Gündem Haberleri

    Çayı İzzet Efendi ile Zihni Bey'den öğrendik

    Hürriyet Haber
    03.12.2001 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Biz, bundan yaklaşık 100 sene öncesine kadar sadece kahve içerdik ve çay ile 19. asrın sonlarında tanıştık. Bu konudaki ilk yayını İzzet Efendi adında bir çay meraklısı yaptı. Ancak Türkiye'nin çay ile ilk gerçek tanışması, 1921'den sonra Ziraat Mühendisi Zihni Derin sayesinde oldu.Biz bundan çok değil 100 yıl öncesine kadar sadece kahve içer, çayın ne olduğunu bilmezdik. Avrupa'da ve komşumuz İran'da gayet iyi bilinen, hep içilen ve hakkında kitaplarla risaleler kaleme alınan çayı biz 19. asrın sonlarında tanıdık ve bu tanışma İstanbul'daki bazı dükkánların çok az miktarda çay ithal etmeye başlamasıyla oldu.Türkçe'de çay ile ilgili ilk ciddi eseri, çaya olan aşırı düşkünlüğü sebebiyle adı 'Çaycı'ya çıkn Hacı Mehmed İzzet Efendi verdi ve bugün 'Çay Risalesi' veya 'İzzet Efendi Risalesi' diye bilinen eserini kaleme aldı.İzzet Efendi 1819'da Edirne'de doğdu. İstanbul'a gelerek devlet hizmetine girdi. Hicaz vali vekilliği, Suriye merkez mutasarrıflığı ve Basra Valiliği gibi çeşitli memuriyetlerde bulundu. En son vazifesi olan Adana valiliği görevi ise çaya olan merakından dolayı saray tarafından 'lutfen' verildi. Bu çay meraklısını tanıyıp hatıralarında ondan bahsedecek olanlar, İzzet Efendi'nim idareyle yahut valilikle hiçbir alákasının olmadığından yakınacak, 'ziyaretine gelenleri makam odasında bizzat yaktığı büyükçe semaverinden eliyle çay ikram ettiği'ni biraz tatlı biraz da şikáyetçi bir tavırla nakledeceklerdi.1879'da, İstanbul'da 81 sayfalık bir 'Çay Risalesi' bastırdı. 1844 yılından beri çayla içiçe olduğunu ve çayı bizzat yetiştirdiğini yazıyor, çayın adının nereden geldiğinden ve hangi dillerde çayla ilgili ne gibi yayınların bulunduğundan tutun, yeşil çayın sıkça esneme ve ağız kamaşması yaptığına, 'kalbe heyecan, uzuvlara titreme, vücuda zaafiyet' verdiğine ve sütlü çay içme ádetinin nereden geldiğine kadar çay hakkında birbirinden garip konudan bahsediyordu.Ancak o dönem Türkiye'sinde çayı sadece meraklıları tanırdı. Yıldız Sarayı'nın limonluğunda, Boğaziçi'nde Azeryan Efendi'nin yalısında, Büyükdere'deki Orman Mektebi'nde ve İstanbul Tıp Fakültesi'nin bahçelerinde Nebatat bahçelerinde sadece merak yüzünden çay yetiştirilirdi.Çayı Türkiye'ye İzzet Bey gibi fantazik meraklarla değil, ilmi tarafıyla tanıtan kişi ise, ziraat mühendisi Zihni Derin'di. 1880'de Muğla'da doğdu ve Selánik Ziraat Mektebi'ni bitirdi. İlk çay yetiştirme denemelerini daha 1909'da, Selánik Ziraat Mektebi'nde yapmıştı. İmparatorluğun birçok bölgesinde çalıştı, Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcında Ankara'ya geldi ve 1920'nin 1 Ekim'inde Ziraat Umum Müdürü oldu.Çayın Türkiye'de de ekilmeye başlanması, işte bu tarihten sonradır. Kaliteli çay fideleri bulabilmek için Batum'a giden Zihni Bey, taşınması kesinlikle yasak olmasına rağmen yanında çay fideleriyle ve tohumlarla döndü. Yanında bu fideleri çoğaltmayı gayet iyi bilen üç ziraatçi de getirmişti. Bu tarihten sonra Rize'de fide dikimine ağırlık verdi. Ziraat İşleri Genel Müdürlüğü'nün Başmüşaviri ve Çay Organizatörü unvanıyla 20 yıl boyunca çaycılıkla uğraştı. Oğlu Haldun Derin memuriyet hayatına 1930'lu senelerde Atatürk'ün Çankaya'sındaki özel kalemde başlayacak ve hatıralarını 'Çankaya Özel Kalemi'ni Anımsarken' isimli çok güzel ve ince iğnelemelerle dolu bir kitapta toplayacaktı.Zihni Derin 1965'in 25 Ağustos'unda hayata veda ettiğinde onun eseri olan Türkiye'de çay ziraati artık tamamen yerleşmiş bir haldeydi.Abdülbaki Hoca'nın Kur'an yorumu Müşriklere verilen dört aylık mühlet'Yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki siz Allah'ı áciz bir hále getiremezsiniz ve şüphe yok ki Allah, káfirleri aşağılık bir hale getirecektir. Hacc-ı ekber günü, Allah'dan ve Peygamber'inden insanlara bir ilándır bu: Şüphe yok ki Allah ve Peygamber'i, müşriklerden berîdir. Artık tövbe ederseniz bu, daha hayırlıdır size. Fakat gene yüz çevirirseniz iyice bilin ki siz hiç şüphe yok, Allah'ı Áciz bırakamazsınız ve káfir olanlara pek acıklı azapla müjde ver' (Tevbe Suresi, 2.-3. áyetler).Dört ay hakkında ihtiláf vardır. 'Zilhicce ayının onuncu gününden Rebiüláhır ayının onuncu gününe kadar' diyenler olduğu gibi 'Zilhicce'nin yirmisinden Rebiüláhır'ın yirmisine, Şevval'den Muharrem'in sonuna, Zilkade'nin yirmisinden Rebiülevvel'in yirmisine kadar' diyenler de olmuştur. Bu sûre inince Hazreti Muhammed, Hazreti Ebu-Bekr'i Mekke'ye göndermiş, arkadan da Hazreti Ali'yi yollamış; Ali, Peygamber'in devesine binmiş olduğu halde bu yıldan sonra müşriklerin haccetmemesini, Kábe'nin çıplak tavaf edilmemesini, Kabe'ye mü'min olandan başkasının girmemesini tebliğ etmiş ve Hazreti Muhammed'le muahedesi olanlara muahede müddeti bitinceye dek dokunulmayacağını ve şartlara riayet edileceğini, aralarında böyle bir muahede bulunmayanların dört ay sonra tebliğ edilen şartlara riayet etmeleri lázım geldiğini bildirmiş ve sûrenin başından on yahut on üç ayet okumuştur.Reşad Ekrem'le HOŞ SOHBETLERMinnet borcu böyle ödenir17. asır ortalarında Dalmaçya'da, Nadin'de, Yusuf adında fakir ve güzel bir çocuk vardı. Bir kadın, bir kış günü Yusuf'un çıplak yaklarına bir çift partal kundura giydirdi. Nadinli Yusuf pek az bir zaman sonra saray görevlilerinden biri tarafından İstanbul'a götürülüp Osmanlı Sarayı'ndaki içoğlanları arasına yerleştirildi. Yusuf zamanla yükseldi, siláhdar ve Kapdanpaşa oldu. Nadin'de iken kendisine iyilik yapan kadını unutmadı ve ona meşin bir heybe yolladı. Heybede, kıymetli hediyelerle beraber içleri altın ile doldurulmuş o partal kunduralar Kocakarı İLAÇLARIBel ağrısının devası ayı yavrusundaAğrıyan bel yavru ayıya iyice çiğnetilir.Alabalık yağı çok hafif ateşte birkaç saat boyunca kaynatılıp gittikçe koyulaşması sağlanır. Soğuyunca sırtın orta tarafından kuyruksokumuna kadar çok ince bir tülbentle deriye yedire yedire yarım saat kadar sürülür. Sonra sırt ve bel pamuktan şallara sarılıp sabaha kadar bekletilir.Dut ağacının yaprağı kaynatılıp pelte haline getirilir. İçine siyah kayatuzu iláve edilip havanda dövüldükten sonra sırta tatbik edilir.Belkemiğin ağrıyan bölgesinin yan tarafı el ayasıyla deri kızarana kadar ovulur. Sonra kızaran bölgeye kantaron otu peltesi yapıştırılıp üzeri bezle sarılır.
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı