Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Casus oyunlarının puslu sahnesi

    Murat YETKİN
    16 Eylül 2012 - 00:00Son Güncelleme : 15 Eylül 2012 - 21:44

    Türkiye’nin tarihinde yabancı istihbarat örgütü ajanlarının, hem de çok sayıda ajanın görev yapmadığı herhangi bir dönem olmamış. Bu coğrafya ve tarihe, bu kültürel yapıya sahipseniz olmaz da. Türkiye, İngiliz romancı Rudyard Kipling’in ‘Kim’ adlı eserinde ‘Büyük Oyun’ adı verilen ve bir bakıma halen devam eden mücadelenin ana sahnelerinden biri. Diğeriyse Afganistan-İran hattı. Bunlar aynı zamanda Rusların güneye inme rotalarıdır ve İngilizler, Amerikalılarla beraber, bunu önlemeye çalışmaktadır. Resme biraz dışarıdan bakanlar, hükümetlerin, liderlerin, siyasi rejimlerin ve ülke sınırlarının değiştiğini, ancak ‘Büyük Oyun’un devam ettiğini görebilir...

    1- Mustafa’yı öldürmek için yollanan Mustafa
    MUSTAFA SAGİR

    Mustafa Kemal, Hindistan’dan Kurtuluş Savaşı’na destek olmak üzere Ankara’ya gelen Mustafa Sagir’i karşılayıp yanına getirmesi için silah arkadaşı Kılıç Ali’yi görevlendirmişti.
    Hint Hilafet Cemiyeti’nin temsilcisi olarak İstanbul’a gelen Sagir, Ankara’nın güvendiği İstanbul kadrolarından Filibeli Ali Rıza Bey’den aldığı bir itimatnameyle seyahat etmekte ve bu temasa önem verilmektedir. Hint Müslümanlarından gelen yardımların bir kısmıyla daha sonra yeni Türkiye’nin ilk yatırım hamlesi olmak üzere Celal Bayar’ın başına geçtiği Türkiye İş Bankası kurulacaktır.
    Kılıç Ali, Sagir’i İnebolu üzerinden Kastamonu yoluyla getiren otomobili Çankırıkapı’da karşılar ve doğruca Ulus’taki Büyük Millet Meclisi binasına götürür. Görüşme ardından Sagir, Hürriyet Oteli’nde istirahate çekilir; Kılıç Ali, Gazi’nin yanına girer.
    Gazi ters giden bir şeyler sezmiştir. Bir de Adnan Bey’in görüşmesini ister. Adnan Adıvar, Ankara’daki hükümetin içişleri bakanıdır, o da Sagir’den kuşkulanır; kendisinden çok şeyler beklenen bu Hint Müslümanı hakkında gizli soruşturma başlatılır.
    Bir gün İstanbul’daki İngiliz askeri istihbaratına gönderilmek üzere, üzerine amonyak dökünce açığa çıkan gizli mürekkeple yazılmış bir mektup Türk askeri istihbaratına takılınca Sagir’in gerçek görevi açığa çıkar. Sagir, İngiltere sömürge yönetimi tarafından küçük yaşta eğitime alınıp yetiştirilmiş bir gizli ajandır. 1910’dan itibaren Afganistan, Almanya, Mısır dâhil önemli işler yapmış, sonunda Hint Müslümanlarının Kurtuluş Savaşı’na sevgisinin doğurduğu koridoru kullanılarak ve Kurtuluş Savaşı önderini öldürmek göreviyle Türkiye’ye gönderilmiştir.
    Bir numaralı İstiklal Mahkemesi’nde 23 Mayıs 1921’de idama mahkûm edilir, cezası ertesi sabah Karaoğlan Çarşısı önünde infaz edilir.

    /images/100/0x0/55ea8dbff018fbb8f8878768

    2- İngilizlerin Sovyet masası bir Sovyet ajanına emanet
    KIM PHILBY

    Sagir’in İngiliz ajanı olarak çalışmaya başladığı yıllarda, 1912’de Hindistan’da bir başka İngiliz ajanının, daha sonra Arabistan cephesinde (emin olun Thomas Lawrence’dan daha üst rütbede) Türklere kök söktüren ve fiilen Suudi Arabistan’ın kuruluşunu sağlayan St. John Philby’nin bir oğlu doğar. Ona Harold Russell adını koyar ama onu hep Kipling’den esinlenip ‘Kim’ diye çağırır.
    İşte bu Kim Philby, Cambridge’de okurken, 1920’lerin sonu ve 1930’ların başında Avrupa’daki sosyalizm rüzgârına kapılır ve sonradan KGB adını alacak Sovyetler Birliği istihbarat örgütü NKVD’nin elemanı olur. Sonradan ‘Cambridge Five-Cambridge Beşlisi’ adı takılacak arkadaşlarıyla İngiliz devlet dairelerine sızarlar. Philby, gizli hayatında Sovyet istihbaratına çalışırken; yasal hayatında İngiliz istihbaratının hem de Sovyet masasında, ideal köstebek olarak yükselir.
    Sovyet istihbaratı o sırada Türkiye’de önemli faaliyettedir. İktidardaki Stalin Türkiye sahasında İngilizleri, Almanları, ve de tasfiye ettiği ama 1929’da İstanbul’a gelip Büyükada’da dört yıl sürgün kalan Leon Troçki’yi hedef almaktadır. Gizli servisin Özel Görevler Dairesi’nin başındaki Sudoplatov,  Troçki’yi ortadan kaldırmakla görevlidir. O da elindeki en seçme infazcılardan Naum Eitingon’u görevlendirir. Eitingon bütün çabalarına karşın ne Troçki’yi Türkiye’de öldürtmeyi becerebilecektir ne de 1942’de Ankara’daki Alman Büyükelçi Franz Von Papen’i… İstanbul Başkonsolosluğu ticaret heyetinden Leonid Kornilov sahte kimliğiyle örgütlediği, İstanbul Hukuk öğrencisi Makedonya Türkü Ömer Tokat bu suikastı yatıracaktır.
    Talimatı Von Papen’i tabancayla vurmak, sonra da paketteki sis bombasını patlatıp o kargaşadan yararlanıp kaçmaktır. Aslında pakette sis bombası yoktur. Eitingon, Yugoslav Komünist Partisi aracılığıyla bulduğu ajanı böylece suikastten sonra ortadan kaldırmayı düşünüyordu. Ama  Ömer de her Türk gibi kestirme düşünmüş, önce sis perdesi yapıp sonra ateş etsem diye düşünüp havaya uçmuştur.

    SANDIKTA KAÇIRDILAR

    İkinci Savaş’ın sonunda, Büyük Oyun yeni bir safhaya giriyor, Soğuk Savaş başlıyordu. Sovyetler’in İstanbul Başkonsolos Yardımcısı Konstantin Volkov, İngiltere Başkolosluğu’na başvurarak kendisi ve karısı için sığınma istemişti. Aslında bir NKVD ajanı olduğunu söyleyen Volkov, İngiliz Dışişleri’nde, birisi de dış istihbaratta olmak üzere üç Sovyet ajanının ismini vermeyi vaat ediyordu.
    Dosya, İngiliz Dışişleri tarafından dış istihbarata, MI6’ya devredildi ve kime geldi dersiniz? Kim Philby’ye tabii ki... Philby Volkov’un kendisinden ve arkadaşları Donald Mc Lean ve Anthony Burgess’tan bahsettiğini anlar, soruşturmayı üstlenip İstanbul’a yola çıkar. Volkov ile buluşma ayarlanır ama Philby daha önce Moskova’ya haber uçurduğu için daha o İstanbul’da ‘soruşturmaya’ başlamadan Sovyetler Volkov’u uyuşturup diplomatik paket kaydıyla dokunulmazlık sağladıkları bir sandıkta kaçırmışlardır bile.
    Philby 1947 Şubat’ında bu kez İstanbul’a birinci katip olarak gönderildi. Asıl görevi İngiliz istihbaratının şefliğiydi. İşlerinden biri Boğazlar’daki Sovyet trafiğini gözlemekti; bu amaçla Boğaz’daki meşhur Pembe Yalı’yı kiralamıştı. Bir diğer işi Sovyetler’e ve Doğu Avrupa’ya ajan sızdırmaktı. Türk Milli Emniyeti’yle yakın mesai içindeydi. Ne hikmetse, Gürcistan ve Ermenistan üzerinden sızdırdığı, keza Arnavutluk’a sızdırdığı ajanlar sınırı geçtikten sonra avlanıp kurşuna diziliyordu.
    1955’te biriken kuşkular onu resmi görevden alıkoyunca, İngiliz servisinin Ortadoğu şefliği göreviyle The Economist ve The Observer muhabiri kimliğiyle Beyrut’ta göreve başladı. Yakalanacağını anlayınca 1963’te ortadan kaybolup Moskova’da çıktı.

    3- Nikaragua kontraları için kurulan düzen Türk gece nöbetçisi sayesinde bozuldu
    DUANE CLARRIDGE

    Yolu Türkiye’den geçen bir başka süper ajan da Amerikan istihbaratı CIA’den Duane Clarridge oldu. Clarridge, İstasyon şefi olarak İstanbul’a 1968 haziran ayında geldi. Temmuzda İstanbul’a demirleyen ABD 6’ncı Filosu’na karşı Dolmabahçe’de yapılan eylemi bir balkondan seyredişini, “Bazı gençler bizim denizcileri suya itiyordu” diye hafifseyerek anlatıyor anılarında. Ama işi 1968’de bütün dünyada yükselmeye başlayan ve Türkiye’ye de yayılan devrimci sol hareketlerin ABD ve NATO çıkarlarına zarar vermesini önlemekti. Bu işte tecrübeliydi. Bir önceki görevi Hindistan’da Çin asılı CIA görevlilerini, sahte Çin Komünist Partisi belgelerinin de yardımıyla kullanıp Hindistan Komünist Partisi içinde Maocu bir bölünmeye yol açmak, yani bir ‘sahte bayrak’ harekâtıyla seçimlerde Moskova’nın etkisini kırmaktı.
    Şimdi harekât alanı, Türkiye İşçi Partisi’nin 1965 seçimlerinde 15 milletvekili çıkarttığı, Boğazları kontrol eden Türkiye’ydi. Clarridge’in en büyük yardımcısıysa artık Milli İstihbarat Teşkilatı, MİT adını alan Türk gizli servisiydi. MİT’in İstanbul Bölge Müdürü Tarık Şahingiray ile oğluna Tarık adını koyacak kadar yakın dost oldular.
    Tıpkı Hindistan’daki gibi Türkiye’de de kısa sürede sol silahlanmaya, silahlı eylemler yapmaya başladı. Bunu güvenlik güçlerinin şiddeti ve kutuplaşma izledi. TİP bölündü, Türkiye’de sol bir daha belini tam olarak doğrultamadı. 12 Mart 1971 askeri darbesinin hemen ardından Clarridge yine istasyon şefi sıfatıyla bu kez Ankara’ya atandı.
    O sırada Ankara’da, ilerleyen yıllarda dünyanın CIA’e en büyük zararı veren KGB köstebeği olarak tanıyacağı alt düzey bir CIA ajanı daha çalışıyordu. Amerikan askeri heyeti TUSLOG’da sivil memur kimliğiyle çalışan Aldrich Ames’in işi karşı casusluktu ve Türkiye’deki sol örgütler üzerinden Sovyet istihbarat çalışmalarını takip ediyordu. Ames’in Deniz Gezmiş’in yurt arkadaşlarından birinin sevgilisi aracılığıyla örgüt ağını isimlendirmeye çalıştığı sonradan ortaya çıktı. Ames 1985’te para karşılığı önce Sovyetler’e 1992’de Sovyetler’in dağılması ardından da Rusya Federasyonu istihbaratına bilgi vermeye başladı. 1993’te yakalanmasına dek Moskova’dan toplam 4.6 milyon dolar almış, bunun karşılığında Rusya’da ABD için casusluk yapan en az 100 ajanı idam mangasına göndermişti; zaten yakayı aşırı harcamasının göze batması nedeniyle ele vermişti.

    MÜSLÜMAN KARDEŞLER’İN TÜRKİYE’YE GİRİŞİ

    Clarridge’in, Türkiye’de dost olduğu kişilerden biri de MİT mensubu Hiram Abas oldu. O kadar ki, uzun yıllar Abas’ın 1990’da öldürüldüğü gün olan 26 Ekim’de Türkiye’ye gelip mezarını ziyaret etti. CIA’de ilerleyen kariyerinde kontr-terör dairesini kurdu, yönetti. Nikaragua devrimine karşı örgütlediği Kontralara kaynak sağlamak için İran ile el altından ve İsrail üzerinden silah ticareti tezgâhını kuran da oydu. Bu tezgâhın bir Ankara durağında görevine bağlı bir Dışişleri gece nöbetçisi tarafından bozulduğunu da anılarında yazdı.
    Amerikalılarla resmen işbirliği içinde olan Türklerden bu kadar bahis yeter. Bir de gayriresmi ilişki içine girip casusluktan yakalananlar var. Bunların en önemlisi Kurmay Albay Sabahattin Savaşman vakası. 1977’de, Türkiye’de kan gövdeyi götürmeye başlarken Savaşman MİT İstihbarat Dairesi’nin başındadır ve elinden geçen ve Amerikalılarla resmen paylaşılmayan bilgileri satmayı ek gelir kapısı yapmıştır.
    Savaşman, istihbaratçı Mehmet Eymür’ün aktif görev aldığı takip sonucu 10 Aralık 1977’de Ankara, Küçükesat’ta bir Amerikan askeri personelinin evinde CIA istasyon şefi William Philips’e bilgi verirken suçüstü yakalanır. Verdiği bilgiler arasında KGB’nin Ankara istasyon şefi Viktor Vizginov’un gizli yazışmaları dışında bir de ne vardır biliyor musunuz? Suriye Genelkurmay Başkanı Mustafa Tlas’ın, yani Beşar Esad’ın şimdilerde Fransa’ya kaçan savunma bakanı Menaf Tlas’ın babasının Moskova ziyaretiyle ilgili Fransızların Türk istihbaratına geçtiği raporun kopyası.
    Hiram Abas’ın Turgut Özal tarafından 1986’da yeniden MİT’e çağırıldıktan sonra yaptığı işlerden birinin de PKK’ya kucak açan Suriye’ye misilleme olarak Müslüman Kardeşler’in bazı hücrelerini Türkiye’ye kaçırıp korumaya aldırmak olduğunu söylemiş miydim? Neyse onu da söylemiş oldum.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı