığını, iyiliğini de gözetmek gerek.

Nigar Hanım köpeklerine sahip çıkmalı.

Bodrum’daki sürücüler de sadece Nigar Hanım’ın evinin önünde değil, başıboş köpeklerle dolu diğer Bodrum sokaklarında da her an önlerine bir köpeğin
çıkabileceğini düşünerek araba kullanmalı.

Köpek çıkmazsa ben çıkarım, görürseniz şaşırmayın!

Öpme, öpme, öpme!

“Lütfen beni öpmeyin, mikrop bulaşır...”

Seda Sayan, imza gününde hayranlarına böyle demiş.

Çok da doğru söylemiş.

Bilim insanları domuz gribinin giderek yayılmakta olduğunu bas bas bağırıyor.

Havaların soğuyup, bağışıklık sistemlerinin zayıflamasıyla birlikte salgın bekleniyor.

Sonbaharla birlikte gribe yakalananların sayısı çok daha fazla olacakmış.

Onun için “öpmeyin, öptürmeyin, sarılmayın”.

Göz temasıyla bir “merhaba” ya da “hoşçakal” kime yetmiyor?

Usta yola çıkıyor

“Montreal’e gittiği halde unutulan ‘Usta’nın yönetmeninden selamlar, sevgiler” Telefonumda Bahadır Karataş’tan gelen bu kısa mesajı görünce çok üzüldüm.

‘Usta’yı ve yönetmeni Bahadır Karataş’ı unutmak ne mümkün. Haberim olsa seve seve ilk onları yazardım.

Ki şimdi aynı mutlulukla size bu haberi duyuruyorum.

Çağan Irmak’ın ‘Karanlıktakiler’, Atıl ınanç’ın ‘Oyun’ ve Abdullah Oğuz’un ‘Sıcak’ıyla birlikte ‘Usta’ da Montreal Film Festivali’nde gösterilecek. Yolu açık olsun, umarım Montreal, Eskişehir’den yola çıkan bu sıcak hikayenin dünyaya açılımı için iyi bir başlangıç olur.

X