Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Cappadox’ta yeni bir dünya kurulur...

    ERKAN AKTUĞ erkan.aktug@hurriyet.com.tr
    11.05.2017 - 16:10 | Son Güncelleme:

    Müzik, çağdaş sanat, gastronomi ve doğa konseptiyle üçüncüsü düzenlenen sıradışı festival Cappadox’un sanat programından sorumlu küratör Fulya Erdemci ile ‘Dünyayı yeniden kurmak’ teması üzerine şekillenen bu yılki sergiyi konuştuk: “Görselliği bu kadar güçlü bir coğrafyada, görsel alana dair iş üretmek kolay değil. Sınırları zorlayıcı, teşvik edici ve heyecan verici bir deneyim...”

    Üç yıldır Cappadox’un çağdaş sanat programının küratörlüğünü üstleniyorsunuz Kevser Güler’le birlikte. İstanbul Bienali’nden Yaya Sergisi’ne pek çok önemli küratöryal işleriniz arasında Cappadox nasıl bir deneyim sunuyor size?

    Kamusal alanın bu kadar muhteşem bir coğrafyayla birleşmesi başlı başına bir etken. Daha önce kentsel kamusal alanlarda sergiler gerçekleştirdim. Ama jeolojik yapılanmasının bir sonucu olan etkileyici fiziki çevre, yine bu yapılanmanın izin verdiği kayalara oyulmuş mimari ve topografyayı takip eden yerleşim biçimleri, Neolitik döneme uzanan tarihi katmanlarıyla Kapadokya’daki durum çok özel. Aynı zamanda, benim küratör olarak ilk kez coğrafyaya çıkışım diyebiliriz. Birçok Türkiyeli sanatçı, kentsel kamusal alanlarda bile iş yapma fırsatı bulamıyor. Toplumsal hafızamızda, arazi sanatı gibi bir mevhum yok. Bu anlamda Cappadox sergileri, hepimiz için bir okul, gelecek için de bir arşiv oluşturuyor diye düşünüyorum.

    Kapadokya çok özel bir coğrafya, insan kendini başka bir gezegendeymiş gibi hissedebilir. Mekânın bu derece etkileyici olması sergiyi kurgularken üzerinizde bir baskı unsuru yaratıyor mu?
    Tabii ki! Bu, yalnızca benim için değil, sanatçılar için de geçerli. Öncelikle, sanatçılar, kendi sanat pratiklerini bu koşullar içinde yeniden düşünüp tekrar tezgâhtan geçirmek zorunda kalıyorlar. Onlar için de yeni ve zorlayıcı bir deneyim. Görselliği bu kadar güçlü bir coğrafyada, görsel alana dair iş üretmek kolay değil. Buradaki şiddetli görselliğin ötesinde, bu bölge Dünya Mirası kabul edildiği için koruma altında ve işlerin bu koşulların göz önüne alınarak tasarlanması ve gerçekleştirilmesi gerekiyor. Eğer bir peri bacası ya da mağara mekân olarak kullanılıyorsa, bu heykellerin/yerleştirmelerin bu mekânlara müdahalede bulunmadan yerleştirilmesi gerekiyor. Sınırları zorlayıcı, teşvik edici olmasının yanı sıra heyecan verici ve deneysel formlara açık bir deneyim olduğunu düşünüyoruz.

    Kapadokya’nın kendisi devasa bir açık hava heykeli olarak da nitelendirilebilir. Bu seneki sergide heykelin güncel imkânları, tezahürleri üzerine yeni denemelerin ortaya çıkacak olması tesadüf olmasa gerek...
    Haklısın. Kapadokya, estetikteki ‘yüce’ kavramının bir karşılığı, yani o kadar şiddetli bir görsel deneyim sunuyor. Bu anlamda, heykelin hem fiziki varlığını, çevresiyle ilişkisini, hem de sosyal fonksiyonunu tekrar düşünüyoruz. Bu devasa oluşum ve bu katmanlı tarihi, sanat aracılığıyla anlaşılabilir, ilişkiye girilebilir yapmaya çalışıyoruz.

    Cappadox’ta yeni bir dünya kurulur...                                               Fulya Erdemci

    AYRI MI KOYSAK KUTU GİBİ

    ‘Dünyayı yeniden kurmak’ teması üzerine şekillenen bu seneki Cappadox sergisinde izleyicileri neler bekliyor?
    ‘Dünyadan Çıkış Yolları’, 2012’de kaybettiğimiz yazar, şair Sami Baydar’ın bir denemesinin başlığı. Bu aslında ‘poesis’e, ‘şiir’in eski Yunan’daki etimolojik kökenine referans veriyor, yani doğrudan sanat eseri aracılığıyla, dünyayı yeniden anlamlandırarak yeni dünyalar yaratmakla ilişkili. Sergiye katılan birçok sanatçı, ilksel olanı bugünün bağlamında tekrar düşünüyor.
    Alper Aydın ‘Barınak’ isimli performansında, bu coğrafyadaki yerleşme biçimlerine gönderme yaparken, insanın inşa etme, yaşam kurma jestini de tekrarlıyor.

    Cappadox’ta yeni bir dünya kurulur...                                                             Yaşam Şaşmazer, Devastation

    Yaşam Şaşmazer yine bu coğrafyanın tarihinin bir parçası olan münzevi rahiplere de referansla, insanın yeni bir dünyayı mümkün kılmak için kendine dönmesini, kendini doğaya bırakmasını ilham eden, Keyişdere’deki gizli bir mağara için bir heykel üretiyor.
    Deniz Gül’ün 2003 tarihli çatı kiremitlerinden oluşan melek kanadı formundaki diploma projesini yine bu bağlamda geri çağırdık.
    Nermin Er, bu vadilerde yüzyıllardır yankılanan sesleri dinlememizi önerirken, Erdağ Aksel coğrafyaya algı üzerinden yaklaşarak, onu ölçü ve ölçekle ilişkilendiren bir heykel yerleştirmesi yapıyor. Bölgedeki, hayvanlarla ortak yaşam pratiklerine bakan sanatçılardan İris Ergül, bu topraklardaki Bektaşi geleneği ve hayvanlarla birlikte bir komunite kuran yaşam biçimlerinden yola çıkarak dönüşüm içindeki Şamanik yaratıkları düşünüyor.
    Annika Erikson, Avanos’tan geçen Kızılırmak üzerindeki yapay bir adada yaşayan kaz kolonilerine işaret ederken, Chaupisat Kardeşler, kayaların içine oyulmuş tarihi arı kovanlarından yola çıkarak, arılar için ‘yazlık evler’ tasarlıyor.
    Lara Favaretto, bilimkurgu, arşiv ve gelecek kavramlarını Kapadokya üzerinden düşünerek bölgenin hafızasını geleceğe taşıyabilecek en temel dünya materyali olan toprakla ‘Zaman Kapsülleri’ yaratıyor.
    Halil Altındere’nin Berlin’deki nbk için geçen yıl ürettiği ‘Uzay Mültecisi’ de bölgenin başka gezegenleri hatırlatan jeolojik yapısını da kullandığı, bilimkurgu filmlerini ve dilini de hekleyen, mülteciler için Mars’ta bir yaşam alanı fikriyle oynuyor.
    Hector Zamora, bir Türkiye metaforu olarak, Knidos’ta bulunan bir labirenti, Avanos’ta üretilen kiremitlerle tekrar hayata döndürüyor.
    Ya da Mehmet Ali Uysal, çocuk oyunlarını hatırlatan ‘kağıt’ uçak ve kayık formundaki heykelleriyle Uçhisar Kalesi’ne müdahalede bulunarak, günümüze olduğu kadar, bu coğrafyanın geçmişine de işaret ediyor.
    Doğrudan bu bölgenin, yaşamsal, sosyal ve coğrafi geleneklerine bakan sanatçılardan Yasemin Özcan seramik geleneğini bugüne taşıyan Avanoslu usta ve atölyeleri öne çıkaran video işinin yanı sıra, ustaların üretimlerini bir araya getiren kolektif kamusal bir heykel üretiyor.
    Serkan Taycan ise Kapadokya’nın suyla, Avanos’tan geçen Kızılırmak’la ilişkisini masaya yatıran bir araştırma platformu yaratıyor.
    Guillaıume Bijl, küresel olarak yükselen siyasi popülizm ve şöhret fetişizmi sorularını, Kapadokya’daki kültürel turizm olgusunu üzerinden yorumlarken, Karin Sander de müziğin ve görsel sanatların olanaklarını bir araya getirerek, konser, toplanma ya da festival izleyicilerinin algıları ve önyargılarıyla oynuyor.

    Cappadox’un ‘Dünyayı yeniden kurmak’ temalı çağdaş sanat sergisi 18 Mayıs-11 Haziran tarihleri arasında Uçhisar, Keyişdere Vadisi (Göreme), Avanos ve İbrahimpaşa’da görülebilecek.

    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı