Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

“Carmen” mi? Buyrun

TAM da üstüne geldi. İzmir’de birer “anıt” gibi yükselen önemli kültür merkezlerinin kentin sanat gelişimine katkılarını kurcalamaya kalkıştığım sırada yolum “Carmen”e düştü!

İzmir Devlet Opera ve Balesi “Carmen Carmen’dir” deyip -izlendiği zaman ne olduğu anlaşılan- “özgün” bir işe girişmiş ve o ünlü opera “Carmen”, “Carmen’dir” olup en görkemli kültür sanat merkezimiz “Ahmed Adnan Saygun”un “küçük” kucağına sığınmıştı.

İzmir Devlet Opera ve Balesi’nin üzerinde uzun uzun durulması gereken bu “büyük” atağının o “küçük” kucakta başına gelenleri anlatmayı, -“büyük” olanının “küçük” karşısında nasıl küçük düştüğünü irdelemek açısından- sonraki yazıma bırakıyorum.

* * *

O ateşli Carmen’in öyküsünü neredeyse bilmeyen yoktur. Carmen, İspanyol çingenesidir de bir Fransız yazar, Prosper Mérimée, 1845’te kısa bir roman yazmış. Derken yine bir Fransız besteci, Bizet, 1875’de Carmen’i bir opera ile müzik dünyasına taşımış. Ve yıllar sonra Amerika’ya kadar uzanan Carmen, güzeller güzeli bir kadın, -gerçek adı da “Carmen” olan- Rita Hayworth’un işveli, kıvrak oyunuyla ünlenen filmle neredeyse Hamlet kadar bilinen biri olmuş.
Hiç yaşamamışken ölümsüzleşen bir kadındır Carmen!

Nasıl boyun eğmezsiniz sanatın gücü karşısında! Siyasetin dolambaçlı yollarında birden parlayan bir yıldız olanlar, iktidar koltuğu altlarından çekildiğinde, paralı pullu olmaları bir yana, unutulup giderler de bir sanatçının eline diline sözüne düşmeye görün, bir ”çingene” de olsanız yüzyıllar boyu yaşar gidersiniz.

İşte o Carmen, baştan ayağa değişip gelivermiş İzmir’e.

* * *

İzmir DOP., opera sanatçılarına, opera ya da operet olmayan, yine de operaya dayalı yeni bir yol açmak çabasıyla “Carmen Carmen’dir”i sahneye getirmiş olmalı. Bir “metin” tasarlanmış, Bizet’in operasından esinlenip onbir parçalı orkestraya uygun bir müzik düzenlemesi yapılmış. Opera sanatçıları da ağırlıklı olarak “tiyatro” sanatçısı gibi oynayıp iki perdelik bir gösteri oluşturulmuş.

Herhalde bu tür gösteri, dünyada ilk kez gerçekleşmiş oluyor. “Carmen Carmen’dir”, Ankara çıkışlı “Guguk Kuşu” gibi Devlet Opera ve Balesi’nin “özgün bir
sanat türü” olarak önemli bir çıkışı sayılsa gerek.

* * *

“Opera” ile “tiyatro”, bir sanatçının oyunculuğunda birleşebilir mi? Kuşkusuz opera sanatçıları sesi kullanmada, tiyatro sanatçılarına göre daha donanımlı. Yine de “tiyatro yapma” gibi bir yönteme başvurulduğunda “anlaşılabilirlik”, “kişiliği oluşturmak”, “olay boşluklarını oyunculukla kapatmak” gibi incelikleri gözardı etmemek gerekiyor.

Ya bir “bale sanatçısı”, “tiyatrocu” olmaya kalkışırsa ne olur? İzmir Devlet Tiyatrosu’nda kimi oyunların danslı bölümlerinde oyunculara yol yordam gösterirken, tanımış olduğum “balerin” Meltem Yorulmaz, “Carmen Carmen’dir”de bir yanıt veriyor olmalı: “Yetenek, sanatta her engeli aşar.”

Bir kez daha yinelemem gerekiyor: İzmir Devlet Opera ve Balesi, başbaşa bırakıldığı olanaksızlıkları gerekçe gösterip kendi kabuğuna çekilecek yerde, sanatçılarıyla bulabildiği her sahneye uzanıp düzenin kuru gürültüsüne bir “hoş seda” ile kafa tutmayı sürdürmekte.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI