Gündem Haberleri

    Cemiyet uyuyor mu

    Hürriyet Haber
    27.05.2000 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Reha-Hıncal kavgası

    KOPENHAG'da oynanan Galatasaray-Arsenal UEFA Kupası finali öncesi çıkan olaylarla ilgili Show Haber Genel Yayın Yönetmeni Reha Muhtar ile Sadettin Teksoy'u sorumlu tutan spor yazarı Hıncal Uluç'un sözleri üzerine başlayan tartışma büyüyor. Akşam Gazetesi'nde önceki gün yayınlanan haberde Hıncal Uluç'un çarkettiği belirtilirken, Reha Muhtar'ın şu sözlerine yer veriyor: ‘‘Bütün Türkiye'nin coşkuyla kutladığı bir olayda isim vererek, şaibe yaratarak, imada bulunup iftira atmak, herşeyden önce gazetecilik etiği ve ahlaki değerlerle bağdaşmaz. Herşeyden önce bana bir telefon açıp sorabilir, böylece de hataya düşmezdi. Kaldı ki olaylar yaşanırken ben Deniz Arman, Savaş Ay, Mehmet Ali Birand ve Cüneyt Özdemir ile birlikteydim.’’

    Aynı günkü gazetede, Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Arman, ‘Bu Cemiyet Ne İş Yapar?’ başlıklı yazısında özetle şöyle dedi: ‘‘Okuyucu ve seyirci Kopenhag'da başlayan bu meslek kavgasını ilgiyle izlerken, gözler meslek örgütüne yani Gazeteciler Cemiyeti'ne çevrildi. Oraya bakılınca görüldü ki Cağaloğlu'nda bir binaları var. Binanın içindekilerin ise ağzı var, dili yok... Cemiyetten ne bir ses ne bir nefes. Bu noktadan sonra artık onları ibretle izliyorum. İlk açıklamalarını sizlerle paylaşacağım.’’

    Savaş Ay ise Akşam Gazetesi'ndeki ‘‘Sayın Cemiyet Bu Ne Vaziyet?’’ başlıklı yazısında, Gazeciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli'yi kollarını sıvamaya davet ederek, ‘‘Yönetim kurulunu topla ve sor bakalım. Ne diyorsun Hıncal Uluç, ne diyorsun Reha Muhtar, ne diyorsun Sadettin Teksoy, ne diyorsun ey orada olanlar? Gelin konuşun, tartışın, bu işin çağresini hep birlikte bulalım’’ diye yazdı.

    Gürültüye getirme Reha

    Hıncal Uluç dün Sabah Gazetesi'nde ‘İçişleri Bakanı’na Çağrı' başlıklı yazısında, Kopenhag olaylarında tahrikçi ya da tetikçi olarak rol alanların belirlenmesi ve bunların Avrupa Şampiyonası'nı izlemelerinin, Hollanda ve Belçika polisleriyle işbirliği yaparak önlenmesinin gerektiğini bildirdi. Yazısında, Kopenhag'da olaylardan sonra Türklerin tahrik edilerek İngilizler'e saldırtıldığı yolundaki iddiaları yineleyerek şöyle dedi:

    ‘‘Tahrikleri, olay çıkmasını reyting olarak gören televizyoncular yapmıştı. Ağızdan ağıza dolaşan isimler, Reha Muhtar ve Sadettin Teksoy'du. Bu söylentilerin yoğunlaşması ve dönüşte artarak devam etmesi, Reha'yı da rahatsız etmiş olmalı ki cuma gecesi haber bülteninde, ‘Hakkımızda ağır ithamlar var. Bunlara pazartesi günü belgeleriyle yanıt vereceğim' dedi. Ama söz verdiği yanıt, pazartesi haberlerinde yoktu. Buna karşılık, NTV'de benim sözlerim vardı: ‘‘Olayları Reha Muhtar ekibinin tahrik ettiği söyleniyor. Derhal bir soruşturma açılmalı. Eğer içimizde reyting uğruna kan isteyenler varsa, onları teşhir edelim ve aramızdan temizleyelim, ama yoksa, arkadaşlarımızın alınlarına sürülmek istenen kara leke de orada kalmasın.’’

    SUÇLULUK TELAŞI

    Beklentim, Reha'nın cesaret ve güvenle ortaya çıkıp, ‘Hıncal, haklı bu soruşturma açılsın, bu iftira temizlensin' demesiydi. Tam tersini yaptı. Çok çirkin şekilde bana saldırdı. Adeta suçluların telaşı içindeydi. Reha hakkında söylenenlere Kopenhag'da inanmamıştım. Ama söz verdiği halde, pazartezi gecesi ilan ettiği yayını yapmaması, onu temize çıkaracak, soruşturma istemimi de ‘iftira, miftira' çığlıkları ile gürültüye getirmeye çalışmasını, hele konuyla hiç ilgisi olmayan benimle ilgili komik kişisel yayınlar yapmaya kalkışması, şimdi bana, ‘acaba' dedirtiyor.

    Ne korkuyorsun Reha?

    İşte Avrupa şampiyonasında Türkiye ve Türk insanını bekleyen ciddi tehlike ve tehditleri dikkate alarak, Sadettin Tantan'dan soruşturma istiyorum ben. Yüreğin yetiyorsa, sen de istesene! Eskiler, ‘Şuyuu, vukuundan beterdir' demişler. Her kapının ardından senin adın fısıldanıyor Reha! Adının temize çıkması, senin kadar beni de sevindirir. Çünkü aynı mesleğin insanlarıyız..

    Çünkü, herkesten iyi sen bilir ve inkar edemezsin ki seni dost olarak hep önde tuttum, televizyoncu olarak da hep savundum. Ben kapalı kapılar ardında lekelenen adının gün ışığında gerçeklerin ortaya çıkmasıyla, temizlenmesi savaşı yapıyorum. Sen, kuru gürültüler içinde bana sövüyorsun.

    Şaşırmadım. Bu, seninle benim gazetecilikteki üslup farkımız zaten.’’

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı