Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çark böyle dönüyor!

Emin ÇÖLAŞAN

Biryay Dağıtım Şirkati verilerine göre, Mehmet Ali Ilıcak'ın sahibi olduğu Akşam Gazetesi, tam 50 bin kişiye televizyon, 135 bin kişiye yemek takımı vermedi. Demek ki 185 bin kişi mağdur edildi. Bunlardan trilyonlar toplandı ama vaatler yerine getirilmedi.

Bu insanlar şimdi dava üstüne dava açıyorlar ve kazanıyorlar.

Yargıtay bu davaları onamaya başladı. İşte size bir örnek:

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Esas 1998/555 ve Karar 1998/l025 sayılı kararıyla, Isparta Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen kararı onadı.

Kararda, vaat edildiği halde verilmeyen televizyonun davacı Tevfik Kuzkaya'ya aynen verilmesi ya da bedelinin ödenmesi öngörülüyor.

Dolayısıyla, Akşam Gazetesi'nden televizyon veya yemek takımı alamayan herkes, dava açtığı takdirde kazanacak. Yargıtay kararı kesin. Geriye dönüşü yok.

***

Sevgili okuyucularım, iş bu kadarla bitmiyor. Şimdi size bu hadisenin bir başka boyutunu aktaracağım ve okuyunca herhalde çok şaşıracaksınız!

Geçenlerde burada yazmıştım.

Mehmet Ali'den televizyonlarını alamayan binlerce vatandaşımız, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'na başvurup gereğinin yapılmasını istemişlerdi. Bu bakanlık ‘‘Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Daire Başkanı E. Tülay Aydın’’ imzasıyla yakınıcılara gönderdiği yanıtta aynen şöyle diyordu:

‘‘Bakanlığımız müfettişlerince yürütülen inceleme ve soruşturma sonucunda, adı geçen basın kuruluşunun (Akşam Gazetesi'nin) DOLANDIRICILIK suçunu işlediği görüşüne varılmış ve şirket yetkilileri hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmuştur.’’

***

Komedi işte bundan sonra başlıyor. Bu işin peşine düştüm. Acaba bu suç duyurusu ne olmuştu? İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ne yapmıştı? Bu soruları burada birkaç gün önce sormuştum.

Başsavcı Ferzan Çitici ilgilendi ve hemen yanıt gönderdi:

‘‘Sanayi Bakanlığı'nın 5 Ağustos 1997 tarihli yazısı savcılığımıza gelmiş, yapılan inceleme sonucunda adı geçen gazetenin adresinin Zeytinburnu'nda olması nedeniyle, 7 Ağustos tarihinde verilen YETKİSİZLİK kararımızla dosya Zeytinburnu Başsavcılığı'na gönderilmiştir...’’

Evet, Akşam Gazetesi Zeytinburnu ilçesinde olduğu için dosya, gereğinin yapılması için oraya gönderiliyor.

Bakınız sonra neler oluyor:

Dosyayı bu kez Zeytinburnu Başsavcılığı inceliyor ve GÖREVSİZLİK kararı veriyor!

Hemen ardından dosyayı Zeytinburnu Kaymakamlığı'na gönderiyor.

Bunlar Ağustos 1997'de oluyor.

Zeytinburnu Kaymakamlığı da, suç duyurusunu İstanbul Valiliği'ne gönderiyor!

Bu dosya şimdi nerede?

Vallahi doğrusunu isterseniz, ben işin izini daha fazla süremedim ve kaybettim!

Bir süre sonra Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nde, Japonya Dışişleri Bakanlığı'nda, Brezilya Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda ya da Saddam Hüseyin'in özel bürosunda ortaya çıkarsa hiç şaşmayın!

***

Dahası var, dahası! Devletin bir kuruluşu, yani Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, savcılığa bir suç duyurusu yapıyor. On binlerce insanımızı ilgilendiren bir dolandırıcılık olayı...

Zeytinburnu Cumhuriyet Savcılığı GÖREVSİZLİK kararı verip dosyayı kaymakamlığa gönderiyor.

Aradan yedi ay geçiyor, ancak bu kararı Sanayi Bakanlığı'na tebliğ etmiyor! Herhalde unutuyor!

Sanayi Bakanlığı ise yaptığı bu suç duyurusunun ardına düşmüyor. Yedi ay geçiyor, hiçbir yetkilinin aklına yeniden bir yazı yazıp da ‘‘Kardeş, bizim bir suç duyurusu vardı. Acaba sonucu ne oldu?’’ diye sormak gelmiyor!

Ama vatandaşa gönderilen yazılı yanıtlarda ‘‘Merak etmeyin, biz ortada dolandırıcılık olduğunu saptadık, savcılığa suç duyurusunda bulunduk’’ denilmeye devam ediliyor.

İşin peşine gazeteciler düşünce, gerçekler ortaya çıkıyor.

***

Burada işin başka bir boyutuna da değinmek istiyorum. Günaydın Gazetesi'nin sahibi Mehmet Saruhan, vaat ettiği buzdolaplarını vermediği için şu anda ‘‘binlerce kişiyi dolandırdığı’’ iddiasıyla cezaevinde yatıyor.

Burada soruyorum:

Mehmet Saruhan'la Mehmet Ali Ilıcak'ın olayları arasında ne fark var?

Hiçbir fark yok. Tek fark, biri içeride, öbürü dışarıda ve dosyası oradan oraya geziyor!

O halde Saruhan niçin cezaevinde? Yoksa ona haksızlık mı yapılıyor?

Ya ikisine de aynı yasalar ve aynı yaptırımlar uygulanmalı, Ilıcak hakkında da ceza davası açılmalı, ya da Saruhan dışarıda olmalı. Bunun başka izahı var mı?

Aksi halde akla kötü şeyler gelmez mi?

***

Türkiye'de yargı sisteminin çöktüğünden, kilitlendiğinden, işlemediğinden yakınıyoruz. İşte size somut bir örnek verdim. Bu ortamda kim, kimin hesabını kimden soracak?

Devletin bir bakanlığı bir şahıs hakkında ‘‘dolandırıcılık’’ yaptığı iddiasıyla savcılığa suç duyurusunda bulunuyor ve dosya oradan oraya havale ediliyor. Aradan tam yedi ay geçiyor ve hiçbir makamdan tık yok!

Yetkisizlik kararları veriliyor, görevsizlik kararları veriliyor, dosya kaymakamlığa, valiliğe gönderiliyor! Ama suç duyurusunda bulunan koskoca bir devlet kuruluşuna, Sanayi Bakanlığı'na bir tek tebligat yapılmıyor.

Sanayi Bakanlığı ise işin ucunu bırakmış, yapmış olduğu suç duyurusunu çoktaaan unutmuş.

Devlet çarkı işte böyle dönüyor sevgili okuyucularım!













X

YAZARIN DİĞER YAZILARI