"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Çapsız bir politikacının eseri

EN tecrübeli politikacıların bile bazen gözlerinin önündeki gerçeği göremeyip, kolayca aşılabilecek sorunları krize döndürebildiklerinin bir örneğini daha yaşıyoruz.

Danimarka'da bir gazetede yayınlanan "densiz karikatür"ün bütün dünyada yol açtığı dalgalanmadan söz ediyorum. Umarım bunu takip edecek bir şiddet dalgası, bu beceriksizliğin faturasının masum insanlarca ödenmesine neden olmaz.

Danimarka Başbakanı Rasmussen, karikatürün yayınlanmasından sonra ortaya konulan tepkilere, "Bizde basın özgürdür" gibi bir gerekçeyle kayıtsız kalmasaydı olaylar hiç kuşkusuz bugünkü düzeyine gelmeyecekti. Oysa Rasmussen'in şunu demesi bile yeterliydi: "Bizde basın özgür olduğu için bu yayına karşı bir şey yapamıyorum. Ancak insanların inançlarıyla böylesine alay edilmesini de hoş görmem mümkün değil. Bu karikatürü yayınlayanları kınıyor, onları Müslümanlardan özür dilemeye davet ediyorum. Bu sorumsuzluk nedeniyle üzüntülerimin kabulünü rica ediyorum."

Rasmussen böyle davranabilseydi, bundan ne ülkesindeki "basın özgürlüğü" zarar görürdü, ne de kendisinin demokratlığına bir halel gelirdi.

Ama o aylardır süren bu krizi seyretmekle yetindi. Ve şimdi bir karikatürün çevresinde kopan fırtınanın baş sorumlusu olarak çırpınmaktan başka bir şey yapamıyor.

Bir kez daha görüyoruz ki "çapsız" politikacılar, belki ülkelerinde çok oy alabiliyorlar; ama bu onların gerçek bir "devlet adamı" olmalarına asla yetmeyebiliyor!

Bush’un seyretmekten en çok hoşlandığı görüntü

11 Eylül'den beri sözü çok edilen "medeniyetler çatışması" denilen olayın tam orta yerinde bulunuyoruz.

Bir tarafta Batı medeniyetinin en çok önem verdiği kavramlardan biri olan özgürlükler var. "Basın özgürlüğü" de bunların arasında. Ve bu "özgürlüğü" savunmak adına, bazı Avrupa gazeteleri birbiri ardına Hz. Muhammed karikatürleri yayınlıyorlar. Yaptıkları işin "öteki medeniyet" mensuplarınca nasıl algılandığının farkında bile değiller büyük olasılıkla.

Hazreti İsa'yı kılıktan kılığa sokmak, hatta açık saçık video kliplerin başkahramanı haline getirmek onlara normal gelebiliyor. Elbette muhafazakár Hıristiyanlar bu tür şeylere tepki gösteriyorlar; ama bu tepki Müslüman halkların bugün ortaya koyduğu tepki boyutlarına hiçbir zaman varmıyor.

Müslüman medeniyetler ise kendilerine çok yabancı bir kavramı algılamakta zorluk çekiyorlar: Basın özgürdür. Saçmalama özgürlüğü de dahil olmak üzere. Müslüman halkların çoğu yapılan işi "düşüncesiz bir gazetecinin densizliği" olarak algılayamıyor; çünkü yaşadıkları ülkelerde bir gazetecinin istediği her şeyi yapabileceğinin örneğini hiç görmemişler.

İki ayrı medeniyetin, birbirini anlamakta bu kadar zorlanıyor olmasının bu kadar somut bir örneğini daha önce hiç görmemiştik.

Amerika, 11 Eylül sonrası "uluslararası terörle mücadele" bahanesiyle giriştiği hareketler sırasında Müslümanlarla karşı karşıya geldiğinde, Avrupa ülkeleri bir kenara çekilip durumu seyretmekle yetinmişti.

Şimdi öyle görünüyor ki bir kenara çekilip seyretme sırası ABD'ye geçti. Ve eminim ki Bush, televizyon haberlerinde Müslüman dünyasındaki isyan görüntülerini, yırtılan, yakılan Avrupa bayraklarını seyrederken ellerini ovuşturuyordur.

Trabzon Valisi'ne bir soru

TRABZONSPORLU futbolcular Fatih Tekke ve Gökdeniz Karadeniz'e yönelik silahlı yıldırma saldırılarının ardından ortaya atılan dehşet verici bir iddiayla ilgili olarak tatmin edici bir açıklama yapılmadı.

İddia, benzer bir saldırının daha önce Fatih Tekke'ye yönelik olarak yapıldığı ve Trabzon Valiliği ile Emniyet Müdürlüğü'nün bu saldırıyı "Trabzon'a zarar gelmesin diye" örtbas ettikleri.

Zaman zaman yerel yöneticilerin, bölgelerindeki "hatırlı" kişilerle ilgili bu tür örtbas çabası içinde olduklarını duyuyoruz.

Farklı bir örnek, Van'da, bir uyuşturucu kaçakçısı hatırlı kişinin polisin elinden kaçırılmasında da yaşanmıştı.

Küçük ve dar bir çevrede, ucu hatırlı kişilere uzanacak bu tür olaylarda emniyet güçlerinin harekete geçebilmelerinde belli ki engeller olabiliyor.

Acaba bu sorunu aşmanın yolu FBI benzeri, tek bir merkezden yönetilen bir emniyet gücü mü oluşturmak? Türkiye'nin federal bir ülke olmadığını, devlet teşkilatının eninde sonunda "bir merkezden yönetildiğini" elbette biliyorum. Ancak bu tür olayların soruşturmasında çalışacak ve o dar kent içi çevreyle bir bağı olmayan, merkezden yönlendirilecek emniyet ekipleri sanırım çok daha başarılı olabilirler.

Ve bir soru Trabzon Valisi ile Emniyet Müdürü'ne. Gökdeniz Karadeniz'in otomobiline yönelik saldırıdan sonra apartman kapıcısının "Burada geceleri hep silah sesi duyulur. O nedenle bir saldırı olduğunu gece anlayamadım" dediğini televizyondan izledim. Sorum şu: O silah sesleri orada her gece duyuluyorduysa, bugüne kadar sizin kulağınıza hiç gelmedi mi?
X